İbadetleri Sevmek

Sonra, Allah’ı seven ibadetleri sever, özellikle zikri sever. Peygamber SAS dedi ki:
“–Sizin dünyanızdan üç şey sevdirildi bana: Birisi namaz…
(Kurreti aynî fis-salâh) Namazda gözümün şenliği, hoşluğu, serinliği…” dedi, yâni namazı çok sevdiğini söyledi.
Allah’ı sever, ibadeti severek yapar. “Allah ekber” der, gözlerinden yaşlar dökülür. Secde eder, secde yeri ıslanır. Selâm verir, hüngür hüngür ağlar. Kimse yok, evde, kendisi, geceleyin… Neden?.. Allah’ı sever. Allah’ı sevince ibadetini seviyor.
Zikreder, “Allah… Allah… Allah…” der, gözleri yaşarır. Bir insan Allah sevgisinden, Allah korkusunda ağlarsa, o göze cehennem ateşi değmez. Hadis-i şerifte buyruluyor:
320/9 (Aynâni lâ temessehümen-nârü ebedâ) “İki göze ebedî olarak cehennem ateşi değmez: (Aynün beket min haşyetillâh) Allah korkusundan ağlayan göz; (ve aynün bâtet tahrusü fî sebîlillâh) Allah yolunda hudutlarda nöbet tutan bekçinin gözü…”
İbadetini sever, aşk ile yapar; zikrini sever, zikrini aşk ile, şevk ile yapar.
Yunus ne diyor:

Dağlar ile taşlar ile,
Çağırayım Mevlâm seni!
Seherlerde kuşlar ile,
Çağırayım Mevlâm seni!
Deryâlarda mâhî ile,
Sahrâlarda âhû ile,
Derviş olup yâ hû ile,
Çağırayım Mevlâm seni!

Nasıl coşkulu, nasıl aşklı, nasıl şevkli!.. Sonra bir güzel ilâhi var ki, keşke arkadaşlara söyleseydim de, biliyorlarsa onu okusalardı:,

Aşık oldum ben Allah’ın adına, hay meded,
Doyamadım zikrullahın tadına, hay meded!

Münafıklar ibadeti sevmez. Allah’ı sevmenin, Allah aşıkı olmanın alâmeti, ibadetleri sevmektir. İbadetleri sevmemek münafıklık alâmetidir. Eğer sende de, bende de varsa, o da münafıklık alâmetidir, kurtulmaya çalışmak lâzım!..
(Ve izâ kàmû iles-salâti kàmû küsâlâ) Namaza kalkarken münafıklar tembel tembel kalkarlarmış.
Allah’ı seven Allah’a kavuşmayı sever. Öyle insanlar var ki, Kadı İyaz’ın Şifâ-yı Şerif isimli kitabında okudum, her akşam şöyle dua edermiş:
“–Yâ Rabbi, dün akşam almadın canımı, ne olursun bu akşam al bari de, sevdiklerime kavuşayım, sana kavuşayım!” dermiş.
Yâni Allah’ı seven, Allah’la kavuşmayı sever. Bir hadis-i şerif okuyacağım:
396/8 (Men ehabbe likàallah, ehabballàhu likàehû, ve men kerihe likàallah, kerihallàhu likàehû.) “Kim Allah’la kavuşmayı severse, Allah da ona kavuşmayı sever, onu sever. Kim Allah’la kavuşmaktan, buluşmaktan hoşlanmazsa, Allah da onu görmekten, onun huzuruna gelmesinden hoşlanmaz.” Sonra onu sevmez. Kişinin duygusuna göre…
(Ene inde zanne abdî) “Ben kulumun bana karşı olan duygularına göreyim.” buyuruyor Allah-u Teàlâ Hazretleri.
400/14 (Men erâde en ya’leme mâ lehû indallàhi azze vecel, felyenzur mâ lillâhi azze ve celle indehû.) “Allah’ın yanında mevkiinin, makamının ne olduğunu bir insan merak ediyorsa; kendisinin yanında Allah’ın itibarı ne kadar, ona baksın; Allah’la işi ne kadar, ona baksın; Allah’ın kadr ü kıymeti ne kadar, ona baksın!”
Biliyorsunuz, Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî Mesnevî’sine ney’i anlatarak başlıyor. Ne diyor:

Bişnev ez ney çün hikâyet mikuned,
Ez cüdâihâ şikâyet mikuned

“Dinle neyden kim, hikâyet eyliyor,
Ayrılıklardan şikâyet eyliyor.”

Kez neyistan tâ merâ bübrîde end,
Ez nefirem merd ü zen nâlîde end.

“Beni kamışlıktan kopardıkları zamandan beri, o vatanımdan ayrıldım ya, o hasretten beri, her yerde insanlar benim feryadımı duydukça onları da ağlatıyorum.”
Ney çalınıyor demez neyzenler, neye üfürmek derler. Neye üfürüldüğü zaman neyin dibinden su damlar.

Âteşest in bank-i nâyi nist bâd,
Her ki in âteş nedâred, nist bâd.

Bu müthiş bir beyittir. “Bu neyin sesi üfürük değildir, hava değildir; ateştir. Kimin içinde bu ateş yoksa, yok olsun!”
Şunun kadar da olamadık mı?.. İki ucu delik, üstünde delikler olan bir küçücük kamış kadar da olamadık mı?.. “Kimde onun yanıklığı yoksa, yok olsun!” diyor. Nedenmiş o yanıklığı?.. Vatan-ı aslîsine hasretliğindenmiş, orayı özlüyormuş, oraya gitmek istiyormuş. İnsanoğlu da öyle olmalı, ben Allah’ın kuluyum diye Allah’a kavuşmayı istemeli!
Mevlânâ’nın (KS) bir gazeli var, bizim kardeşlerimiz onu özel olarak bilirler. Çünkü Hocamız’ın vefatı günü, takvimin arkasında tevâfukan o gazel vardı. Mevlânâ’nın gazeli, nasıl da gelmiş tam Hocamız’ın vefatı gününde takvimin arkasına yazılmış. Diyor ki:

“Ben vefat ettiğim zaman, sakın benim vefatıma ağlama!
Sakın ‘El-firâk, el-firâk!.. Eyvah, ayrılık, ayrılık…’ deme; ben kavuşmaya gidiyorum.
Sakın, ‘Yazık, yazık!..’ deme; insan şeytana aldanırsa, yazık o zaman denir. Yoksa ben yazık denecek bir durumda değilim, ben Allah’a kavuşmaya gidiyorum.”

Demek ki Allah’ı seven, Allah’a kavuşmayı da sever, şehidliği de sever, her şeyini sever. Aziz ve muhterem kardeşlerim, asıl sevgi Allah sevgisidir.

PROF. DR. MAHMUD ESAD COŞAN(RH A)