İlmin Hakikati Marifetullah

DSC_0199

İnsanlar birçok şeyler öğrenmiştir, fakat daha öğrenilecek o kadar çok şey vardır ki, ilim arttıkça bunların kesafeti de artıyor. Fakat şu var ki insanlar bildikleri şeyler de tam ve mutlak bir biliş sahibi olamıyor! Bütün bilgiler eşyanın ve hadiselerin dışında kalıyor. İç yüzüne nüfuz etmeye sarf edilen gayretlerin sonucu acze varıp dayanıyor. Derin bir düşünce neticesinde dünyamızın ne kadar küçük bir alem olduğunu, Cenabı Hakk’ın yüce saltanatının akıl ve mantıkla kavranabilmekten çok uzak bulunduğunu anladıktan sonra kula düşen bu yüce ve sonsuz saltanat karşısında O’na hayranlıkla secdelere kapanmaktır. İnsanoğlu kendinde var olan sır hazinelerinden habersizdir. Mutluluğu için yaşadığını iddia eden insanoğlu, nefsaniyet perdesiyle üzerini kapattığı ve habersiz kaldığı gerçek marifet olan Allah dostluğunu kazanmadıkça, değil mutlu olmak, mutluluğun yüzünü bile göremez.

Marifetullah Allah’ı bilmek, tanımak, O’nu bütün sıfatları ile öğrenmek bilgi sahibi olmak diye tanımlanır. Allah’ı bildikçe, O’nunla ilgili hakikatleri kavradıkça, O’ndan gelen hakikatleri tecrübe ettikçe, insan bilinci erişebileceği en yüksek ontolojik düzeye doğru ilerler. Yüksek gerçekleri bilmekle insan bilinci yükselir. Hz. Ali (kv) ‘ ye marifetten sorulunca: “Allah’ı Allah ile tanıdım, Allah’tan başkasını da Allah’ın nuru ile tanıdım ” demiştir. Her ilim bir marifet, her marifet bir ilimdir. Allah’ı Âlim (bilen) herkes ariftir, her arifte âlimdir denir kuşeyri risalesinde.

Allah Teâla Kuran-ı Kerim’inde kullarını lütfuyla kendini bilmeye teşvik etmiş ve bunu kazanmanın yolunu öğretmiştir. “İnsana, kalemle yazı yazmayı öğreten (Alak/4) kitabı öğreten(Maide/110), Kur’an’ı öğreten (Rahman/2), İsimleri öğreten (Bakara/31), Harp sanayiini öğreten (Enbiya/81), Süleyman’a kuşdilini öğreten (Neml/16), Bilenlerle bilmeyenlerin eşit olmadığını bildiren (Zümer/9) Allah’tır. Allah dostları şöyle demişlerdir: Kim kendi nefsini bilirse, o kimse Rabbini de bilir ve o her marifet ve bilime de vakıftır.

Cüneydi Bağdadi: “ Marifet tektir, fakat bunun başlangıcı ve yükseği vardır. Yaratıkları içinde O’nu en iyi bilenler O’nun azametini idrakten zatını keşfetmekten aciz olduklarını en çok idrak edenlerdir.” der. Kuran-ı Kerim’de: “O’nu hakkıyla takdir edemediler.”(6/91) ayetinin marifetullah bilgisine işaret ettiği rivayet edilir. İnsanın öz sıfatı bilgisizliktir. İlim sadece Allah’ın sıfatıdır. İnsan, kendisinin esas itibariyle cahil olduğunu, sahip bulunduğu az miktardaki eksik bilgilerin, Allah’tan ihsan suretiyle geldiğini idrak ettiği zaman, irfan ve marifet sahibi olur.

