İnci Mercan Sofrası

Bismihî Subhân

Üç aylara ne kaldı…

Çok şükür. Allah’ım bize Receb’i ve Şa’ban’ı mübarek kıl ve bizi Ramazan’a ulaştır…

Şurada Ramazan’a ne kaldı…

Derken bir sabah camiden duyurulan bir ilanla mukabele okumaları başladı. Ardından bir de baktık, ilk sahurumuza kalkmak için hazırlık yapıyoruz. Her Ramazan olduğu gibi yine bu Ramazan da en zoru ilk sahura uyanmaktır, ilk orucu tutmak gibi. Ama zor kısmı, aylarca bölmeden tamamladığımız uykuyu açana kadardır. Orucun zoru da ilk iftarda, iftar sevincini tadıp hatırlayana kadar. Birkaç defa rastladım “Orucun ilk günleri başım çok ağrır.” diyene. Hiç üzülmem onlara. Allah-u Teâlâ’nın bağışlama mevsimi olan Ramazanda, Rasulullah’ın sav haber verdiğine göre, ümmetten, Kelp Kabilesi’nin koyunlarının kılları adedince kişi bağışlanacak. Elbette bu isim sırasına göre olmayacak. Hal diliyle, gönlümüzle, sözlerimizle yaptığımız dua  ve ibadetlerle bağışlanmayı talep edeceğiz. Ve bana öyle geliyor ki; Mevla Teâlâ bu ilk günlerde bağışlamak için bu ağrıyı sebep kılıyor ve ağrısına rağmen tutabildiği oruca sevinen o kullardan başlıyor bağışlamaya… Ne mutlu onlara.

Orucun tohumu gibi sahur. Bir mevsimde iki defa meyve veren bir bitkinin tohumu gibi. Öyle bir tohum ki; gece, sevinçle, afiyetle ekiyoruz. Daha üzerinden birkaç saat geçmeden filizleniyor, imsak vaktinde. Gün ilerledikçe büyüyor filiz. İkindiden sonra olgunlaşıyor. Akşam ezanında ilk meyvesini veriyor. Peygamber Efendimizin bize müjdelediği ilk sevinç, ilk nimet bu; “Oruçlu için iki sevinç vardır. Biri iftar ederken. Diğeri de Rabbinin huzurunda, tuttuğu bu orucun mükâfatını alırken.” İşte ikinci meyvesini ahiret yurdunda alacağımız bir ağaç, oruç. Ve sahur da onun tohumu. Nasıl tohum olmadan ağaç olmazsa, sahur olmadan da asıl maksat hasıl olmaz..

Allah-u Teâlâ, kıymet verdiği şeyleri, gören gözler için, Zâhir ism-i şerifi ile aşikar etse de, öyle alelâde şeylerin çok göz önünde olması gibi de ortada bırakmamıştır. Sahur, işte,  gecenin karanlığına gizlenmiş kıymetli bir  mücevher gibidir. Kim o sofraya severek kalkarsa, Allah’ın cc rızasını isterse, “En hayırlı yemek, sahur yemeğidir.” haberini anarsa, onun sofrasına, göremeyeceğimiz yerlerden, göklerden, inci-mercan yağar. Onlar yemek yedik sanarlar, lokmalarındaki cennet serpintisini bilemezler. Kim bilir, belki de bağışlanacak olanlar arasında en kalabalık grup ‘sahuru sevenler’ grubudur…

Nasıl ki “Daha geçen senenin Ramazanı yeni bitmişti de üstünden ne zaman bir yıl geçivermiştiyse.” Tekerrürden ibaret bilindik bir aldanışlıkla “Bu sene de bitti Ramazan..”  dememek için, “Hamd olsun bayramına ulaştığımız bu mübarek ayda gönlümüzü gafletten uyandıran Allah’a.” diyebilmek için… Ramazanda sadece sahura değil, gaflet uykusundan da uyanmaya, sahurun bereketli sofrasını buna vesile kılmaya niyet etmeliyiz.

İnci-mercan sofrasından nasibini arayanlara, o nasibi muhabbetle toplayanlara, cennet sofralarına vesile olacak bir orucun tohumuna niyet edenlere cân-ı gönülden hulûs-i kalp ile selâm olsun. Ramazân-ı Şerîfiniz mübarek olsun.

İlahiyatçı Melahat Güngör