İmanın Tezahürleri

Allah Teâlâ, Enfal suresinin ilk ayet-i kerimesinde, müminlere, takvayı, yani emirlerine aykırı davranmaktan sakınmayı, aralarını düzeltmeyi ve Allah ve Rasulüne itaati emretmektedir. Ayet-i kerimenin sonunda “eğer inanıyorsanız” ifadesinin yer alması oldukça anlamlıdır. Ayet-i kerimenin bu ifadeyle bitmesinden, takvanın, ara bulmanın ve Allah ve Rasulü’ne itaatin, güçlü bir iman için vazgeçilmez şeyler olduğunu çıkarabiliriz.

Ayeti kerimede Allah ve Rasulüne itaatle birlikte geçen “ takva” Kur’an-ı Kerim’in birçok suresinde yer almaktadır; dinimizin temel kavramlarından biridir. “Ara bulma” da yine dinimizin önemli saydığı bir husustur.

Peygamber Efendimiz (s.a.s.), bir Hadis-i Şeriflerinde “Allah’tan korkunuz ve aranızda olan dargınlıkları düzeltiniz (dargınları barıştırınız), onları uzlaştırınız; çünkü Allah Teâlâ Müslümanların arasını ıslah eder (onları barıştırır). Ahirette dahi kendi tarafından bir takım ikramlar yaparak, hak sahiplerinin hakkını kendi tarafından ödeyerek sevdiği kimselerin arasını bulur.” buyurmuştur.

İçinde,    takva, arayı düzeltme gibi hususların  Allah’a ve Rasulüne itaatle birlikte yer aldığı Enfal Suresi’nin birinci ayetini, meallerini aşağıda vereceğimiz iki ayet-i kerime takip etmektedir. Birinci ayet-i kerime gibi yine güçlü bir imanın tezahürlerinin yer aldığı bu ayet-i kerimelerde Rabbimiz şöyle buyuruyor:

“(Gerçek anlamda) inananlar, ancak o kimselerdir ki Allah’ın adı anıldığı zaman yürekleri titrer, O’nun âyetleri kendilerine okunduğu zaman, (bu) onların iman (nur)larını artırır (kuvvetlendirir). Ve (her işlerinde) ancak Rablerine güvenirler.

Onlar namazlarını dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden (Allah yolunda) harcarlar.”

Allah Teâlâ’nın anılması içimizde bir ürperti meydana getiriyorsa, Kur’an-ı Kerim’den ayetler okunduğunda imanımız kuvvetleniyorsa, tevekkül sahibi isek yani yalnız Allah’a güveniyor ve yalnız  O’na ümit bağlıyorsak, beş vakit namazı dosdoğru kılıyor, zekâtımızı veriyorsak ayet-i kerimelerin tarif ettiği müminlerden olma bahtiyarlığına ermişiz demektir.  

Müminlerin arasını bulmak, dinen makbul görülmüş, ihtilafa düşmenin ise telafisi zor kayıplara sebep olacağı bildirilmiştir.

Aşağıda mealini vereceğimiz ayet-i kerimede Allah’a ve Rasulüne itaatin hemen arkasından, ihtilafa düşmemek öğütlenmiş, ihtilafa düşmenin ne gibi sonuçlar doğuracağı açık bir şekilde beyan edilmiştir. Enfal suresi’nin 46. ayet-i kerimesi olan bahsettiğimiz ayet-i kerimenin meali şöyledir:

“(Ey iman edenler!) Allah’a ve Resûlü’ne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin, yoksa korkaklaşırsınız da rüzgârınız (hızınız, cesaretiniz) kesilir (kuvvet ve devletiniz elden gider). Bunun için sabırlı (ve müsamahalı) olun. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.”

Mümin olmanın diğer müminlerle iyi geçinmeyi gerektirdiği Hadis-i şeriflerde de  sıkça hatırlatılan bir husustur.

Bir Hadis-i Şerifte “Mümin müminin kardeşidir, ona nasihat etmeği hiçbir zaman ihmal etmez.” buyurulmaktadır.

Mehmet Zahit Kotku (rahmetullahi aleyh) Hocamız bu Hadis-i şerifi şöyle açıklamaktadır: “…kardeşi sevmek, ona iyi görünmek, sâfi olmak ve onu, kendi öz  kardeşini koruduğu gibi, mazarratlardan (zarar veren şeylerden) korumak, hep kardeşliğin iktizasındandır (gerektirdiği şeylerdendir). …insan kusurdan hâli olamayacağından, kardeşinde gördüğü bazı kusurları, münasip bir zamanda, münasip bir lisanla, hem de tenha bir yerde anlatmağa başlar ve nasihatini yapar. …  Hata ve kusurları söylemeyi âşikar ve aleni yapmak, cahillerin hareketidir… Onun için, nasihat eden kimselerin, mutlaka nasihatlerini, … biraz da kendi noksanlığını misal vererek, onu kendinden soğutup uzaklaştırmayacak bir şekilde söylemelerinin iktiza ettiğini (gerektiğini) bildirmişlerdir.

Herhalde nasihate hepimiz muhtacız. Hep birbirimizi iyi gözleyerek, zorla değil nasihatle irşad etmeğe çalışmamız, hem dinimizin emri hem de dünya ve ahiretimizin saadet ve selameti için gerekli olduğu bildirilmektedir. Feyyaz-ı Mutlak Hazretleri cümlemize bu iyi ve güzel ahlaklarla ahlaklanmayı nasip buyursun, âmin…”

Hocamız “Mümin müminin aynasıdır.” ifadesiyle başlayan bir Hadis-i Şerif’i de şöyle açıklamaktadır: “Sen, kardeşin için bir ayna olduğunu unutma. O, halini sende görür. O da senin için aynadır. Sen de kendini onda görürsün. Kardeşinde hayır görsen, o hayır senindir. Eğer hayırdan gayrısını görürsen o da senindir. Yani senin halindir ki onda görürsün. Müminlerin kardeş olduğu Kitap (Kur’an-ı Kerim) ile sabittir. Din kardeşliği, neseb ile olan kardeşlikten daha mühim ve daha kıymetlidir. Sakın kardeşinin aleyhinde konuşma.  Onu hata ve kusurlarından dolayı  yerip yıkma. Öz kardeşini nasıl koruyor ve gözetiyorsun, din kardeşini de öyle gözet ve koru. Daima elinden tut, yardıma muhtaç olduğu vakit de, sakın halini sana arz etmesini bekleme. Sonra çok büyük kusur etmiş olursun.”

Mümin olmanın gerektirdiği şeyler bu yazının ihata edemeyeceği kadar çoktur. Biz bu yazımızda, imanın tezahürlerinden olan Allah ve Rasulü’ne itaat, takva, tevekkül, Allah Teâlâ anıldığında kalbin titremesi, ayetler okunduğunda imanın kuvvetlenmesi, namaz, zekât gibi temel konulara işaret etmekle yetinerek, ihmal edildiğini düşündüğümüz  ara bulmanın ve insanlarla iyi geçinmenin de imanın bir tezahürü olduğunu  açıklamaya çalıştık.

Prof. Dr. M. Tahir Yaren