İhlas Suresi

O, DOĞURMADI VE DOĞMADI

Alemleri yoktan var eden, alemler içerisinde en kıymetli varlık olarak insanı yaratan ve kainatı onun hizmetine veren Allah-u Teala, insana da dünya ve ahiret saadetini ulaştıran hidayeti bahşetmiş ve bu hidayetin kaynağı olan Kur’an-ı Kerim’i vahiy yoluyla o insanlar arasından seçtiği sevgili elçisi Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem’e; melekler arasından seçtiği değerli elçisi Cebrail aleyhisselam vasıtasıyla indirmiştir.

İnsanoğlu gerek kendisi hakkında, gerek diğer mahlukat, gerekse Allah-u Teala hakkındaki bütün sorularına Kur’an’ı Kerim’de ve onun işaretiyle Hz. Peygamber ‘in -sallallahu aleyhi ve sellem- sünnetinde cevap bulabilir. Hz. Peygamber’in – sallallahu aleyhi ve sellem- risaletinin ilk dönemlerinden itibaren insanlar Allah’u Teala hakkında farklı zamanlarda, farklı topluluklar olarak Hz.Peygamber’e -sallallahu aleyhi ve sellem- sorular sormuşlardır. İbn Mes’ud’dan (r.a.) rivayet edildiğine göre Kureyşliler, “ Rabbinin nesebi (soyu) nedir ?” diye sordular. Araplarda bir yabancı tanınmak istendiğinde onun nesebinin sorulması adetti. Çünkü onlarda bir kimseyi tanımanın ilk şartı nesebinin ne olduğu, hangi kabileden geldiğinin açıklanmasıydı. Aynı şekilde kendilerini iman ve itaate davet ettiği Rabbinin kim olduğunu öğrenmek için Rasulullah’a -sallallahu aleyhi ve sellem- Rabbinin nesebini sormuşlardı. İbni Abbas ‘dan da (r.a.) şöyle nakledilmiştir: Yahudilerin ileri gelenlerinden bir grup Rasulullah’a – sallallahu aleyhi ve sellem- gelerek şöyle sordular: “Seni gönderen Rab nasıldır?”. Bir başka rivayette de: ”Ey Muhammed! Rabbinin nasıl olduğunu anlat.Belki iman ederiz.Allah kendi sıfatlarını Tevrat’ta bildirmiştir.Ama sen neyden yapıldığını,hangi cinsten olduğunu söyle.Altından mı, bakırdan mı yoksa pirinçten mi? Veya demir ve gümüşten mi? O neyiyor, ne içiyor? Kimden veraset almış ve varisi kim olacak?“ Yine İbni Abbas’dan (r.a.) şöyle rivayet edilmiştir: Necran Hıristiyanlarından bir heyet, bir papazla birlikte Rasulullah’ın – sallallahu aleyhi ve sellem- huzuruna geldi. Ona – sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle sordular: “Rabbinin nasıl olduğunu söyle. Hangi maddedendir?” Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: ”Benim Rabbim hiçbir şeyden meydana gelmedi. O, her şeyden farklıdır.” Bu rivayetlerden anlaşılıyor ki, Rasulullah’a – sallallahu aleyhi ve sellem- çeşitli zamanlarda, insanları davet ettiği ma’budun mahiyet ve keyfiyeti sorulmuştur. Rasulullah’da -sallallahu aleyhi ve sellem- her seferinde Allah’ın emri ile aynı cevabı vermiştir. Bu cevap da İhlas Suresi’dir: “De ki: O Allah birtektir.Allah Samed’dir (her varlık O’na muhtaçtır, O hiçbir şeye muhtaç değildir, başvurulup yardım istenilecek tek varlık O’dur). O doğurmadı ve doğmadı da.Hiçbir şey O’na denk ve benzer değildir.( Allah, zât-ı ulûhiyetinde, mülkünde, kudretinde, hükmünde, hâkimiyetinde ve bütün sıfatlarında birdir. Eşi, dengi ve benzeri yoktur.)

