İbadetin Özü

İslam dininde en fazla yapılan ibadetler den biriside duadır. Duada hem şükür, hem de hamd etmek manası vardır. Maddi ve manevi sahada Allah’ü Zülcelal’e yapılan bir sığınma ve yalvarmadır. Dua aynı zamanda acziyetimizi ortaya koyan ve Allah’ın kudret ve azametini izhar eden ilahi bir buyruktur. İnsan, her sıkıntı ve genişlik anında Allah’a sarılır, ona güvenir ve ondan isterse, Yaratılış gayesini anlamış ve görevini yapmış demektir. Onun için dua bütün dileklerimizin tercümanı sayılmıştır. Amellerin içinde riyanın karışmadığı bir husus varsa, o da duadır. Onun için Allah (c.c.) dua eden kuluna değer veriyor, dua etmeyenin değeri nazarımda hiçtir diyor. Bu hususu Furkan Suresi’nin son ayeti kesin olarak bildirmektedir.

Müslüman, kimseyi incitmeyen, herkesin kendisinin elinden ve dilinden emin olduğu bir Zat’ı muhteremdir. Herkese iyilik yapar, kimsenin aleyhinde bulunmaz, varlığı ile öğünmez, kibir, haset, riya, hırs, kin, şöhret, gazap, fitne, fesat ve emsali çirkin huylardan uzak cömert, cesur, mütevazı, haline razı, kimseye kin tutmaz, müşfik, merhametli, herkese acır, iyilik yapar. Halim, selim, kibar, nazik, âlim, sâlih, zahit, muttaki kimse demektir. Müslümanlık Hakka kullukla beraber Hak’tan Hak için Hakk’ı istemek ve bunda sebat etmek, şüphesiz duaların en makbulüdür. Allah (c.c.)’ın katında duadan daha kıymetli hiç bir şey yoktur. Dua ibadetin özü, kökü, iliğidir.

Bundan başka dua: Hacetlerin anahtarı, ihtiyaç sahiplerinin istirahatini temin edip rahata kavuşturucu, zavallıların melcei, ümitsizlere ümit bahşeden; şefkat ve merhamet menbaıdır. Allah (c.c.) siz bana ihtiyaçlarınızı arz edin, isteyin, yalvarın, dualar edin bende sizlerin dualarına icabet edeyim. İsteklerinizi vereyim buyurmasıyla bizleri duaya teşvik etmektedir.

Sevgili Peygamber Efendimiz, Rabbimize en çok yalvaran, dua eden, iltica eden idi. Ve bizlere dua edip yalvarmanın hem ibadet ve hem de büyük bir kuvvet ve silah olduğu bildirdiler.

Ebu Hureyre (r.a.) bundan dolayı : “Her mü’min sık sık Cenab’ı Hakka iltica edip hem sığınmak ve hem de dünya ve ahiret saadetleri için muhtaç olduğu her şeyi istemekten hali kalmamalıdır. Hem de gelen ve gelecek olan belalara da faydalıdır. Onların def’ine sebep olurlar. Biliniz ki;  Allah-u Teâlâ, Hay ve Kerimdir. Şu dörtlük bu hususu çok güzel ifade ediyor.

Fakr-u halin izhar etme Halıkın bilmez mi hiç?

Âleme ihsan eder de sana vermez mi hiç?

Rabbine ağlarsan gözyaşını silmez mi hiç?

Ta ciğerden ah… edersen istediğini vermez mi hiç?

Duanın kabulü için birçok şartlar zikredilmiştir. Evvela bütün günahlardan hakiki ve ciddi bir tövbenin lüzumu herkesçe malumdur. İşte asıl iş bu tövbededir. Bu tövbe, ağız ve dilin yalnız Estağfirullah demesiyle olmayacağı cümlece malumdur. Tövbe neden yapılırsa yapılsın o yapıla gelen şeyi bir daha yapmamak üzere bir nedamet lazımdır. Bu fiilin bir daha kat’iyen tekerrür etmemesi de matluptur. Kur’an-ı Kerim’de beyan buyurulan dualar sonra da Peygamberimizin mübarek ağızlarından bizlere buyrulan dualar olup sonra bu dualar; namaz arkasından, cuma hutbesinin arkasından ezan-ı Muhammedi’nin arkasından, her gece teheccüd vaktinde, sonra kandil gecelerinde, bayram, Kadir gecelerinde yapılan dualar pek makbuldür. İbadetin efdali de kulun yaptığı duaların mutlaka kabul olacağına inanmasıdır. Bazen pek çabuk netice alınır, bazen geç, bazen de âhirete bırakılır. Şu üç dua kabule şayandır. 1- Mazlumun duası 2- Misafirin duası.  3- Annenin duası. Rabbim merhametlilerin en merhametlisi olduğu için annelere kendi merhametinden vermiştir. Onun için annenin Hakkı ödenmez. Cennet annelerin ayağı altındadır.

Asıl hüner kulun Allah (c.c.)’dan hiç bir zaman gafil olmamasıdır.

