İç Ve Dış Gözlem ( İç Ve Dış Murakabe)

unnampoked

Murakabe, Yaratıcıyı tanıyıp, O’na hayran olmak ve emirlerine göre hareket etmektir.

İmam Kuşeyri er-Risale adlı eserindeki ‘murakabe’ tanımı şöyledir: “Murakabe, kulun, Rab Subhanehu ve Teâlâ’nın kendisinden haberdar olduğunu  bilmesi ve bu bilgiden dolayı kendisinin de devamlı olarak Rabbini görüyormuş gibi hareket etmesidir.”

“Hak Teâlâ iki cihanı Beni Âdem için, onları da kendi marifeti için” yaratmıştır. Bu söz Kur’an-ı Kerim’den alınma mühim bir hakikat, yani insanın dünyadaki asıl görevinin yaratanı olan Allah’ı bilmek, bulmak ve tanımak olduğunu veciz bir şekilde ifade ediyor.[1]

Âlemlerin Rabbi, hâlikımız Allah-u Teâlâ hazretlerinin kudreti sonsuz; hilkati, sanatı harika! Sonsuz küçük parçalardan, muazzam büyük varlıklar yaratıyor: Kuantumlardan (enerji paketi), atomun unsurları; unsurlardan atomlar, atomlardan çeşit çeşit moleküller; moleküllerden elementler; elementlerden bileşikler; türlü maddeler, eşyalar; bunlardan cins cins varlıklar, kompleks canlılar; küçük küçük kâinatlar; sonra da sonsuz, uçsuz bucaksız feza (makro kozmos). Tebârekallâhu Rabbü’l-âlemîn! O’na sonsuz hamd ü senâlar olsun!

Gözümüzle her zaman göre geldiğimiz bir başka misal: Havadaki su zerreciklerinden damlalar; damlalardan yağmurlar; yağmurlardan seller; sellerden dereler, ırmaklar; ırmaklardan göller, denizler; denizlerden de muhteşem okyanuslar meydana geliyor. Bunlardan ibret almalıyız![2]

İnsan dünyaya nasıl ve niçin geldiğini, hayatın maksat ve gayesinin ne olduğunu, ölümü,  ölümün ötesini, kendi varlığının mahiyetini, işleyişini, çevresindeki varlıkları ve olayları düşünmeli, olaylar arasındaki bağlantıları sezmeye çalışmalıdır. Kur’an-ı Kerim bunu bizden ısrarla istiyor. Çünkü bu derin düşünme faaliyeti, kulu tabiattaki eşsiz düzenin kurucu ve yöneticisine sonsuz derecede bilgili ve kudretli yüce yaratıcısına götürecek, O’nu tanıtacak hatta O’na hayran kılacaktır. [3]

Gözlemden Maksat İbret Nazarıyla Bakmaktır

Cenâb-ı Hakk’ın bahşettiği bu göz nimeti pek büyük bir nimettir. Fakat bu göz, malûm her hayvanda da vardır. Asıl hüner, bu gözle kâinata ibret nazarıyla bakıp, eşyanın vücuduyla Hakk’a intikal etmektir. Yoksa hemen dünya menfaatlerini temin etmek için o gözün nurunu zayi etmek akıl kârı değildir. O güzel gözlerin ancak ebedî saadeti, âhiret saadet ve selâmeti, Cennet ve Cemalullah’ı kazanmak için verilmiş olduğunu bilmemiz gerekmektedir. Bütün azalar da aynı şekilde, yani dünya saadeti ile asıl maksat olan âhiret saadet ve selâmetini temin için çalışmanın lâzım olduğunu unutmamak gerekir. Cenâb-ı Hakk’ın, dünya ve dünyadaki her şeyi bizim ahiret saadetini kazanabilmemiz için yaratmış olduğunu da hatırdan çıkarmamak lâzımdır.[4]

