İnsanı Ateş Değil Kendi Gafleti Yakar

unnamed

İnsanı ateş değil kendi gafleti yakar demişler. Çünkü herkeste kusur görür kendisine kör bakarmış. Gafletin sözlük anlamı: dalgınlık, boş bulunma, habersiz olma, yaşayacağını önceden düşünemeyip gevşek davranma, ihtiyatsız, tedbirsiz davranma, dikkatsiz olma. Bir şeyin gerekliliği ortada iken, bunun idrak edilmemesi; yeterince dikkat edilmediği için insana arız olan yanılgı hali ve zamanın boş geçirilmesi şeklinde tanımlanmıştır.

Maddi olsun manevi olsun, menfaatlerinin farkında olmadan yaşayan; gerçeklerden habersiz olan ya da onlara kayıtsız kalan insan; Kuran-ı Kerim’de gafil sıfatı ile nitelendirilmiştir.

Düşünelim insan neden gafil olur? Kur’an-ı Kerim’de:  “Arzu ve heveslerini ilah edinmiş, bilgisine rağmen(Allah’ı bırakıp da o hevasına kul olmasından dolayı) Allah’ın da kendisini sapıklıkta bıraktığı, kulağını ve kalbini mühürleyip, gözüne de perde çektiği kimseyi gördün mü? ”(Casiye 45/23) Asıl tehlike gafletle yaşayıp sui hatime ile öbür dünyaya gitmek olduğundan derhal aklımızı başımıza toplamamız lazım.

“Rabbinin ayetleriyle nasihat edildiği halde, onlardan yüz çeviren ve kendi yaptığı günahları unutan kimseden daha zalim kim vardır? Bizde bu sebeple onların kalpleri üzerine, O nu Kur’an’ı iyi anlamalarına engel olan perdeler ve kulaklarına da bir ağırlık koyduk. Sen onları doğru yola çağırsan da, asla doğru yola gelmezler.” (18/57) Ayeti kerimede de ifade edildiği gibi gafletin sebebi tamamen bize bağlıdır.

Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’de gafiller yerilmekte ve sık sık gafillerden olmayın buyrulmaktadır. “Gafil olanlar cehennemliktir.”(7/146) “Onlar pişman olacaklar.”(21/97) “Gafil olmayın.”(7/205)

Gafilin bir özelliği de yüzeysel olmak, derinlikli düşünmeye sahip olmamaktır. “Onlar bu dünyanın dış yüzünü bilirler(ona değer verirler), fakat ahiretten yana gafildirler.”(30/7) Ayetin devamında onlar hiç düşünmediler mi? öncekilerin sonuna bakmadılar mı? diye ikazda bulunulmaktadır. Gafletten kurtulmak için tefekkürün yolunu açacak, feraset, basiret ve hikmete taşıyacak metod olarak kritik analitik düşünme sistemini hayat tarzımız haline getirmemiz gereklidir.

Gaflet sahibi sadece bu dünya hayatını düşünür, ölümün adını bile anmak istemez. Tûli emel, gafletle isteklerin uzayıp gitmesidir. Tasavvuf, gafili zulmetten nura çıkarır, buyurmuş M. Zahid Kotku (ra). “Allah’ın kalplerini, kulaklarını ve gözlerini mühürlediği kimselerdir. Onlar gafillerin ta kendileridir.”(16/108)

Gaflette olan, gönlüne gelen nefsi duyguları, vesveseleri canlandırır, kapıldığı hayaller hoşuna gider, boş ümitlere düşer, zamanının farkında olamaz.

İnsan varoluş amacını düşünmeden gafletten kurtulamaz. (Haşr 59/19) “Allah’ı unuttuklarından dolayı, (Allah’ında) kendilerini kendilerine unutturduğu kimseler gibi olmayın.(Allah’ı unutanlar, O’nun emir ve yasaklarını hayatlarına karıştırmayanlar, kalpleri ile akılları arasındaki bağlar kopmuş, yabancılaşmış nefislerinin ve teknolojinin esiri olmuş, Allah’tan başka şeylere taparcasına bağlanırlar zevk ve günah deryasına dalarlar.)

Her şey zıddıyla kaimdir denir. Gafletin zıddı uyanıklıktır.

Algıda seçici miyiz? Neye göre seçeceğiz? Ayarını her seferinde doğru olarak yapabileceğimiz bir ölçeğe ihtiyacımız var, bu ölçü de tabi ki Kur’an-ı Kerim ve Sünneti seniyyedir. Haris Muhasibi (ks) : ” Bir mümin batınını murakabe ve ihlâsla sağlamlaştırırsa, Allah Teâlâ onun zahirini mücahede ve sünnete tabi olma haliyle süsler.”  der.

Duygularımızla oynandığını, oynananlardan bihaber gafil kaldığımızı fark edip, boş vermeden müdahale etmemiz gereklidir. Fark etmek için bilgiyi canlı bir organizmaya dönüştürmeli, varoluş sebebimizi, misyonumuzu, vizyonumuzu, dünyanın gidişatını, Cenabı Hakk’ın muradını bilmek ve gereğini yapmak lazımdır. Mümin rehavete düşmez, atıl olmaz, nemelazımcı bir zihniyetle yaşayamaz.

Mümin uyanık olmalı, hem nefsine karşı hem de şeytana karşı: (3/200) “Murabıt olun, nöbet halindeymiş gibi bekleyin, cihada hazırlıklı olun ve Allah’tan korkun” buyruluyor.

Gaflet halinden uyanış tövbeyle başlar. Yusuf (as) ın kardeşlerinin gafletten uyanışları şu ayetlerde anlatılmakta: (12/89) “Gaflet döneminizde ne yaptınız? Anlayıp tövbe ettiniz mi? diye bizlere yol ve yöntem öğretilmektedir.

Tövbe her anımıza tövbe, tövbe-i nasuh ile tövbe ilk şart, sonra zikir; insan sevdiğini çokça anar. (3/191)  ” İşte o aklıselim sahipleri ayaktayken, otururken, yan taraflarına yaslanırken, Allah’ı anarlar, göklerin ve yerin yaratılışı üzerine düşünürler (ve derler ki:)”Rabbim sen bunları boş yere yaratmadın. Seni tenzih ederiz, bizi ateşin azabından koru.”

Sözlerimize: “Yıllar, fırsatlar gelir geçer de, sen hâlâ ham, hâlâ habersiz, hâlâ faydasız kalırsan, huzuru Rabb’ul izzete nasıl varırsın?” kelamı kibarıyla son verelim…

Nezahat Külekçi