İlmin Kaybolması

IMG_4925

İlim en değerli hazinedir. Bu pek kıymetli hazinenin onun kıymetini bilecek, doğru işlerde kullanacak, başkalarına öğreterek toplumun ıslahına vesile olacak kimselere teslim edilmesi icab eder. Hz. Enes radıyallahu anh En-Nâsih Sas. Efendimizin bu konuya ilişkin şu cümlelerini naklediyor: Resülullah aleyhissalâtu vesselâm şöyle buyurdular:

“İlim talebi her müslümana farzdır. İlmi, ona layık olmayan kimseye öğretmek, domuzun boynuna mücevherat, inci, altın takmak gibidir.”[1]

İlmin hakiki muhafızını bulmak için sahibini aramak lazımdır. Bu arayışı teşvik etmek ilmi, hayrı ve bilgiyi yaygınlaştırmak için de bir yöntemdir. Yine Hz. Enes kendisine tabi olanları yükselten Er-Rafi sas. buyuruyor ki:

“Allah benim sözümü işitip belleyen, sonra da onu benden (başkasına) ulaştıran kimsenin yüzünü Kıyamet günü ağartsın. Zira nice ilim taşıyıcılar vardır ki, âlim değildir. Nice ilim taşıyıcıları ilmi, kendinden daha âlim olana taşırlar.”[2]

Titizlikle çalışan ashab-ı kiram ve tabiin ilmin her çeşidine ve hatta kırıntısına dahi itibar etmişler, hiçbir zerreyi ziyan etmemeye cehd etmişlerdir. Onların bir tek hadisi zapt edebilmek için çektikleri çile ve çıktıkları yolculuklar her ilim talebesine tesiri azalmayan ibretli anılardır. El Muallim SAS. Efendimizin buyurduğuna göre ilim yine de elimizden kaçacak ve biz onu yakalayabilmek için hiçbir şey yapamayacağız. Ebu’d-Derda radıyallahu anh anlatıyor:

“Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm ile beraberdik. Gözünü semaya dikti. Sonra şöyle buyurdular:

“Şu anlar, ilmin insanlardan kapıp kaçırıldığı anlardır. Öyle ki, bu hususta insanlar hiçbir şeye muktedir olamazlar!”

Ziyad İbnu Lebid el-Ensari araya girip: “Bizler Kur’an’ı okuyup dururken ilim bizlerden nasıl kapıp kaçırılır? Vallahi biz onu hem okuyacağız, hem de çocuklarımıza, kadınlarımıza okutacağız!” dedi. Resulullah da:

“Anasız kalasın, ey Ziyad, ben seni Medine fakihlerinden sayıyordum. (Bak) işte Tevrat ve İncil, yahudilerin ve nasranilerin elinde, onların ne işine yarıyor (sanki onunla amel mi ediyorlar)?”

Cübeyr der ki: “Ubade İbnu’s-Samit radıyallahu anh’a rastladım. Kardeşin Ebu’d-Derda ne söyledi, işittin mi? ” dedim. Ve ona Ebu’d-Derda’nın söylediğini haber verdim. Bana: “Ebu’d-Derda doğru söylemiş, dilersen kaldırılacak olan ilk ilmin ne olduğunu sana haber vereyim: İnsanlardan kaldırılacak olan ilk ilim huşu’dur. Büyük bir câmiye girip huşu üzere olan tek şahsı göremeyeceğin vakit yakındır!” dedi.”[3]

Tevrat ve İncil kendilerine indirildiği halde onunla amel etmeyip dinlerinden uzaklaşan ve ona yabancılaşanlar Müslümanlara birer misal olarak Fahr-i Kâinat Efendimiz tarafından gösterilmiştir. İlimle amel etmek onu muhafaza etmenin şartlarından biridir. Bir başkası da ilim sahiplerinin kıymetini bilmektir. Çünkü bu hazine yeri doldurulamayacak fertlerini gün geçtikçe ecel rüzgârına teslim etmektedir. İbnu Amr İbni’l-As radıyallahu anhüma anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

“Allah ilmi (verdikten sonra), insanların (kalbinden) zorla söküp almaz. Fakat ilmi, ülemayı kabzetmek suretiyle alır. Ülema kabzedilir, öyle ki, tek bir âlim kalmaz. Halk da cahilleri kendine reis yapar. Bunlara meseleler sorulur, onlar da ilme dayanmaksızın (kendi reyleriyle) fetva verirler, böylece hem kendilerini hem de başkalarını dalâlete atarlar.”[4]

En Nezir Sas. Efendimiz ümmetin başına ve sonuna dikkatleri çekerek zaman ve çağa göre değişen amellerin efdal olanlarına işaret ediyor.

“Ey ashabım! Sizler fakihleri çok, kurası ve hatipleri az, ilim dinleyenleri seyrek, fakat ilim verenleri çok olan bir zamanda yaşıyorsunuz. Bu zamanda Salih amel işlemek, ilim yapmaktan daha hayırlıdır. Fakat insanların üzerine öyle bir zaman gelecektir ki fakihleri az, hatipleri çok, ilim verenleri az, isteyenleri çok olacaktır. İşte böyle zamanda ilim her ibadetten daha hayırlıdır.[5]

Abdullah İbnu Mes’ud radıyallahu anh demiştir ki: “Eğer ilim ehli, ilmi koruyup, onu layık olanlara vermiş olsalardı, ilim sayesinde devirlerinin insanlarına efendi olacaklardı. Ne var ki onlar ilmi, dünyalıklarından menfaat sağlamak için ehl-i dünya için harcadılar. Dünya ehli de âlimleri aşağıladı. Hâlbuki ben, Peygamberimiz aleyhissalâtu vesselâm’ın şöyle söylediğini işittim:

“Kimin tasası sadece ahiret oIursa, dünya tasalarına Allah kifâyet eder. Kim de dünya tasalarına kendini kaptırırsa, dünyanın hangi vadisinde helak olduğuna Allah aldırmayacaktır.”[6]

İlim müslümanın en güzel ziynetidir. Mü’mine yaraşan “İlim talep ederek edep sahibi olmaktır”. Ancak bu yolla Cehaleti terkedip peygamberine layık ümmet ve hayrü’l-halef olabilir. Ona şeref ve iftihar vesilesi ne mal ne mülk ne de neseb ve asalettir, ancak ilmi ve edebidir.

İlim Peygamberinin dünyaya duyurduğu, amelle birleştirip kıymetlendirdiği ilim, irfan ve hikmet mü’mine Peygamber mirasıdır. Yitik malı arayıp bulmak, ilmin-aklın- fikir ve düşüncenin hakiki kaynağına dönmesini sağlamak Âlim ve Muallim olan Hz. Muhammed Mustafa SAS Efendimizi takip etmenin gereğidir. En büyük öğretmen en muazzam lider Hz. Peygamberi ilim, irfan, bilgi, hikmet Peygamberi olarak tanımak ve tanıtmak bilgi çağının büyük açık ve açlıklarını gidermenin en doğru yoludur.

Zahide Uzun



[1] Kütüb-i Sitte, 6014

[2] Kütüb-i Sitte, 6018

[3] Tirmizi, İlm 5, (2655).

[4] Buhari, İlim 34, İ’tisam 7; Müslim, ilm 13, (2573); Tirmizi, ilm 5, (2654).

[5] İhya, s. 91

[6] Kütüb-i Sitte, 6031