İç Ve Dış Gözlem Hikâyeleri – 1

unnamed

Gezginin Hikâyesi 

İran hikâyelerinde bir gezginden söz edilir. Bu gezgin her türlü yükle yüklüymüş. Sırtında ağır bir kum torbası varmış, büyük su kabı yanından sarkıyormuş. Sağ elinde garip şekilli bir taş, sol elinde de iri bir kaya parçası taşıyormuş. Boynunda yıpranmış bir ipin ucunda eski bir değirmen taşı sallanıyormuş. Ayak bileklerindeki paslı zincirlere bağlı ağırlıkları, toprak yollarda sürüklüyormuş. Başında ise yarı çürümüş bir balkabağını dengede tutmaya çalışıyormuş. Sızlaya inleye adım adım ilerlemekte ve kötü talihinden, kendini tüketen yorgunluktan yakınmaktaymış.

Öğle sıcağında bir çiftçiye rastlamış. Çiftçi sormuş: “Yorgun yolcu, niye bu kaya parçasını kendine yük ediyorsun?” Gezgin cevap vermiş: “Evet, çok saçma ama daha önce fark etmemiştim.” Bunun üzerine kayayı atarak kendini daha hafif hissetmiş.

Uzun süre yoluna devam ettikten sonra yeniden bir çiftçiye rastlamış ve o da sormuş: “Yorgun yolcu, söyle bana niye başındaki yarı çürümüş bal kabağı ile kendine eziyet ediyor ve niye o demir ağırlıkları ayaklarından sürüklüyorsun?” Gezgin cevap vermiş: “İyi ki bunu söylediniz, kendime ne yaptığımın farkında değildim.” Zincirleri çözmüş ve bal kabağını yolun kenarındaki hendeğe fırlatmış. Yine kendini daha hafif hissetmiş. Fakat yol aldıkça tekrar yorgunluk bastırmış.

Tarladan gelen bir başka çiftçi kendisini şaşkınlık içinde izlemiş ve “Çuvalda kum taşıyorsun, fakat ilerde taşıyabileceğinden çok daha fazla kum var. Sanki çölü geçmeyi planlamışsın gibi o büyük su kabını ne yapacaksın? Nasıl olsa yol boyunca uzun süre sana eşlik edecek temiz bir dere akıyor.” demiş. Bunu duyan gezgin, su kabının ağzını açmış ve içindeki acı suyu yola boşaltmış. Sırt çantasındaki kumu yere dökünce bir çukuru doldurmuş.

Bütün bunlardan sonra dalgın dalgın durmuş ve batmakta olan güneşe bakmış. Sonra kendine baktığında boynundaki ağır değirmen taşını görmüş ve birden öne eğilerek yürümesine bu taşın neden olduğunu fark etmiş. Hemen çıkarıp nehre, atabildiği kadar uzağa fırlatmış. Sonunda yüklerinden kurtulmuş bir şekilde kalacak bir yer bulmak üzere yoluna devam etmiş.

Elli bir yaşında depresyon geçiren bir bey bu hikâyeyi okuduktan sonra kendi içinde yaşadığı tecrübeleri bir tanıdığıyla şöyle paylaşıyor: “Tutumlu olmak adına öyle şeyler yapıyordum ki tutumluluk bana sonunda çok pahalıya mal oluyordu. Bir şey almak için bodruma gider, fakat paradan tasarruf etmek için sadece merdivenin ışıklarını yakardım. Aradığımı bulamaz, sonunda ışığı yakardım. Aşırı tutumluluğum, zaman kaybı ve hayal kırıklığına neden olurdu.

“Dikkatli ol ve güvenliğini düşün.” ilkesi de benim için bir yüktü. El işlerinde becerikli olmama rağmen oturup bir dolap yapmadım. Çünkü hep bir şeylerin yanlış gideceğinden korktum. Devamlı erteledim ve bu da sürekli sorumluluk hissetmeme neden oldu.

(Hadis: “Erteleyen helak oldu, ertelemek şeytandandır.”)

(Psikolojide bir kaide: “Ertelenen şeyler psikolojik rahatsızlık olarak size geri döner.”)

Aşırı güvenlik ihtiyacımın ve bir şeyi yanlış yapma veya bozma korkumun neredeyse gezginin başındaki yarı çürümüş bal kabağına benzediğini hissediyorum.

Biz de aynı gözlemi kendi içimizde yapabiliriz.

Kurşun Kalem

Çocuk, büyükbabasının mektup yazışını seyrediyordu. Birden sordu:

– Bizim başımızdan geçen bir olayı mı yazıyorsun? Benimle ilgili bir hikâye olma ihtimali var mı?

