İmanı, Ahdi, Azmi, Aşkı ve Şevki Tazelemek

Aralık 1997


Pırıl pırıl, aydın, güneşli, sıcak bir ilkbaharı andıran, temiz, güzel bir günde yazımı size mübarek Medine-i Münevvere’den yazıyorum. Peygamberimiz Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) bir hadîs-i şerîfinde:

“İman da gönüller de zamanla yıpranır; imanınızı lâ ilâhe illâllâh diye diye yenileyiniz.”buyuruyor.

İmanlarımızın, aşk, şevk ve heyecanlarımızın zaman zaman tazelenmesi lâzım. Bunun için çok kitap okumalıyız; güncel olayları dikkat ve ibret gözüyle takip etmeli, fikir yazılarını, büyük yazarların mühim makalelerini iyi takip etmeli, her sabah kendi kendimize, “Bugün Allah için ne yapabilirim, ne gibi hayırlı işler, sevaplar kazanabilirim?” diye sormalıyız…

Namaz, zikir, Kur’ân-ı Kerîm kıraati gibi ibadetlerimizi, tadını çıkara çıkara, özene özene, tefekkür ve tedebbür ile aceleye getirmeden, hakkıyla îfâ ve edâ eylemeliyiz…

Fakirleri, düşkünleri, zavallı ve mazlumları aramalı, bulmalı, teselli etmeli, maddeten desteklemeli, gönüllerini yapmalı, dualarını almalıyız…

Hastaneleri, yetimhaneleri, evde yatan hastaları dolaşmalı, yoklamalı, dertlerini paylaşmalı, tedavilerine yardımcı olmalı, bize candan dua etmelerini sağlamalıyız; Allahu Teâlâ’ya bize verdiği sıhhat ve afiyet, sağlık ve sağlamlık için çok şükürler eylemeliyiz…

Özellikle Cuma günleri, olmazsa mümkün olan tatil zamanlarında, vefat etmiş büyüklerimizin, yakınlarımızın, dostlarımızın kabirlerini ziyaret etmeliyiz, onlara hatimler, Yâsînler, Tebârekeler vs. okumalıyız. Çünkü onların da diriler, yaşayanlar kadar sevgiye, duaya, ziyarete ihtiyaçları vardır. Ölüm her şeyi kesip, koparıp, bitirmiyor; dostluklar, yardımlar, ilişkiler, ihtiyaçlar devam ediyor, hatta daha da artarak, safileşerek, hasbileşerek, güzelleşerek…

En mühim, en sevaplı, en faydalı, en güzel işlerimizden biri de dostlarımızı, arkadaş ve kardeşlerimizi, mü’minleri, hatta hayvanları, bitkileri sevmek, korumak; onlarla iyi ilişkilerimizi en yüksek düzeyde sürdürmek, geliştirmek, ülfet etmek, gönül almak, yardım etmek, sevindirmek… Tüm ümmet-i Muhammed’in hayrını, iyiliğini, salahını, felahını, necatını istemek, bunun için olanca gücüyle çalışmak, uğraşmak, yorulmak, masraf eylemek, fedakârlıkta bulunmak…

Her fırsatta el açıp, secdeye kapanıp yüce Mevlamız’a yalvarmak, yakarmak, yanmak, ağlamak, kendi için yakınları için dini için âhireti için vatanı ve milleti için İslâmî hizmetleri ve müslümanların perişan hali ve zarar ziyanları için gözyaşı dökmek, tazarru ve niyaz eylemek…

Cenâb-ı Hak(…) Habîb-i Edîb-i Ekrem’i ve İsm-i Âzâm’ı hürmetine bizleri, sizleri, cümle din ve iman kardeşlerimizi, her türlü kötülük, zarar ve hasardan, musibet ve felaketten, ceza ve beladan hıfz u himâye ve vikaye eylesin; şerleri hayra, hüzünleri feraha, dertleri afiyete, hastalıkları şifaya, sıkıntıları neşeye döndürsün, her yerde, her işte, her zaman muînimiz ve destgîrimiz olsun.

Hepinize dareynde afiyet ve selâmetler diler, nice mutlu ve kutlu günlere saadet, devlet, izzet ve şevketle erişmenizi temennî ve niyaz eylerim.

*Prof. Dr. M. Es’ad Coşan (Rha)’ın İslâm Dergisi Başmakalelerinden alınmıştır.

Dipnotlar
1. 49/Hucurât, 10.
2. Ebû Hüreyre’den nakledilen hadis için bk. Ahmed b. Hanbel, II, 359, hadis no: 8695; Abd b. Humeyd, s. 417, hadis no: 1424; Hâkim, IV, 285, hadis no: 606.