İlahi Adaletin Gölgesinde -2-

IMG_4925

Hz. Ömer’in adaleti sadece Müslümanları değil onun halkı arasında güven ve huzurla yaşayan gayr-i Müslimler için de geçerliydi. Müslümanlar onların topraklarını fethettikleri zaman mallarını kendilerine bırakmışlardı. Kendisine “Zulümden kaçarak sana sığınıyorum” diyenlere “tam yerine geldin” diye cevap veren Hz. Ömer’dir.

Buna benzer, zımmileri alakadar eden adalet timsali hadiseler çoktur ama bir Müslümanla davalı olan Yahudi’nin hikâyesi bu konuyu kapatmaya kâfidir.

Bir Yahudi ile Müslüman tartışmalı bir konunun halli için Hz. Ömer’e başvurdular. İnceleme ve soruşturmanın ardından Hz. Ömer Müslümanın haksız Yahudi’nin haklı olduğu kararına vardı, Yahudi’nin lehine hüküm verdi. Bunu gören Yahudi:

“Vallahi adil bir hüküm verdin Ya Ömer” dedi.

Hz. Ömer: “Nerden biliyorsun” diye sorunca;

Yahudi: “Tevrat’ta şunlar yazar: Bir kadı ancak sağında ve solunda kendisini doğruya, hak ve hakikate yönelten birer melek bulunduğu takdirde adaletle hüküm verebilir. Kadı adaletten sapınca bu iki melek göğe yükselir ve onu yalnız bırakır” cevabını verdi.[1]

Bu hadise onun gayr-i Müslimlere haklı oldukları takdirde gösterdiği müsamahayı değil adaleti göstermektedir. Hz. Ömer’in adaleti suç işleyen bir Yahudi karşısında ise hiç şaşmadan yerini bulmuştur. Onun nazarında milliyet veya inanç birliğinin hukuk açısından bir manası yoktu. O adaleti yerine getiren bir hâkimdi o kadar. Suçlu kim olursa olsun cezasını çeker, masum hangi dinden olursa olsun hürriyetini kazanırdı.

Adaleti sonuna kadar koruyor adaletsizliklere kesinlikle müsamaha göstermiyordu. Ama yüzlerce Ömer olmadığı için bütün şehirlere gitmesi yahut oradakilerin Medineye gelmesi mümkün olamıyordu. Yeni fethedilen yerler sebebiyle git gide büyüyen İslam topraklarında her yeni şehre yeni kadılar ve hukukçular tayin ediyordu. Bunlar kendi bölgelerindeki hukuki işlerle ilgilenen maaşlı memurlardı.  Böylece İslam tarihinin ilk adli teşkiletı Hz. Ömer tarafından kurulmuş oldu. [2]

Ayrıca Hz. Ömer adlî teşkilatı oluşturmakla kalmadı, atadığı kadıların davaları halletmekte uygulayacakları bir kanun da vazetti. Hz. Ömer, Basra kadısı Musa el-Es’arî ve diğer kadılara gönderdiği mektupta muhakeme usulü ve mahkemelerin riayete mecbur oldukları temel umdelerin esaslarını belirlemişti.[3] Bu mektubun metni şöyledir:

“Bismillahirrahmânirrahim, Allah’ın kulu, müminlerin emiri Ömer’den Abdullah b. Kays’a (Ebu Musa el-Esari). Allah’ın selamı üzerine olsun!