Gümüşhanevi Hz.leri Ruhül Arifin isimli eserinde: “ Muhakkak ki, Cenab-ı Hakk’ı duyu organları ile anlamak ve O’nu herhangi bir şeye benzetmek mümkün değildir. O, ancak altıncı duyu organı olan (kalp gözü)dediğimiz basiretle, yüce isim ve sıfatlarının sırrına ererek, salikin derece ve seviyesine göre anlaşılabilir. Kimde bu his kuvvetlenir, basireti genişlerse, hayvani sıfatlarda o nispette azalır. Hayvani sıfatı azalması nispetinde Allah sevgisi gelişir ve kul için O’na yakınlık meydana gelir. Allah sevgisi, O’nun marifetinin meyvesidir. Sevgi olmayınca, marifette olmaz. O’na karşı sevgi ne kadar artarsa, marifette o kadar artar der.

Zümer/22’ de: Allah’ın İslam nuru ile kalbine genişlik verdiği kimse, kalbi mühürlü nursuz gibi midir? diye bahsedilen kalpteki bu nura basiret, iman ve yakin nuru da denir. Kalp insan vücudundaki bütün azaların kavşak noktasıdır. Onda öyle bir özellik vardır ki, hayale ve hisse dayanmayan bütün manalar orada çözülür ve anlaşılır. Kalbin tabiatında ayrıca eşyanın hakikatini öğrenmek vardır. Hatta az bir şey bilmek bile insana ferahlık verirken, bilmemek ve anlayamamak insana hüzün ve elem verir. Her bilinen şeyin lezzeti aynı değildir. Bilinenin şerefi arttıkça, bilenin de bildiğinden aldığı tat ve lezzet o oranda artar. Şüphesiz marifetullah bilgisi de bilgilerin en yücesi en tatlısı ve en güzelidir.

Allah-u Teâla ‘yı severek marifetine eren kimse, fânilikten ebediliğe intikal eder. Marifetin yerleştiği bir gönül evini ölüm harap edemez. Marifet insanın teninde değil, ruhundadır. Ruhun sırrı Allah-u Teâla’ya ait olup, O’nun emrindedir. Tahrim/8 de:” Ey Rabbimiz, bizim nurumuzu tamamla, bizi bağışla.” Burada zikredilen nurun tamamı keşfin tamamına ermek için istenecektir. Gerçekten de marifet nurdan başka bir şey değildir. Dünyada marifete nail olmak, tecelli nurlarına nail olmaktır. Onun çekirdeği dünyada atılır, meyvesi ahirette alınır. Kim dünyada iken Allah-u Teâlâ’yı bilmenin zevkine erememişse, ahirette de O’nu görmenin zevkine eremeyecektir. Dünyadaki marifet, ahiretteki nimetlerin tohumudur. Allah’ı (cc) gerçek sevgi ile sevebilen kimselerin hayatı marifettir.

Gerek marifetullah gerekse muhabbetullah öyle bir denizdir ki, o denizin ne dibi ne de sahili bulunur. Şüphe yok ki marifet sahibi kimseler, O’nu en üst seviyede sevebilen kimselerdir.

Yine aynı eser de: Marifet ehli olanın şu özelliklere sahip olması gerekir denir: İlim, ihlas, kötü huylardan temizlenmek, güzel huylarla bezenmek, Allah korkusu, kalbi itikâf, sekinet, vekar gibi özellikler. Ayette bildirildiği gibi; Allah’tan ancak hakkıyla âlimler korkar. Bu özellikler de ancak hakiki âlimlerde vardır. İlimden gaye ve hedef gönül ilmidir, marifetullahtır. İlim Hakka vuslata yol vermeli, kapılar açmalıdır. Yoksa uygulanmayan kuru bilgi insana ancak yük getirir. Rasulullah (sav) efendimiz: “ Faydasız ilimden Allah’a sığınırım “demiştir.

Cenabı Hakk’ın marifetine mahsus sırlarını kavramada aczi itiraf etmek, akıllılığın ta kendisidir. Büyük Sıdık Ebu Bekir (ra)nın şu niyazı ile bitirelim:” Kul için en büyük iltifat olan marifetine ermeye, aczden başka yol bırakmayan Allah(cc)’ı noksan sıfatlardan tenzih ederim.” Âmin…

Nezahat Külekçi