Müşrikler her devirde ilahın da insan cinsinden olduğu düşüncesine sahip olmuşlardır. Onların düşüncesine göre birçok tanrı vardır. Bunlar tanrı ve tanrıça şeklinde iki cinstir. İnsanlar gibi evlenirler ve çocuklara sahip olarak nesillerini devam ettirirler. Müşrikler, alemlerin rabbi Allah’ı da bu cahilane düşünceleri dışında bırakmamışlar, Allah’a da evlat nisbet etmişlerdi. Müşrik Araplar, “Melekler, Allah’ın kızlarıdır.” derlerdi. Diğer peygamberlerin Hak’dan sapan ümmetleri de bu cehaletten kurtulamamış, onlar da Salih insanları Allah’ın oğulları olarak kabul etmişlerdi. Ama onlar, bir kimseyi Allah’ın babası olarak nitelendirmeye ise hiçbir zaman cesaret edememişlerdir. Bu cahilene müşrik düşüncesini tahlil edersek, bunu kabullenen kişinin Allah Teala hakkında başka zanları da (eşinin olması, ölümlü olması ve insanların taşıdığı bütün zafları taşıdığı gibi) kabul etmesi gerektiğini anlarız. Bütün bu zanlar, İhlas Suresi’nde Allah-u Teala’nın “ehad” ve “es-Samed” isimleriyle kökten çürütülmüştür. Surenin devamında da ayrıca “doğurmamış ve doğrulmamıştır.” denilerek şüpheye hiç mahal bırakılmıştır. Çünkü bunlar, Allah’ın zatı hakkındaki şirkin en önemli sebepleriydi. Allah Teala İhlas Suresi’nde bu şirkleri reddetmekle kalmamış, Kur’an-ı Kerim’in değişik surelerinde çeşitli üsluplar ile bu konuya tekrar tekrar değinmiştir ki gerçek yerleşsin. Mesela Nisa Suresi 171. Ayet-i kerimede şöyle buyurmaktadır: “Ey Ehl-i Kitab! Dininizde taşkınlık etmeyin. Allah hakkında gerçek olandan başkasını söylemeyin. Meryemoğlu İsa Mesih ancak, Allah’ın Resûlü ve Meryem’e ulaştırdığı “ol” kelimesi(nin eseri) ve (Cebrail ile) O’nun tarafından gönderilmiş bir ruhtur. Allah’a ve resûllerine inanın, “(Allah) üçtür.” demeyin, kendi faydanıza olarak buna son verin. Allah bir tek ilâhtır. O, çocuğu olmaktan tamamen uzaktır (münezzehtir), O’nun şânı yücedir. Göklerde ve yerde olanların hepsi O’nundur. Vekil olarak Allah kâfîdir.” Saffat Suresi 151 ve 152. ayet-i kerimede de şöyle buyrulmaktadır: Haberin olsun ki hakikaten onlar, uydurmalarından dolayı: “Allah’ın çocuğu oldu.” diyorlar. Onlar elbette yalancıdırlar En’am Suresi’nde de; 100- (Hal böyle iken tuttular,) cinleri Allah’a ortak yaptılar. Halbuki onları da O yaratmıştır. Bilgisizce O’na oğullar ve kızlar yakıştırdılar. O, onların (bu türlü) sıfatlandırmalarından uzaktır ve şânı yücedir. 101-Gökleri ve yeri yoktan var eden O’dur. O’nun bir eşi olmadığı halde nasıl (olur da) O’nun bir çocuğu olabilir! Her şeyi O yaratmıştır ve O, her şeyi bilendir.Yunus Suresi 68. ayet-i kerimede; (Kâfirler:) “Allah çocuk edindi.” dediler. Hâşâ! O, bundan uzak ve yücedir. O (hiçbir şeye) muhtaç değildir. Göklerde ve yerde olan şeyler sadece O’nundur. Bu (çocuk sahibi olma) husus(un)da yanınızda hiçbir (ilmî) delil yoktur. Siz, Allah hakkında bilmediğiniz şeyi mi söylüyorsunuz?” İsra Suresi 111. Ayet-i kerimede’de “Hiçbir çocuk edinmeyen, mülkünde (hâkimiyetinde) ortağı olmayan, acizliği olmadığından dolayı da bir yardımcıya ihtiyacı bulunmayan Allah’a hamdolsun.” de ve O’na tekbir getir (büyüklüğünü ilan et).” buyrulmuştur.

Bu ayetlerde, Allah’ a evlat ve evlatlık nisbet edenlerin inançları her yönüyle reddedilmiş ve yanlışlığının delilleri de açıklanmıştır.Bütün bu ayet-i kerimeler ve aynı konudaki diğer ayeti kerimeler; İhlas Suresi’nin en iyi tefsirleridir. Bundan dolayı İhlas Suresi Peygamber Efendimiz’den -sallalahu alehi vesellem- rivayet edilen birçok hadis-i şerife dayanarak Kur’an-ı Kerim’in üçte birine denktir. Allah Teala, “Ayetelkürsi” ile İhlas Suresi’nde olduğu kadar Kur’an’dan başka hiçbir kitapta, İslam’dan başka hiçbir dinde böylesine güzel tarif olunmamıştır.

Derleyen: Fahrunnisa NUR
Hak Dini Kur’an Dili, Elmalılı M. Hamdi Yazır Kaynaklar:
Feyzü’l Furkan Kura’n-ı Kerim Meali, Hasan Tahsin Feyizli