İlahi Adaletin Gölgesinde -1-

IMG_4925

Hukuk güçlülerin zayıfları sevk ve idaresi için değildir, bilakis güçlülerin zayıfların hakkını ihlal etmesine mani olmak içindir. Güçsüzler karşısında merhamet göstermeyen hâkimler ve mahkemeler güçlülerin karşısında da tarafsız ve sevimsiz olmayı göze almalıdır. Gerçek adalet ancak bu şekilde tesis olunabilir. Bu durumu göze alamayan, güçlünün karşısında zayıfın yanında olmayı risk unsuru kabul eden hâkimler ve yargıçların, Hz. Ömer’İn adalet sistemine göre o makamda bulunmaya hakları ve dahi salahiyetleri yoktur. Bu vasıfları elde edinceye kadar halkın davalarına bakmaktan men edilmelidirler. Adalet Hz. Ömer’in değil İslamın buluşudur. Adalet vasfına bürünmüş Hz. Ömer yücelmiş, Hz. Ömer’i örnek kabul eden hâkimler ve hükümdarlar tarihin en meşhur simaları haline gelmiştir. [1]

Kendisini takip edenleri adaletli zafere, mütevazı galibiyete kavuşturan Hz. Ömer hayallerin ötesindeki Peygamber Müjdelerini, imanlı, itaatli, gayretli ve sadık İslam toplumu ile birlikte 10 yıl gibi kısa bir sürede gerçekleştirmiştir. Onun zaman zaman sertleşen idaresini katlanılır kılan emanetin hakiki sahibi Resulullaha duyduğu sınırsız hürmet, Müslümanlara beslediği büyük sevgi, ayrım gözetmeden uyguladığı adaletiydi.

Halifelik onun nazarında diğer Müslümanlardan daha fazla yük omuzlamaktan başka bir mana taşımamaktadır. O ilk İslam toplumunda fertler mevki-makam, varlık ve yokluk sınıflamasına tabi olmadığı gibi halife dâhil bütün idarecilerin de sıradan Müslümanlar arasında bir ayrım söz konusu değildi. Tam bir eşitlik hüküm sürüyor bu da adaleti uygulanabilir bir hüküm haline getiriyordu.

Hz. Ömer’le Übey b. Kab arasında bir hurma bahçesinin meyvesi konusunda görüş ayrılığı çıktı. Olmazdı ya, Übey b. Kab Hz. Ömer’in halife sıfatıyla hem hâkim hem de taraf olmasından adalete gölge düşeceğinden endişeliydi. Hz. Ömer’e:

“Ya Ömer sen hem tarafsın hem de hâkim, bu nasıl iş böyle” diyerek serzenişte bulundu. Hz. Ömer de arkadaşının hassasiyetini göz önüne alarak:

“Müslümanlardan kimi istiyorsan ona gidelim aramızda o hakem olsun” dedi. Hz. Übey de “Zeyd b. Sabit” olsun dedi. Hz. Ömer de kabul edince iki arkadaş davalık oldukları konu hakkında Zeyd b. Sabit’İn karşısına dikildiler. Zeyd b. Sabit gayr-i ihtiyari Hz. Ömer’e:

“Ya Emir-el mü’minin siz burada oturunuz” diyerek başköşeyi gösterdi. Onun tutumu Hz. Ömer’i kızdırmıştı. O davanın tarafı olarak oradaydı, bu durumda davacı nereye oturuyorsa o da orada oturmalıydı. Hz. Zeyd’e:

“Ya Zeyd bu yaptığın haksızlıktır. Benim davacının oturduğu yere oturmam icab eder” dedi. Hz. Ömer’in bu isteği üzerine Übey b Kab ile Hz. Ömer yan yana Zeyd b. Sabit’İn karşısına oturdular, dava görülmeye başladı. Übey b. Kab önce dinlenildi ancak Hz. Ömer iddiayı kabul etmedi. Öyle bir duruma geldiler ki davaya devam edilebilmesi için Hz. Ömer’in yemin etmesi gerekiyordu. Hz. Zeyd davacıya dönerek:

“Emir-el Mü’minin yemin etmekten affetsen iyi olur. Ben bu teklifi ondan başkası için yapmam” dedi. Bu düpedüz ayrıcalık demekti, tabi ki Hz. Ömer kabul etmedi. Yemini etti ve hiddetle Zeyd b. Sabite dönerek:

“Huzurunda halife ile halktan birisi eşit olmadıkça sen bu makama layık olamazsın. Hâkim görev başında iken halifenin değil Allahın hükmünü ve emrini yerine getirmelidir.”[2]

Hz. Ömer adaleti halkı arasında merhametle dağıtıyordu ama çok acımasız olduğu bir zümre vardı: Ailesi. Bir şeyi emrettiği veya yapılmasını yasakladığı zaman önce ailesinden baslardı. Onları bir araya toplar ve şöyle derdi: “Sunu ve sunu yasakladım. İnsanlar sizi, yırtıcı kuşun eti gözetlediği gibi gözetlerler. (Yani insanlar, halifenin ailesinin ve yakınlarının bu iste gevşeklik gösterdiklerini görürlerse, onları taklit ederek o ise dalar ve düşkünlük gösterirler.) Allah’a yemin ederim ki, sizden birinizin bu yasakları yaptığını görürsem, onun cezasını kat kat veririm.” [3]

Sevgili oğluna iki defa had cezası vermesinin sebebi de buydu. Bu tutumuyla o “benim oğlum bu suçu işlemiş olabilir. İşte ben ona iki kat ceza verdim. Kimse onun işlediği suçtan cesaret alarak suç işlemeye kalkmasın. Kim bir suç işlemişse onun hakkı kendisine verilir”.

Hz. Ömer’in hem şiddetine hem de adaletine çok net bir örnek verelim. Onun insanları ürkütmemesi konusunda arkadaşları tarafından uyarıldığını daha önce söylemiştik. Müslümanlardan biri ona “Bize karşı yumuşak ol, kalplerimizi heybetinle dolduruyorsun” demiş, Hz. Ömer bunun kendilerine zulüm anlamına gelip gelmediğini sorma gereği hissetmişti. Cevap “hayır” oldu. Belli ki evet denilseydi bu tutumundan vazgeçecek, kendisini halden hale terfiye muktedir imanın gücüyle bambaşka bir Ömer olacaktı. Bu “hayır” cevabı üzerine Hz. Ömer tam Ömerlik bir cevap verdi:

“Öyleyse Allah kalplerinizdeki heybetimi daha da artırsın”[4]

Serpil Özcan


[1] H. Karaman, Mukayeseli İslam Hukuku, III, s. 322

[2] M. Sarıcık, age. s. 280

[3] M. Yüksel, “Karizmatik Lider Örneği olarak Hz. Ömer”, SÜ. 2006

[4] M. Sallabi, age. s. 187