İnanç, İbadet Ve Dua

İbadet, mükellefin yaratıcısına duyduğu saygı nedeniyle ona itaat etmesi ve bazı zevklerinden vazgeçmesi olarak tanımlanabilir. İbadet ve duada birinci şart niyettir. Niyet Yaratıcı’ya kulluk değil ise yapılan ritüeller ve vazgeçilen zevkler amaca hizmet etmeyeceğinden ilahi rızaya uygun olmayacaktır. Bu kapsamda yapılanlar ibadetler, takıntıya dönüşen ritüeller olarak değerlendirilebilir.

Dua ve ibadetin amacı, kulu Yaratıcı’ya yakınlaştırmaktır. “Allah’tan korkmak, O’na saygı duymak ve O’nun yaratıcılığını onaylamak” ibadeti anlatan en öz ifadelerdir. İslam dininde Allah’tan başka ilah yoktur ve Hz. Muhammed onun kulu ve elçisidir” sözünün ilk iki şart olarak sunulması oldukça anlamlıdır. Zira insan bir dine dâhil olduktan sonra Yaratıcı’nın korumasına ve güvenine erişmektedir. Bu esnada kulun kurallara saygı göstermesi, Tanrı sevgisinin ve onun rızasına erişmeyi arzu etmenin bir sonucudur. Tıpkı bir bebeğin bir şeyden korkup annesine sığınarak rahatlaması gibi insanlar da olaylar ve musibetler karşısında gücü her şeye yeten bir dileğe bile vakıf olan güce yönelerek rahatlarlar. Kişi, bu inançtan aldığı huzur ve güvenle, içsel hoşluk ve esenliği yaşar. İbadet ve duanın insana verilen peşin bir ücreti vardır: Yalnız olmadığını hissetmek…

 Dua ve İbadetin Psikolojik faydaları

İnsan, gücü sınırlı olan fakat sonsuz ihtiyaç ve arzularla donatılmış bir varlıktır. Kısıtlı güçteki bu varlık, mutlak ve ebedi bir irade erkini elinde bulunduran otoriteyle bağ kurmaya niyetlenerek ibadet eder. Böylece ilahi güç tarafından korunduğu duygusunu yaşar. Sınırsız güç kaynağı “Kadir-i Mutlak”la bağlantı kurma arzusu, sarsılmaz bir güven ortaya çıkarır. Bu yöneliş ve yakarış, özlü ibadetin tarifidir. Kulluğunu anlayan, gücünün sınırlarını bilen bir kimse, duanın faydalarını kısa sürede görecektir. Duanın en önemli yararı, kişiye yalnız olmadığını hissettirmekle ümit duygusunu ayakta tutmaya yardımcı olmaktır.

Dua ve İbadetin Fizyolojik Sonuçları

Dr. Herbert Benson, son otuz yılını duanın insan fizyolojisi üzerine etkilerine adamış bir araştırmacıdır. Dr. Benson, “Handbook of Religion and Health” isimli kitabında inanmanın hastalıklar üzerinde %60-90 oranında iyileştirici etkisi olduğunu aktarmıştır. 1200 kişi üzerinde yapılan araştırmada, dindar insanların daha uzun ve sağlıklı yaşadıkları anlaşılmıştır. İbadetine düşkün ve düzenli şekilde dua eden insanların, daha seyrek hasta oldukları ve hastalandıklarında hastanede kalma sürelerinin daha az olduğu ortaya çıkmıştır. Çalışma sonunda, dini referanslara göre yaşayanlar arasında kalp ameliyatı geçirenlerin, ameliyat sonrası ölüm riskinin, hiçbir dini aktivitesi olmayanlara göre on dört misli daha az olduğu tespit edilmiştir. Dr. Benson, beyin MR görüntülemelerinde, dua halindeki kişinin beyninde kompleks aktivitelerin gerçekleştiğini rapor etmiştir. Dua eden bir kişinin vücut ısısı yükselmektedir. Bedende bir ürpertiyle başlayan uyarılma hissi yaşanmakta, algı gücü keskinleşmekte, bilinç düzeyi ve farkındalık artmaktadır.

Zihinsel Sığınak Olarak Dua

Psikolojik bütünlüğünün bozulduğunu hisseden ve kontrol duygusunu kaybetme hissi ile şiddetli sıkıntı yaşayan insan, kendisine zihinsel bir sığınak oluşturduğunda kaygısını azaltabilmektedir. Mesela ölüm anksiyetesi ve onun oluşturduğu panik, kontrolsüzlük hissini doğurmaktadır. Bu esnada beyne üşüşen olumsuz düşünceler, Tanrı inancı ve koruyucu melek inancıyla aşılabilir. Bu gerçeği fark eden Amerikalılar, insanın sığınma ihtiyacını “Siperde ateist yoktur” sözüyle özetlemişlerdir.

Prof.Dr. Nevzat Tarhan’ın İnanç Psikolojisi kitabından alınmıştır.