İman ve İstikamet

4

Hamd en mükemmel şekli ile alemlerin Rabbi Allah’a, salat ve selam da O’nun habibi  peygamberimiz Muhammed Mustafa (s a v ) üzerine olsun.

Süfyan ibnu Abdullah es-Sakafi(r.anh): “Ey Allah’ın Resulü, bana İslam hakkında öyle bir bilgi ver ki, bana yetsin ve sizden başka kimseye İslam’dan sormaya hacet bırakmasın.” dedim. “Allah Teala’ya iman ettim de, sonra istikamet üzere ol.” buyurdu.

Bu hadis-i şerif Hz.Peygamber’ (a s)in Cevami’ul-Kelim denilen özlü sözlerindendir. Bir kaç kelimelik bir söz olduğu halde çok geniş ve derin manaları kapsamaktadır. İstikametin lügat manası; düzgün ve doğru olma, eğri olmama. Şer’i manası ise; Allah’a rağmen tercih yapmamak, Allah ve Resulü’nün emirlerine uymada ve yasaklarından kaçınmada devam üzere olmaktır.

İnsanın fiilleri çeşitli olduğu gibi istikametin de çeşitleri vardır:

Dilde istikamet: Doğru konuşmak, hikmetli söz söylemek. Peygamber Efendimiz (sav): “Kulun kalbi müstakim olmadıkça imanı müstakim olamaz, dili dosdoğru olmayınca da kalbi müstakim (istikamet üzere)olamaz.” buyurmuşlardır.

Kalpte istikamet: Himmet ve niyette doğruluk.

Nefiste ve bedende istikamet: Güzel hizmet ve kulluk yapmak. Peygamber Efendimiz (sav) “Tam olarak başaramaz iseniz bile yine de istikamet üzere olunuz ve biliniz ki, dini hükümlerin (amellerin) en hayırlısı namazdır (zahiri ve batıni temizliği koruyarak) abdestli olmaya ancak mü’min riayet eder.”

Hadiste geçen istikamet üzere olma emrini alimler: “Sizin için farz ve sünnet kılınan yoldan sapıtmayın, buna gücünüz yeter” veya “Allah’ın hukukunu ifa etmek, hududuna (yasaklarına) uymak, kazasına razı olmak suretiyle doğru yoldan ayrılmayın” şeklinde açıklamışlardır.

Hadisin devamı, bu istikametin korunması halinde Allah’ın vereceği sevabın kullar tarafından hesap edilemeyeceğini belirtir. Nitekim ayet-i  kerimede “…Allah’ın nimetini sayacak olsanız bitiremezsiniz…” (İbrahim Suresi,34) buyrulmuştur.

Ruhta İstikamet: Derin ve mükemmel bir saygı hissi (Takva).

Sırda İstikamet: Nimetle değil, nimeti verenle meşgul olmak.

İstikametin ne derece önemli olduğunu bize iyi anlatan, Efendimiz’in (sav) “amellerinizin en hayırlısı” buyurduğu namazlarımızın her rekatında mutlaka okuduğumuz Fatiha-ı Şerife’nin 6. ayet-i kerimesidir. Bu ayet-i kerimede Cenab-ı Hakk bize “Bizi Sırat-ı Müstakim’e (İslâm’a) ilet (İslâm ile yaşat).” diyerek kendisinden istikameti istememizi öğretiyor ve emrediyor.

Kulun istikamet üzere yaşadğı takdirde ulaşacağı mertebe ise Fussilet Suresi 30. ayet-i kerimede “(Ey mü’minler!) Şüphesiz “Rabbimiz Allah’tır” deyip de sonra (kulluk görevlerinde ve işlerinde) istikamet üzere (dosdoğru) olanlar  var ya, onların üzerlerine (ölümleri anında) melekler inerler de: “(İlerisi için) korkmayın, (bıraktığınız evlat ve ailenizden de) endişe etmeyin, size söz verilen cennetle sevinip neşelenin.” derler.” diye müjdelenmektedir.

Bu ayet-i kerimenin tefsirinde, bu müjdelenen istikamet sahibi kişileri Sahabe Efendilerimiz şu şekilde tefsir etmişlerdir:

Hz. Ebubekir (ra): “Sözde doğru oldukları gibi fiilde de doğru yolda oldular.”

Hz. Ömer (ra) bir hutbesinde, “ Allah’a itaatte istikamet üzere oldular, tilkiler gibi hilekarlığa sapmadılar.”

Hz. Osman (ra): “Amelde ihlaslı oldular.”

Hz Ali (ra): “Farzları eda ettiler.”

Rebi bin Enes: “Allah’tan başka her şeyden yüz çevirdiler.”

Cenab-ı Hakk bizi ve bütün Müslümanları istediği şekilde istikamet üzere olmaya ve hayatın her anında, özellikle de son anında müjdelerle karşılanmaya nail eylesin.

Fahrunnisa NUR