İmaretler – Aşhaneler

IMG_1518

Kullarını tokluk derdinden ve hastalığından, açlık ilacı ile kurtaran; nefsin isteklerine karşı yükselen yardım taleplerini işiten, şeytanın çerağını söndürerek kurtuluş meşaleleri ile cennet yolunu aydınlatan Allah’a hamd olsun.

Sultan Dördüncü Mehmet’in annesi Hatice Sultan, Galata Köprüsünün başını süsleyen ve Sinan mektebinin bir şaheseri olan Yeni Camiyi ve yanına da onun kadar muhteşem bir vakıf yaptırmıştır. 116 kişinin vazife aldığı bu cami ve vakıfta, yaz ayları boyunca içine kar atılıp soğutmak suretiyle çeşmelerden soğuk su akıtılırdı. Bu iş için her sene yirmi bin akçe tahsis edilmiştir. Ayrıca Hatice Sultan:”Bu vakfiye şartlarını her kim değiştirirse günahı onların üzerine olsun. Allah, duyuran ve bilendir” diye başlayan bu vakfiyesine, “Ramazanlar´da, teravih namazından sonra, caminin üç kapısından Atina balından yapılmış şerbet dağıtılsın. Eğer Ramazan yaza rastlarsa şerbete kar konsun. Her sene şerbet için 3000 okkalık Atina balı alınsın ve her kapı için, her gece 33 okkalık baldan şerbet yapılarak ikişer şerbetçi tarafından cemaate dağıtılsın” diye hayır hasenat için yapılması gerekenleri yazdırmıştır. Vakıf zengini olan Osmanlı da sadece Ramazan-ı Şeriflerde camilerde hurma, zeytin gibi iftariyeliklerin dağıtılmasıyla vazifeli vakıflar da vardı. Bu vakıflar Ramazan boyu bazı çeşmelerden şerbet akıtılmasını da sağlardı. Böylece muhtaçlar ramazan lezzetini her an akıp duran çeşmelerden ibriklerine doldururlardı.

“Yedi Sofralı Sakine Hatun” Vakfı; İstanbul’da Topkapı dışında cami, imam meşrutası, sebil, sebil meşrutasından oluşuyordu. Ancak bu vakfın en önemli özelliği; caminin yanında bulunan sebil ile verilen su, mermerden yapılan sofra ve sabit bir tuzluğunun bulunmasıdır. Burada fakir fukaraya günde yedi defa sofra kurulur ve yemek verilirdi. Bu hizmet 400 yıl devam etmiştir. Bu yüzden Sakine Hatun tarafından yaptırılan vakfa “Yedi Sofralı Sakine Hatun” denilmiştir.

Osmanlı’da sosyal bir müessese, bir hayır kurumu olan imarethane kelime anlamı olarak, “imar edilmiş”, “inşa edilmiş”, anlamındadır ve cami, mescid, medrese, darüşşifa, kervansaray, türbe külliyelerin tamamı için kullanıldığı gibi bu yapılardan biri olan aşhane içinde kullanılmıştır.

Bu aşhanelerde, medrese talebelerine, misafirlere, cami ve hayrat hademesi ve yoksullara, ramazan hariç öğle ve akşam olmak üzere günde iki öğün yemek dağıtılmıştır. Ramazanlarda ise iki öğün iftar ve sahur olarak belirlenmiştir. Osmanlı, sosyal yardımlaşma kurumlarının başında gelen bu imaretlerden ilki Orhan Bey döneminde kurulmuş, varlığını etkin bir şekilde II. Meşrutiyet’e kadar devam etmiştir. Bu tarihte pek çok imarethane kapatılmış, kalanlar ise daha önceki fonksiyonlarını kaybetmiştir. Buna rağmen Osmanlı imarethane geleneği, aşevi, aşhane ismi altında günümüze kadar devam etmiştir.

Her imaretin kendine has işletme kurları olmasına rağmen, aynı amaç doğrultusunda hareket etmekteydi. Hizmetin en iyi şekilde verilmesine ve kaliteli yemek sunumuna dikkat edilirdi. Yine yemek dağıtımının yanı sıra bazı kimsesiz çocuklara belli bir maaş da bağlanabilirdi. Belirtilmesi gereken bir husus da arta kalan yemeklerin, kuşların doyurulmasında kullanılmasıdır ki bu durum Osmanlı insanının yardımlaşma konusunu ne denli geniş anladığının bir göstergesidir.

İstanbul’daki imarethanelerin en önemlisi Fatih tarafından Sahn-ı Seman Medreselerinin yanına kurulmuş olan imarethanedir. Fatih, bu imarethaneyi yaşatmak için İstanbul’un çeşitli semtlerinde 2466 dükkân, 1130 ev, 54 değirmen, 14 hamam, 9 bahçe, 3 han gelirini Fatih Camiini ve imarethanesi vakfetmiştir.

Yeni Valide, Beyazıd, Mihrişah Sultan, Süleymaniye, Laleli Atik Valide Sultan, Haseki Sultan, Şehzade gibi külliyelerinde içinde de imarethaneler bulunmaktaydı. Bunların dışında Anadolu’da Afyonkarahisar’ın Sincanlı kazasında Sinan Paşa İmarethanesi Anadolu’daki en önemli imarethanelerdendi. Bundan başka Anadolu’da Erzurum, Ankara, Amasya, Manisa, Kayseri gibi şehirlerde de imarethaneler mevcuttu. Anadolu dışında Balkan Yarımadasında da pek çok imarethane vardı. Bunlardan Edirne’deki Sultan II. Murad imarethanesi oldukça önemlidir.

Osmanlı Sultanları Anadolu ve Balkanlardan başka fethettiği Arap topraklarında da imarethaneler tesis etmişlerdir. Bunlardan ilki Kanuni Sultan Süleyman tarafından, Hürrem Sultan adına Haremeyn’de kurulmuştur. Yine II. Selim Mekke ve Medine’de, III. Murad ise Medine’de birer imarethane tesis etmişlerdir. Bundan başka Medine’de Üsküdarlı Mahmud Efza Efendi tarafından Mekke’de ise IV. Mehmet’in hasekisi Gülnuş valide Sultan tarafından birer imarethane tesis edilmiştir. Gülnuş Valide Sultan İmarethanesi bunların en önemlisidir.

Serpil Özcan