Rabbi Zül-Celal Murakabe ile Sevilir

Allah’ı nasıl sevelim? İşte Allah-u Teâlâ da eserinden kendisine intikal etmek suretiyle sevilir. Kâinata bakıyorsunuz. Şu kâinat nasıl bir levha?   Ayından, güneşinden, yıldızlarından tut da bu yeryüzündeki bütün mahlûkatı, kendinde olan varlıkları şöyle bir tefekkür et. Bunu yaratabilmenin büyüklüğünü, yaratabilen bir kuvvetin nasıl bir kuvvet olduğunu tasavvur edebilirsen, Allah dediğin vakit, o Allah lafzından dolayı içinde O’na karşı bir sevgi hâsıl olur. Çünkü sevdiğin insanları bir cihetten seviyorsun. Güzelliğinden dolayı, zenginliğinden dolayı, servetinden dolayı yahut kuvvet ve kudretinden, şecaatinden dolayı seviyorsun. Fakat bunların hepsi Allah’da mevcut. O güzelliği veren Allah, o serveti veren Allah, o şecaati veren Allah, hepsini veren Allah. Ne kadar güzel şey görüyorsan o güzellikler hep Allah’dan gelmiş durumda.

Bir gülü alıyorsun kokladığın vakit, «Ohh ne güzel, kim verdi bu kokuyu, ona?» Allah-u Celle ve Alâ vermiştir. Bakıyorsun bahçelerde rengârenk, çeşit çeşit çiçekler; «kim yaptı bunları?» Allah-u Celle ve Âlâ. İçi başka, dışı başka, üstü başka. Yediğimiz yemekler, kavunlar, karpuzlar, tatlar hep kimin lütfu? Hep o Allah Celle ve Alâ’nın esrarı. Bize lütfetmiş elhamdülillah. Bunları insan düşününce bu kudretin sahibine bayılmamak, onu sevmemek elden gelir mi? Onun için «Allah, Allah» dedikçe Allah-u Teâlâ da o sevgiyi senin içine atar. Artık gayr-i ihtiyarî O’nu sevmek mecburiyetinde kalırsın.

O muhabbet ki, saadet ve necattır. Her şeyin bir sebebi var, muhabbet-i ilâhiyenin sebebi de zikrullahın dil ve kalbde devamıdır. Eğer Allahü Teâlâ’yı sevmek istiyorsan O’nun adını dilinden ve gönlünden çıkarma! Her kim muhabbet-i ilâhiyeye nail olmak isterse, zikrullaha devam etsin, zikrullah muhakkak ki muhabbetullahın kapısı ve en büyük alâmetidir.[5]

Murakabe, Tefekkür,  Nimetleri Farkettirir, Hamd Etmeye Sebep Olur

Âlemlerin yaratıcısı olan yüce Rabb’ime sonsuz hamd, övgü ve teşekkür ederim ki, bizleri nimetlerin en büyüğü olan İslam üzere yarattı. Sonra kusurlu kullarına kusursuz güzellikler, akıl, ağız tadı, göz nuru nasip etti. Yiyeceklerin en lezzetlisini, giyeceklerin, yaşanacak mahallerin, ulaşım vasıtalarının ve hatta toplanma mekânlarının en rahatını, iyisini, güzelini verdi.

Ey Allah’ım! Nimetini üzerimizden eksik etme! Nefislerimizi azdırma! Yolundan ayırma! Tembellikten koru! Sevdiklerini sevdir. Sevmediklerini nefsimize hoş gösterme! Nimetini salih kullarına vâd ettiklerinle tamamla.[6]

