İbnü’l- Vakt  (Zamanın oğlu) Olmak

Fahrunnisa NUR

Mutasavvıflar, ”Sûfî, ibnü’l-vakttır.(vaktin oğlu, vakit uşağıdır)derler. Bununla, sûfî (sâlik, yani bir tarikata girmiş bir mürşide bağlanarak manevî yolculuğa çıkmış kimse)her vakit içinde o vakitte işlenmesi en hayırlı olan şeyle derhal meşgul olur, o vakit içinde kendisinden istenen görevi yerine getirir, manasını kastederler. Vakit sözü ile de insanın içinde bulunduğu zaman parçasını kastederler. Bunun için bazıları, vakit iki zaman arasındaki şeydir. Yani geçmiş zamanla gelecek zaman arasında olan ve içinde bulunulan ândır, demişlerdir.

Onun için; dervişin derdi ve düşüncesi geçmiş veya gelecek zaman değildir. Onun derdi, içinde bulunduğu vakit(hâl)tir. Bunun için, geçmiş zamana âit olup da elden çıkan şeylerle meşgul olmak, ikinci bir vakti de elden çıkarıp zayi etmektir, denilmiştir.

Üstad Ebû Ali Dekkâk(r.aleyh) bu konuda şöyle der: “Vakit, içinde bulunduğun hâldir. Eğer sen dünyada isen(yani zihnin ve kalbin dünyevî düşüncelerle dolu ise )vaktin dünyadır, eğer ahirette isen(zihnin ve kalbin ahiret ve onun derdi, hazırlığı ile meşgul ise )vaktin ahirettir. Bu açıklamaya göre ise vakt, insanın üzerine galip olan hâldir.

Nakşibendî büyüklerinin, büyük hakikatleri anlatmak için kullandıkları bazı terimler vardır ki, onlardan biri de ibnü’l-vakt nasıl olunur? Bunu anlatan “vukûf-i zamânî” tabiridir; kişinin zamanının nasıl geçtiğini bilmesi, anlaması ve ona göre hareketlerini tanzim etmesidir. Kişi, hem nasıl bir zamanda bulunduğunu, hem içinde bulunduğu(vakti) hâli iyi bilmeli, değerlendirip değerlendirmediğini araştırmalı, kendini sık sık yoklamalıdır. İçinde yaşadığı zaman içerisinde kendi durumu nedir? Huzurda mıdır? Huzur içinde midir? Şükür mü etmektedir, yoksa helâkine sebep olacak bir gaflet içinde midir?

Hak yolcusunun her gün her gece amellerini hesap etmesi, muhasebesini yapmalı, saat ve dakikalarının nasıl geçtiğine dikkat etmesi lazımdır. Eğer vakitleri hayırlı, sâlih ameller ile geçti ise; iyi amelleri kendisine müyesser kılan Allah(c.c.)’a şükredip daha iyilerini ziyadesi ile temennî etmeli, eğer yaramaz, şer ve boş işlerle, gafletle geçti ise; tevbe ve istiğfar edip pişman olarak Allah(cc)’a dönmeli, telafi etmeye çalışmalıdır. Şayet uyanamazsa bir gün muhakkak uyanacağını bilmelidir.

Sâlik, hak yolunun yolcusu yakînen bilmelidir ki Cenab-ı Hak onun yanında hâzır ve nâzırdır. Daima onu görmektedir. Her şeyi hakkıyla bilen ve her şeyden hakkıyla haberdar olan Allah(cc) onu kuşatmıştır. Kulluk haddini, sınırlarını aşmamalı, kendi kulluğunu bilip günahlara karşı her an uyanık bulunmalı, mabuduna ulaşıncaya kadar bu halini bırakmamalıdır. Bu hâl, sâliki yakîne erdirir.

Bu büyük ve ebedî saadete erdirici hakîkatleri anlamaya ve amel etmeye Rabbimizin muvaffak kılması niyazıyla…

 

Kaynaklar:

Kuşeyri Risalesi, Abdülkerîm Kuşeyrî

Âdâb, Muhammed b.Abdullah el-Hânî

Nefsin Terbiyesi, Mehmed Zahid Kotku