İlâhi Mesaj ve Afetler

“De ki: “O (Allah) size üstünüzden veya ayaklarınızın altından (çeşitli afetlerle) bir azap göndermeye veya (karşı) gruplar halinde sizi birbirinize katıp kiminize kiminizin hıncını tattırmaya gücü yetendir.” Bak, ayetleri iyice anlasınlar diye nasıl türlü türlü açıklıyoruz.”6/Enâm,65

Kur’ân-ı Kerîm’de, “Toplumların, Allah (cc) ile ilgilerini kesip yaratılış gayelerinin dışına çıkarak, O’na isyan halinde yaşadıkları takdirde, bir gün onlara ilâhî bir afetin gelmesinin kaçınılmaz olduğu vurgulanmaktadır.”[1]

“Yüce Allah kullarının din ve ahlâklarının bozulmasından ve onları kula kulluktan kurtarmak için emirlerini bildiren peygamberler göndermiştir. Gönderilen peygamberlere karşı isyan ve taşkınlık yapan, onları dışlayan, emirleri kabullenmeyen, akıllarına, hevâlarına ve tâğûtlara tapan âsî kavimlere, bu halleri devamlılık kazandığında ilâhî kanun gereği, Allahu Teâlâ, onlara gökten ve yerden felaketler vermiş, bazılarının üzerine taş yağdırarak, bazılarını suda boğarak, bazılarını şiddetli zelzeleyle yere batırarak, bazılarını da şiddetli kasırga göndererek helak etmiş. Bazen darlık, kuraklık, kıtlık ve afet şeklinde uyarılar gelmiş, fakat bunun karşısında, ‘Bunlar tabiat olayları/doğal afetlerdir.’ deyip geçmişler, bazen de bolluk ve rahat verilince onun da bir imtihan olduğunu düşünmeyip şımarıp azmışlar, yüce Allah’ın takdirini, O’na sığınmayı, tevbe ve şükrü unutmuşlardır. Böylece de helak olup gitmişlerdir.

Toplumlara gelen zelzele, sel baskını, tûfan, kasırga, kıtlık ve benzeri afetler birer musibet olduğu gibi, ahlâkî çöküşler, geçim sıkıntısı, sevgisizlik, saygısızlık, güvensizlik, beceriksiz idareciler, ekonomik bozukluklar, haksızlık, adaletsizlik ve benzerleri de toplum için birer musibettir.”[2]

“İnsanların bizzat kendilerinin kazandıkları (günahlar ve cehaletleri); yüzünden, karada ve denizde fesat (maddî mânevî bozulmalar, afet ve felaketler) çıktı (çıkar da). Bu ise yaptıklarının bir kısmını(n cezasını Allah’ın dünyada) onlara tattırması içindir. Olur ki onlar, (bu sayede kötü hallerinden) dönerler.”[3]

“Ne kulakları, ne gözleri, ne de gönülleri hiçbir şeyde kendilerine fayda vermedi. Çünkü onlar, Allah’ın âyetlerini inkâr ediyor (hiçe sayıyor)lardı. (İşte o) alay edip durdukları şey, kendilerini kuşattı (ve helak etti).”[4] “Çevrenizdeki memleketleri de yok ettik ve belki (küfürden) dönerler diye…” [5]“Eğer o memleketlerin halkı, iman edip (Allah’a karşı inkâr ve isyandan) sakınsalardı, elbette üzerlerine gökten ve yerden bolluk (kapı)larını açardık; fakat (peygamberlerini) yalanladılar, biz de kazandıkları (günahları) yüzünden onları (azapla) yakaladık.”[6]

“Sizin başınıza gelen herhangi bir musibet kendi ellerinizle kazandığınız (günahlar) yüzündendir.”[7] “Allah dilediğine musibet (afet) verir, dilediğinden de onu çevirir.”[8]

Müminlerin durumuna gelince;

“Allah, yine de çoğunu affeder,”[9] çoğunlukla bu musibetleri erteler. Hz. Ali buyurmuştur ki: “Kur’an’ın bu ayeti, mü’minler için en ümit verici ayetidir. Zira Kerim olan Allah bir kere azap etti mi artık tekrar azap etmez. Affedince de onu geri almaz.”