Murakabede Asıl Amaç Allah’ın rızasını Kazanmak

Kritik ve analitik düşünmeyi öğrenmede asıl amacın Allah c.c. rızasını kazanmak olduğunu bilmemiz, anlamamız lazım. Yoksa diğer amaçlarla yapılan “emr-i bil-maruf, nehy-i ani’l-münker” (İyiliği emretmek, kötülükten sakındırmak) dahi olsa zaman içerisinde belki hedeften sapmamıza vesile olur diye düşünüyorum. Kuran-ı Kerim’de inancımız gereği uygulamamız öngörülen hangi kural olursa olsun bunun tamamının Allah’ın rızasını kazanmak niyetiyle yapılması bana göre işin en önemli şartıdır. Buradaki tek niyetimiz Allah’ın sevgi ve muhabbetini kazanmaktır. Dolayısıyla insanları motive eden duyguların içerisine sevgiyi yerleştirebilirsek ve sevginin oranını arttırabilirsek KAD ile ilgili kendilerini geliştirdikleri zaman, diğer mevcut klasik yöntemleri uyguladıkları zaman, hepsinin neticesinde yaratıcının varlığına ulaşırlar. Yaratıcının varlığına ulaşmaları neticesinde O’na olan sevgiye ulaşırlar, o sevgiden kaynaklanan O’nun istediği gibi davranma becerilerini elde ederler. Bizim şu an uygulamak istediğimiz KAD metodu, netice itibariyle klasik yöntemlere ek olarak yaratıcımızı bulmak, O`nu sevmek, O’nun isteklerini yerine getirmeyi hayatımızın hedefi haline, gayesi haline dönüştürmek olmalıdır. Allah rızasını kazanmada; tefekkürün yolunu açacak, feraset, basiret ve hikmete bizi taşıyacak bir yol ve metod olarak Kritik Analitik Düşünme sistemini hayat tarzı haline getirmeliyiz.”[7]

Murakabe, İnsanı Hikmete ve Aşka Ulaştırır

İnsan dikkatle incelediği zaman kendisinin sahip bulunduğu varlığın, kudretin, kabiliyetlerin ve nimetlerin Allah’ın lütuf ve ihsanı eseri olduğunu anlar, çevresinde dönem karmaşıklığın gizli ahengini kavrar. Kâinatın esrarlı işleyişinin sırrına vakıf olur, hikmetine erer. Bu sezgi ve gözlemler onu heyecanlandırır. O muhteşem ahengin sahibine derin bir sevgi ve iştiyakla bağlanır, yanar, yakılır. Bu sevgi sonra O’nun hatırı için bütün varlıklara yönelir, yayılır.[8]

Kamil iman sahibi kul (hakiki derviş),  iyiliği yaparken Allah’tan bekliyor.  İyiliği Allah için yapıyor. Kanadı kırık, bacağı kırık olduğu için uçamayan leyleklere baksınlar diye vakıf kuruyor. Evini inşa ettiği zaman, sağ üst köşesine kuş köşkü yapıyor; serçeler gelsin, orda yuva yapsın diye… Çünkü onun cıvıldaşması da Allah’a bir niyaz, bir zikir olarak düşünülüyor.

Çiçeğe bile baktığı zaman onun haliyle hâlleniyor, konuşuyor:

“Sordum sarıçiçeğe, niye benzin sarıdır?

“Niye sen sararmışsın, solmuşsun?” diye soruyor. Haaa, ölüm varmış da, ölümden korkuyormuş da, ondan sararmış. “Neden boynun eğridir o halde, ey çiçek?” diye soruyor. Sarıçiçek, böyle boynu bükük… “Evet, boynum eğri ama özüm Hakk’a doğrudur.” diyor. “Kardeşin var mı?” vs. Bakarsın Yunus Emre sarıçiçekle konuşur, bakarsın Yunus Emre gıcır gıcır dönüp su çeken dolapla konuşur. Kuşları sever, ağaçları sever, çiçekleri sever. [9]

Sultan Sönmez

[1] M.E.COŞAN, Baş Makaleler1, Nakşilik üzerine,

[2] M.E.COŞAN, Baş Makaleler1, Önce birleşmek sonrada ilahi ve dini sorumluluğa göre çalışmak,

[3] M.E.COŞAN,  İdeal Yol, İslam sevgi dinidir, 21

[4] M.Z.KOTKU, Zikrullahın Faydaları

[5] M.Z.KOTKU, Zikrullahın Faydaları

[6] M.Nureddin COŞAN, 2003 Yâd Konuşması

[7] KAD Rprtjı(Muharrem N. Coşan ile)

[8] M.E.COŞAN, İdeal Yol, İslam Sevgi Dinidir, 21

[9] M.E.COŞAN, İslam Tasavvuf Hayat, Tasavvuf ve Hayat,