Bir zamanlar Basra vilayetinin halkı İbrahim Ethem Hz.’ne müracaat ederek dualarının kabul olunmadığını şikâyet etmişler. Hâlbuki Cenabı Hakkın duaların kabul olunacağına dair vadi vardır deyince İbrahim Ethem Hz. cevaben buyurmuşlar ki: Sizin 10 şeyden naşi, kalpleriniz ölmüştür.

Onun için dualarınız kabul olmaz.

1- Siz Allah’ı biliyoruz diyorsunuz da O’nun haklarını hiç de eda etmiyorsunuz. Yani ibadet ve taat etmediğiniz gibi.

2- Sizler Kur’an okuyorsunuz ve lakin Kur’an ile amel etmiyorsunuz. Kur’an’ın emirlerine ve nehiylerine riayet etmiyorsunuz. Bir kısmınız namaz kılsa da oruç tutsa da, yalan söylemekten, kadınlarınızı, kızlarınızı açık gezdirmekten, gıybetten, şehvetten, şöhretten, gazap, kin gütmekten, ana, baba, komşuluk hakkı, insan ve hayvan haklarına riayetsizliğinden ve bunun emsali günahlardan kaçmadığınızdan elbette duanız kabul olmaz.

3- Sizler biz Resulullah’ı seviyoruz dersiniz de, sünnetlerle hiç te amel etmezsiniz. Ne sakalınız var ne de bıyığınız, mesela daima abdestli olmak, namazları ilk vaktinde ve gece namazı kılmak, pazartesi Perşembe ve her ayın 13-14-15 günleri oruç tutmak, muhtaçları gözetmek, acıkmadıkça yememek hele selam yerine günaydın demek hiç olur mu? Selam vermek sünnet, almak farzdır. Hem selam kardeşine Haktan selamet, afiyet, dert, bela ve musibetlerden halas olmasını istemektir. Buda ne büyük iltifattır.

4- Şeytan düşmanınızdır bunu bildiğiniz halde ona uymaktan vazgeçiyorsunuz. Nefislerinizin arzusuna, sinema, tiyatrolarda, plajlarda envai çeşit oyunlara iltifat eden vaktini boşa geçiren boş laf söyleyen kimsenin duası kabul olur mu?

5- Cennete müştak ve aşığız dersiniz de, Cennete girmeye layık ameller işlemezsiniz. Cennetteki köşkler, saraylar, bağlar, bahçeler hep dünyada yapacağımız sâlih amellere ve günahlardan kaçmamıza bağlıdır. Evi yapmak kolay değildir. Bazen bir kibrit dahi evi yakıp yok edebilir. Günahlar da kibrit gibidir.

6- Cehennemden korkuyoruz diyorsunuz. Velakin onun ateşinden hiç te kaçındığınız yok. İnsan için asıl olan Cehennemden ve onun ateşinden değil, Rabbimizin darılmasından, gazabından ve hatta ondan uzak kalmaktan, feyzinin kesilmesinden, Rahmetinden mahrum olmaktan çekinir de son derece edebe riayetle hareket etmeye dikkat eder. Rabbim gönüllerimize sevgisini ve korkusunu versin ( Allah’tan korkmayandan kork ) derler ya pek doğrudur.

7- Ölümün herkese geldiğini biliyor, fakat ona hiç bir hazırlıkta bulunmuyorsunuz. Tam kâmil bir Müslüman olmak Rabbimizin istediği ve razı olduğu, bütün emirlerine uymak, Peygamberimiz (s.a.v.)’in sünnetlerine tamamıyla uymakla ancak mümkündür. Bu da kolay bir şey değildir. Allah tevfikini refik ederse o zaman her şey kolay olur.

8- Bütün din kardeşlerimizin kusurlarını görüyor, fakat kendi kusurlarınızı görmüyorsunuz. Birbirlerini sevmeyen kimseler de hakiki iman sahibi olamazlar.

9- Allah’tan gelen bütün nimetleri şükretmeden yiyor ve kullanıyor, fakat ona olan minnettarlığınızı güzel kulluk edip ödemiyorsunuz.

10- Ölülerinizi, aynı sonun sizin de başınıza geleceğini bile bile ibret almadan gömüyorsunuz. Mezar ya Cennet bahçelerinden bir bahçe veya Cehennem çukurlarından bir çukurdur. Buna göre hareketlerimizi tanzim edebilmek en mühim en evvel vazifelerimizdir. Rabbimiz aramızdaki rabıtayı dualarla pekiştirmeyi nasip eylesin.

Merhamet Tasavvuf ilminin kaidelerinden biridir, insan ve hayvanlara bütün canlılara merhamet.

Ayrıca İnsan Suresi 30. Ayet-i kerimede, “Allah (c.c.) diler, siz dileyemezsiniz.” buyrulur. O halde Allah’ın dilemesi için çok dua ve itaat etmemiz gerekiyor.

Ayşe Rabia

Kaynak : Mehmed Zahid Kotku Hz., Mü’minlere Vaazlar