Hz. Muhammed Sav’e Nazil Olan Vahiy (2)

Vahyin Keyfiyeti

Vahyin keyfiyetini anlamak, bir Müslüman için en temel meseledir. Çünkü dinimizin ana kaynağı olan Kur’an-ı Kerim ve dolayısıyla Müslümanlar olarak da hayatımızı düzenlediğimiz kurallar vahiy ürünüdür. Aynı zamanda vahiy, kendi aklına göre kanun yapmaya kalkışan insan ile Rabbinden aldığı emir ve yasakları eksiksiz, fazlalıksız, hiçbir değişikliğe uğratmadan tebliğ eden insan peygamber arasındaki farktır. Öyleyse Müslüman birey, öncelikle vahyin keyfiyeti ile ilgili kesin bir iman taşımalıdır. Nitekim “O (takva sahibi) kimseler ki gayba inanırlar…” [1] ayetinde övülen bir davranış, “gayba” yani “akıl, ilim ve duyular tarafından idrak edilmesi mümkün olmayana” iman etmektir. Gayba dair bilgilerin yani Allah, melekler ve ahiretle ilgili bilgilerin tek kaynağı da vahiydir.

Vahyin kendisi ise keyfiyetini tam olarak idrak edemeyeceğimiz bir haldir. Bu durumun farkında olan İslam düşmanları da, pozitif bilimlere göre anlaşılması zor olan vahiy gerçeğini inkâr yolunu açmış ve akıllarda soru işareti oluşturmak için deliller üretme çabasına girmişlerdir. Çünkü vahiy süreci ile ilgili oluşturulacak en ufak bir şüphe, İslam inanç ve ibadet sisteminin temelinin sarsılması demek olacaktır.

Her türlü yolu kullanarak, İslam Dini’ni yok etmeyi, tahrif etmeyi misyon edinen müsteşrikler, meseleye sosyal bilimler çatısı altında bakmakta oldukları için, ilahi bir kaynaktan gelen vahyi kabul edemiyorlar. Dolayısıyla Kur’an’ın vahiy olduğunu inkâr ederek, Kur’an’a kaynak üretme çabasına girerler. Bu çabanın sonucunda, Kur’an’ın ilham ürünü ya da eski dini kültürlerin sentezi olduğu gibi öğretiler oluşturmuşlardır. Yaptıkları pek çok Kur’an tercümesinin başına, yazar olarak Efendimiz as’ın adını yazma cüretkârlığını dahi göstermişlerdir. Aslında bu inkâr çabasını, Kur’an’ın indiği dönemdeki müşriklerde görüyoruz. Bu çaba dünya durdukça farklı kimliklerde devam edecektir. [2]

Hristiyanlar vahyi kabul eder. Ancak bu kabul, İslam anlayışından farklıdır. Müslümanlar, vahyin Allah’tan geldiğine inanırken; Hristiyanlar, vahyin, insanın kendi içinden gelen bir ilham olduğuna inanır. Materyalist/Maddeci akımlar da benzer bir çizgidedir. Vahyin bilinçaltı ürünü olduğunu kabul etmek, gerçekten çok uzak bir duruştur.

Bir önceki yazımızda geçen vahyin başlangıcı ile ilgili hadis-i şerifi tam olarak anlamaya çalıştığımızda, böyle bir olayın kesinlikle halüsinasyon olma ihtimali olmadığını görürüz. Efendimiz as’ın yaşadığı korku ve endişe, müsteşriklerin bir kısmının iddia ettiği gibi böyle bir şeyi daha önceden kurgulamadığının, ilahi mesaja muhatap olduğunun açık bir delilidir. Varaka b. Nevfel ile aralarında geçen konuşma ise vahye muhatap olma gerçeğinin kendisi dışında birisi tarafından beyanı demek olur ki bu da vahyin ilahi olduğuna işaret eder. Vahyin kesintiye uğraması ve Efendimiz as’ın bu duruma üzülmesi, akabinde gelen vahiy karşısındaki endişe… Bütün bunlar vahyin, ilham ya da bir tür mecnunluk olmadığını ispatlar. Çünkü işin ehli bilir ki, ilham ve bilinçaltı düşünceleri sahibini bu hale sokmaz.

“De ki: Ben ancak sizin gibi bir insanım; şu farkla ki bana ilâhınızın, bir tek ilâh olduğu vahyediliyor…” [3] ayet-i kerimesinden de anladığımız gibi Efendimiz as. beşer sıfatlarına sahiptir. Fakat farklı bir durum olarak kendisine vahiy indirilmektedir. “Doğrusu biz senin üzerine (sorumluluğu) ağır bir söz (olan Kur’an’ı) vahyedip bırakacağız.” [4] ayet-i kerimesinden de vahiy olgusunu, sıradan bir insanın taşıyamayacağını anlıyoruz. Vahyi alma, ancak fıtri olan beşeriyetten sıyrılmakla mümkün olur.

Bilimsel çalışmalar sürekli güncellenirken, tam olarak izah edilemeyen birçok şey bulunmaktadır. İnsan beyni ve ruhu ile ilgili araştırmalar da henüz ummanda katre nispetindedir. [5] Şu durumda zaten metafizik bir olay olan vahyin keyfiyetini de tam olarak idrak etmemiz mümkün değildir. Bu gerçeği görmezden gelerek her şeyi bilimsel izahlara mahkûm etmek, insanoğlunu büyük bir çıkmaza sokmak demektir. Pozitivist anlayış, maalesef, insanlığı bu noktaya sürüklemekte ve bunu modernlik adı altında sunmaktadır. Bu durumun farkında olarak biz, ancak vahyin tezahürlerini anlamakla yetineceğiz. Kaldı ki vahyin tezahürlerini samimiyetle anlama çabasına giren insan, vahyin kaynağındaki muhteşemliği sezecek ve dolayısıyla vahiy, Allah ile elçisi arasındaki bir sırdır gerçeğine iman etmekten başka bir yol görmeyecektir.

 

YARARLANILAN KAYNAKLAR
Prof.Dr. İsmail Cerrahoğlu, Tefsir Usülü
M.Sait Ramazan el-Buti, Fıkhu’s-Siyre; çev: Ali Nar, Dr. Orhan Aktepe
Hasan Tahsin Feyizli, Feyzu’l-Furkan Tefsirli Kur’an-ı Kerim Meali
[1] Bakara Sûresi, 3. ayet
[2] Enfal S., 31. Ayet, Hicr S. 7-8. Ayetler vb.
[3] Kehf S., 110. ayet
[4] Müzzemmil S., 5. ayet
[5] İsra S., 85. ayet