İrşat ve Tebliğ Görevi

Eylül 1987

Kâinatın hâlikı yüce Rabbimiz bizden, kendisine güzel kulluk etmemizi istiyor. O’nun rızasını kazanmak için neler yapmamızı, nasıl yapmamızı göstermek üzere bize Hz. Âdem’den itibaren Hz. Nuh, Hz. İbrahim, Hz. Musa, Hz. İsa (as.) gibi nice peygamberler göndermiş, Tevrat, İncil, Zebur, Kur’an gibi nice mukaddes kitaplar ve “sahife”ler inzal eylemiştir.

Hükümranlığı kıyamet kopana kadar sürecek ve kendisinden sonra başka peygamber gönderilmeyecek olan Hz. Muhammed de (sallallahu aleyhi ve sellem), geleceği önceki din kitaplarında müjdelenmiş olan son ve en büyük peygamberdir. Hak Teâlâ (celle celâlüh) onu bizlere, emirlerini tebliğ eden bir elçi, bozulan inançları düzelten bir öğretici ve en güzel ahlâkla müzeyyen bir terbiyeci olarak göndermiştir.

Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ilahî görevini mübarek ömrü boyunca yılmadan çalışarak en üstün şekilde başardı. Cümle insanlığa peygamber olarak gönderildiğinden, tebligatını sadece kendi kavmine yapmakla yetinmedi; asrının zor şartlarına ve son derece kısıtlı ulaşım ve iletişim imkânlarına rağmen mesajını, tüm civar ülkelere elçiler göndererek ve mektuplar yazarak (ki bunların bazısı bugün müzelerde mevcuttur) herkese ulaştırdı; Bizans ve İran Sasani imparatorlarını, Mısır, Habeş, Bahreyn krallarını İslâm’a davet eyledi.
Onun Hulefâ-yi Râşidîn’i, müctehid imamlar, müttakî alimler, hakikî mürşidler ve salih devlet adamları aynı irşad, tebliğ ve dini yayma çalışmalarını şevkle sürdürdüler, İslâm’ı geniş ülkelere, uzak diyarlara kadar yaydılar. Müslümanlık asırlar boyu izzet ve şerefle kıtalara ve okyanuslara hâkim oldu.

Sonra müslümanların ana gayeyi unutmaları, dünya zevk ve ihtişamlarına dalıp gevşemeleri, düşmanları iyi izlememeleri, ilmî ve araştırmayı ihmal etmeleri sonucu durum değişti. Müslümanlar organize bir bütün olamadıklarından düşmanlara yenildiler, ülkelerini kaybettiler, zillet ve esarete duçar oldular.

Bugün bir uyanma, kendine gelme, toparlanma sürecinin başlangıcındayız. Sorumluluk şimdi gelmiş bizim omuzlarımıza çökmüştür. Evvelce olduğu gibi bugünün tüm müslümanlarının da aslî görevi dini yaymak, İslâm toplumlarını ve nesillerini korumak, cihan halkını irşad etmek, herkesi İslâm’a göre terbiye eylemek, eğitmek ve yetiştirmektir. Hiçbir sebep ve bahane müslümanı bu aslî görevden alıkoymamalıdır. Müslüman için ticaret, sanat, tahsil, memuriyet ve sair çalışmaları tâlî faaliyetlerdir, İslâm’a hizmet bunların yanı sıra yürütülmelidir. Nitekim tarih boyu İslâm birçok ülkeye ticarî ve kültürel faaliyet ve temaslarla girmiş ve yayılmıştır.

O halde sizler de geçim telaşları, istikbal endişeleri ve dünya meşgaleleri yüzünden aslî dinî görevinizi unutmamalısınız. Allah yolunda malınız, canınız ve her türlü imkân ve müktesebatınızla çalışmalı; tebliğ, talim, irşad ve terbiye faaliyetlerine girişmeli, bu konuda çalışan müessese, dernek ve vakıflarda görev almalı, hâlen çalışmakta olan fedakâr ve şuurlu kişilere maddeten ve mânen destekçi olmalısınız ki iflah olasınız, felah bulasınız.

Başmakaleler – Prof .Dr. Mahmud Esad Coşan