Büyükbaba yazmayı kesti, gülümsedi ve torununa şöyle dedi:

– Doğru, senin hakkında yazıyorum. Ama kullandığım kurşun kalem yazdığım kelimelerden çok daha önemli. Umarım büyüdüğünde bu kalemi sen de seversin.

Çocuk kaleme merakla baktı ama özel bir şey göremedi.

– İyi ama bu kalem, benim hayatımda gördüğüm diğer kalemlerden hiç farklı değil ki!

– Bu tamamen nesnelere nasıl baktığınla ilgili. Bu kalemin beş önemli özelliği var ve sen de bu özellikleri benimseyebilirsen, hep dünyayla barışık bir insan olursun.

Birinci özellik: Harika şeyler yapabilirsin, ama attığın adımları yönlendiren bir el olduğunu asla unutma. Bizim için bu el Allah’tır ve her zaman kendi kudretiyle bizi o yönlendirir.

İkinci özellik: Zaman zaman her ne yazıyorsam durmam ve kalemimin ucunu açmam gerekiyor. Bu kaleme biraz acı çektirse de, sonuçta daha sivri olmasını sağlar. Bu yüzden bazı acılara göğüs germeyi öğrenmelisin, bu acılar seni daha iyi bir insan yapar.

Üçüncü özellik: Kurşun kalem, yanlış bir şey yazdığında bunu bir silgiyle silmene her zaman imkân tanır. Yaptığımız bir şeyi sonradan düzeltmenin kötü bir şey olmadığını anlamalısın. Aksine bu, bizi adalet yolunda tutmaya yarayan en önemli şeylerden biridir.

Dördüncü özellik: Kurşun kalemin en önemli kısmı, kalemin yapıldığı ahşabı ya da dışarı yansıyan şekli değil, içerisinde yer alan kurşunudur. O yüzden her zaman kendi içine bakmalı, en çok onu korumalısın.

Beşinci özellik: Her zaman iz bırakmasıdır. Aynı şekilde sen de hayatta yaptığın her şeyin bir iz bırakacağını bilmeli ve her hareketinin farkında olmalısın. (Paulo Coelho)

Kartalın Yeniden Doğuşu

Kartal, kuş türleri içinde en uzun yaşayanıdır. Yetmiş yıla kadar yaşayan kartallar vardır. Ancak bu yaşa ulaşmak için, kırk yaşlarındayken çok ciddi ve zor bir kararı vermek zorundadır.

Kartalın yaşı kırka dayandığında pençeleri sertleşir, esnekliğini yitirir ve bu nedenle de beslenmesini sağladığı avlarını kavrayıp tutamaz duruma gelir. Gagası uzunlaşır ve göğsüne doğru kıvrılır. Kanatları yaşlanır ve ağırlaşır. Tüyleri kartlaşır ve kalınlaşır. Artık kartalın uçması iyice zorlaşmıştır. Dolayısıyla kartalın burada iki seçimden birisini yapması gerekir. Ya ölümü seçecektir ya da yeniden doğuşun acılı ve zorlu sürecini göğüsleyecektir.

Bu yeniden doğuş süreci yüz elli gün kadar sürecektir. Bu yönde karar verirse kartal bir dağın tepesine uçar ve orada artık uçmasına gerek olmayan bir yerde kalır. Bu uygun yeri bulduktan sonra kartal gagasını sert bir şekilde kayaya vurmaya başlar. En sonunda kartalın gagası yerinden sökülür ve düşer.

Kartal bir süre yeni gagasının çıkmasını bekler. Gagası çıktıktan sonra bu yeni gaga ile pençelerini yerinden söker, çıkarır. Yeni pençeleri çıkınca kartal bu kez, eski kartlaşmış tüylerini yolmaya başlar. Beş ay sonra kartal, kendisine yirmi yıl veya daha uzun süreli bir hayat bağışlayan meşhur yeniden doğuş uçuşunu yapmaya hazır duruma gelir.

Kendi hayatımızda sık sık, bir yeniden doğuş süreci yaşamak zorunda kalırız. Zafer uçuşunu sürdürmek için, bize acı veren eski alışkanlıklarımızdan, geleneklerimizden ve hatıralarımızdan kurtulmak zorundayız. Ancak bu şekilde yeniden doğuşumuzun getireceği olağanüstü sonuçlardan tam olarak yararlanabiliriz.

Beynim bir sünger gibi olsaydı arada bir çıkarıp sıkmak isterdim. (Abraham Lincoln)

İnsanlar ömürlerinde bir kere buluğ azabı çekerler, fakat dehanın çocukları birçok kere. Böylece her defasında gençleşirler.   (Goethe)

Derleyen: Betül Meral Durak