1. Şunu bil ki, muhakeme etme işi son derece önemli bir mükellefiyet ve uyulması gereken bir sünnettir.
2. Sana arz edilen meseleyi iyice anla. Zira yerine getirilmeyecek bir hakikati söylemenin faydası yoktur.
3. Huzurunda, meclisinde ve adlî kararlarında insanlara eşit muamelede bulun. Aralarında fark gözetme ki, zayıf olanlar adaletinden ümit kesmesinler. Yüksek derecede olanlarda adaletsizliğe (zulmüne) tamah etmesin. Kayrılmayı düşünmesinler.
4. Delil getirerek ispat etmek davacıya aittir.
5. İnkâr edene ise yemin etmek düşer.
6. Müslümanlar arasında sulh caizdir; ancak haramı helal, helali de haram kılacak bir sulha izin yoktur.
7. Bir gün önce verdiğin kararın hatalı olduğunu anladıktan sonra, onu bırakarak aklının ve izânının gösterdiği doğru karara dönmekten hiçbir şey seni alıkoymasın. Çünkü hak daha öncedir. Hakka rücû devamlı bâtılda kalmaktan daha hayırlıdır.
8.  Hakkında Allah’ın kitabı ve Resulüllah’ın sünnetinde bir şey bulamadığın, tereddüde düştüğün, emin bir şekilde karar veremediğin hususları tekrar tekrar düşün, anlamaya çalış. Sonra da emsallerini ve benzer vakaları araştır, meseleleri benzerleriyle mukayese ederek karar ver.
9. Ortada olmayan bir hak için, delil getirmek isteyen iddiacıya bir vâde tespit et. Eğer bu zaman içerisinde delilini getirirse hakkını alır, yoksa davası reddedilir. Bu davranış karanlığı daha aydınlatıcı ve mazeretler için daha yeterlidir.
10. Had cezasına çarptırılmış olanlar ile yalancı şahitlik yaptıkları tespit edilenler ve yakınlığı veyahut da akraba olduğu sanılanlar dışında bütün Müslümanların birbirleri hakkında şahadetleri geçerlidir, adaletlerine güvenilir. Şüphesiz ki, Allah-u Teâlâ, gizli işlemlerin hesabını kendi üzerine almıştır. Deliller ve yeminlerle sizden mesuliyeti gidermiştir.
11. Gazaptan, can sıkıntısından, davalıları rencide etmekten, davalar esnasında acayip ve garip davranışlardan sakın. Zira hak yerlerinde hakkın izharı dolayısıyla Allah’ın sevabı büyüktür, manevi azığı büyüktür.
12. Kimin Allah ile kendi arasındaki hususlarda niyeti sahih olursa, kendi aleyhine olsa da Allah-u Teâlâ, onunla halk arasındaki islerde ona yeter. Kim halk için, Allah’ın kendisinde mevcut olmadığını bildiği şeylerle süslenir, gösteriş yaparsa, Allah-u Teâlâ onu rezil eder.”[4]

Hz. Ömer’in Ebu Musa el Eşariye yazdığı bu mektupta yargılama hukukunun temel prensiplerinden bahsedilmektedir. Mektupta eşitliğe özellikle vurgu yapılmıştır. Yine bu mektupta keyfi delillerin değil objektif delillerin kullanılması şart koşulmuştur. Özellikle delillerin yeterli olmadığı durumlarda yemini esas alması ileri hukuk uygulamalarından biri olarak kabul edilmiştir.[5]

Yine mektuba göre dava her iki tarafın da mutlaka dinlenilmesi sonucunda çözülmelidir. Bir sonraki maddede ise Hz. Ömer kendisinin sürekli uyguladığı bir diğer prensibinden bahsediyor hâkimin herkese eşit mesafede durması, yani tarafsızlık. Yargılama sürecinin nasıl olması gerektiği, yargı karalarının uygulanmasının önemi ve son olarak yargı bağımsızlığı gibi modern muhakeme usullerini de içine alan bu teferruatlı mektup sadece İslam hukuku açısından değil modern hukuk açısından da incelemeye değer bir belge niteliği taşımakla beraber Hz. Ömer’i büyük bir hukuki deha olduğunun göstergesidir.

Hz. Ömer diğer valilerine çeşitli zamanlarda yazmış olduğu hukuka ve yargılamaya dair mektupları da ayrıca incelenmeye tabi tutulmalı ki bu suretle ona mahsus bir yargılama usulü belirlenebilsin ve günümüz hukukuna yeterli katkı sağlanabilsin.

Serpil Özcan


[1] Kandehlevi, age. II, s. 694

[2] M. Yüksel, “Karizmatik Lider Örneği olarak Hz. Ömer”, SÜ. 2006

[3] M. Yüksel, “Karizmatik Lider Örneği olarak Hz. Ömer”, SÜ. 2006

[4] A. Arı, “ Hz. Ömer’İn mektubunun yargılama hukuku açısından yorumu”, İslam Hukuku Arş. Drg, II, s.85, 2003

[5] A. Arı, “ Hz. Ömer’İn mektubunun yargılama hukuku açısından yorumu”, İslam Hukuku Arş. Drg, II, s.85, 2003