İletişim Engellerinden; Suizan

“Gel gönülden konuşalım, gözyaşı kadar sıcak olsun sözlerimiz,
Gözyaşı kadar içten ve berrak, usulca süzülsün ruhlarımızdan,
Teker teker, tane tane; coşkun ırmaklar kadar pak! ” der, Mevlana Hz.leri.

Bu mısralarda ne kadar temiz güzel duygular var ise, suizanda da o kadar kötü, kirli duygular var. Fıtratımızda var olan güzeli sevme güzeli arama hissi, günahlarla kirletilip karartılınca tövbe edip U dönüşü yapmayınca, insanı yanlışa yöneltiyor. Kimseyi beğenmeme, kusur arama, alay etme vb.

İletişimde söz, %30; sözsüz simgeler, %70 etkiye sahiptir. Sözsüz iletişimde bedenin dilini ifade eden tavırlar vardır. Zihnin mesajı sözle, gönlün mesajı sözsüz ifade edilir.
Dudak bükmek (yerine) Tebessüm etmek
Kaş çatmak (yerine) Elini tutmak
Surat asmak (yerine) Gözünün içine bakmak
Sırt çevirmek (yerine) Sarılmak gibi…

Yapılan araştırmalarda neşeli ve mutlu ifadelerin en iyi söz ve gözle; kızgın ifadelerin ise kaş ve dudak biçimleri ile belirtildiği ortaya çıkmıştır. Bir samimi tebessüm, bazen ne kadar çok engeli aşar. İnsanlar konuşamazsa, duyamazsa, göremezse bu fiziksel engellerini nasıl ortadan kaldırabilir ki! Tedavi olmak için, en iyi doktorlar, hastaneler araştırılır, servetler harcanırken, manevi iletişim engelleri için neden hiç kafa yorulmaz, dert edinilmez, çareler aranmaz? Hâlbuki göz bozukluğu gördüklerimizi, görüş bozukluğu ise yaptıklarımızı sınırlar.

Suizan da, iletişim engellerinden biridir. Suizan sözlükte kötü sanma, kati olarak bilinmeksizin ihtimalle hükmetme, kötü bir fikir ve görüşte bulunma olarak açıklanmış.

Düşünce önce kalpte oluşup akıl ile yorumlanıyor. Onun için Peygamber Efendimiz (sav):” Allah’ım senden doğru söyleyen bir dil ve kalb-i selim isterim” (Tirmizi) buyuruyor.

İletişimde en önemli organlardan ikisi kalp ve dil. Bunların doğru olması insanın diğer azalarını da etkiliyor, kalbin hali değişince bütün azaların hali de değişiyor.

“İftira, gıybet, suizan etmek, insanı derhal kötü bir hale düşürür; sevgisi, saygısı, feyzi kesilir.” ( Prof. Dr. M. Esad Coşan)  Allah-u Teâlâ Hz.leri Kuran-ı Kerim de: “Ey iman edenler! Zandan çok sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin gizli kusurunuzu araştırmayın ve biriniz diğerini çekiştirmesin” Hucurat (49/12) buyuruyor. Ayette bir kısmı günahtır deniyor. Günah olan zan, iyi kimseye beslenen kötü zandır. Demek ki hüsnü zan etmek (iyi, olumlu, güzel düşünce) uygun görülmüş. Peygamber Efendimiz (sav)de: “Hüsn ü zan imandandır.” buyurmuştur.
“Hâlbuki kendilerinin ona dair hiçbir bilgisi yoktur. Onlar kuruntudan başkasına uymazlar. Şüphesiz ki kuruntu gerçekten yana hiçbir şey ifade etmez (Zan ile kesin bilgi elde edilmez.)” (Necm 53/28)

Kuran müfessirleri de doğruyu ve yanlışı; açık belirtileri ile seçmeden, iyice gözleyip düşünmeden suizanda bulunulmamasını, bundan kaçınılması gerektiğini söylerler. İhtimal üzerine hüküm vermek insanı büyük veballere sokar. Ancak açık ve net olan durumlarda bu hakka bir ölçüde sahip olabiliriz.

“Onların çoğu, zandan başkasına uymuyor(lar). Zan ise (ilim ve ) gerçekten hiçbir şey ifade etmez. “ (Yunus, 10/36)

“Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme! Çünkü kulak, göz ve gönül; bunların hepsi ondan(o ardına düştüğün şeyden) sorumludur.” (İsra,17/36) buyruluyor. Bu ve benzeri ayetler toplumların sağlıklı olması için son derece önem arz ediyor.

“İslam’da insan kadar içtimai vazifeler de çok mühimdir, onun için şahısların arasını bozan fitne, fesat, gıybet, iftira, dedikodu, suizan, yalan yasaklanmıştır. Bütün insanlar Hz. Âdem’in evladıdır, mümin müminin kardeşidir. İyi bir Müslümanın; İslam’ın ruhunu, ibadetlerin amaç ve hedefini, şeriatın emir ve yasaklarındaki ulvi gaye ve hikmetleri çok iyi anlaması, kavraması lazımdır. Çünkü alacağı manevi ecir ve mükâfat; şuuru, izan ve irfanı, sevgisi, ihlâsı, anlayış ve sezgisi ile orantılıdır.”    ( Prof. Dr. M. Esad Coşan)

Bilgimiz olmadan fikir yürütmek, boşlukta yürümektir. Aslında ne düşünüyorsak oyuz. Yaptıklarımızı, hissettiklerimizi bile düşüncelerimiz belirliyor. Acaba düşüncelerimiz gerçek mi? Kötümser mi? Neleri düşünüyoruz? Nasıl düşünüyoruz?

Allah’ın rızasını kazanmada tefekkürün yolunu açacak, feraset, basiret ve hikmete taşıyacak bir yol ve metot olarak kritik analitik düşünce sistemini hayat tarzı haline getirmemiz mutlaka gereklidir. KAD; sağlıklı, bilimsel, sistemli düşünmektir; zanla hareket etmemektir.

İç huzurun ve erdemli sosyal yaşam kurallarının çeşitli terbiye yollarıyla fertlere kazandırılması yaşam standartlarını yükseltir, toplumu düzeltir. Ortak zeminlerimizi güçlendirelim, farklılıklarda değil, fıtrattaki tevhitte buluşalım.

Mevlana Hz.lerinin sözü ile bitirelim: “Aç herkese açabildiğin kadar sineni, ummanlar gibi olsun; inançla geril ve insana sevgi duy, kalmasın alaka duymadığın ve el uzatmadığın bir mahzun gönül…” Vesselam.

Nezahat Külekçi