“Eğer Allah, insanları kazandıkları (günahlar) yüzünden (hemen) cezalandırsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat (Allah), onları belirlenmiş bir vakte kadar geciktirir. Vakitleri gelince de Allah muhakkak ki kullarını görücü (gereğini yapıcı)dır.” [10]

“Rabbin -halkı (birbirlerini günahlardan ve kötülüklerden) ıslah edip dururlarken,- o memleketleri haksız yere (afet ve felaketlerle) yok edecek değildir.”[11] Hakkın helak edişi, ancak memleket ahalisinin ıslahattaki eksiklikleri, zulüm ile fesadın meydan almasına sebebiyyet vermeleri yüzündendir. Nitekim “İçimizde salihler varken yine de helak olur muyuz?” diye Resulullah’a sorulduğunda, o da “Evet, eğer hubüs, (yani pislik) çoğalırsa” diye cevap vermiştir.[12]

“Ey iman edenler, size düşen kendinizi düzeltmektir. Siz doğru yolda olduğunuz sürece yolunu şaşırmışlar size zarar veremezler.” [13] Hz. Ebû Bekir bir hutbesinde: Ben Allah Rasûlü’nün şöyle dediğini işittim: ‘İnsanlar, kötülüğü görüp de onu önlemeye çalışmaz (göz yumar)larsa, Allah onlara azabı yaygınlaştırır/yaygın bir azap gönderir.” buyurmuştur.

“(Ey inananlar!) Bir de öyle bir fitneden (günahlardan) sakının (ve sakındırın) ki o(nun cezası) sadece zulmedenlere isabet etmekle kalmaz (bütün toplumu perişan eder). Biliniz ki Allah elbette cezası çok şiddetli olandır.” Bir toplumda zulüm, şirk ve günahların işlenmesi ve bunlara karşı iyiliği emir ve kötülüğü nehiy görevinin yapılmamasından dolayı o beldede cezanın umûma geleceği bildirilmektedir.[14]

“Rabbin memleketlerin ana merkezine, kendilerine âyetlerimizi okuyan bir peygamber göndermedikçe onları helak etmiş değildir. Biz o memleketleri, halkı zalim olmadıkça helak edecek değildik.” [15]

Kur’an-ı Kerim’de, “Ey iman edenler! Sabır ve namazla yardım isteyiniz. Şüphe yok ki Allah, sabredenlerle beraberdir. Çünkü biz, peygambere tabi olup, olmayanı seçmek ve o nimeti tamamlamak üzere sizi korkudan, açlıktan, mallar, canlar ve ürünlerin eksikliğinden az bir şeye uğratacağız ve böyle bazı sıkıntılarla imtihan edeceğiz” Ahirette: “Onlar için hiçbir korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.” sırrına ermeniz için dünyada biraz bu sıkıntıları tatmak, ahirette büyük büyük nimetlere ulaştıracaktır.

“Ey Muhammed! Sen sabredenleri ise müjdele. O sabredenleri ki kendilerine bir musibet dokunduğu vakit, yani “mümine eziyet verecek her şey, onun için bir musibettir.” hadis-i şerifi gereğince eziyet verecek herhangi bir zarara uğradıkları zaman: “İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn” derler. “Biz, her halde Allah’ınız ve mutlaka O’na dönüp varacağız.” diye Allah’a teslim olduklarını arz edip teselli bulmuş olarak sabrederler. Allah’ın mülkü olan her şeyde, hatta canlarımızda ve bedenlerimizde bile dilediği gibi yönetim hakkı olduğunu ve acı tatlı O’nun hiçbir tasarrufuna itirazın caiz olmayacağını itiraf ile Allah’ın dilediğini yapmasına, kaza ve kadere razı olduğunu yalnız dil ile değil, yaratma ve yaratılma gayesini düşünerek bütün kalp ile söylerler. [16]

Canan Yücel
[1] Feyzü’l-Furkân Kur’an-ı Ker’îm Meali, 29/Ankebût, 38, açıklama kısmı
[2] Feyzü’l-Furkân Kur’an-ı Ker’îm Meali, 6/En’âm,65, 7/95, 42/30, açıklama kısmı
[3] 30/Rum, 41.
[4] 46/Ahkâf, 26.
[5] 46/Ahkâf, 27.
[6] 7/A’râf, 96.
[7] 42/Şûrâ, 30.
[8] 24/Nur, 43.
[9] 42/Şûrâ, 30.
[10] 35/Fâtır, 45.
[11] 11/Hûd, 117.
[12]Hak Dini Kur’ân Dili, Elmalılı Tefsiri
[13] Mâide, 5/105
[14] 8/Enfal, 25.
[15] Kasas, 28/59
[16] Hak Dini Kur’ân Dili, Elmalılı Tefsiri, Bakara, 2/153-155