Hırka-i Şerif Ziyareti

100670

Dostları için, orucun yüzü suyu hürmetine, oruçluların gayretleri karşılığı olarak cennetin kapılarını açan, görünen ve görünmeyen, bilinen ve bilinmeyen dünyaların Rabbine hamd olsun, senalar O’nun zatına mahsustur.

İstanbul’da bilinen iki Hırka-i Şerifi vardır.

1-Osmanlı Sultanları tarafından büyük bir tazim ve titizlikle korunan ve 1962’den beri de halkın ziyaretine açık olan Hırka-i Saâdet veyâ Bürde-i Saâdet, Hz. Peygamber (s.a.s)’in Kâ’b b. Züheyr’e hediye ettiği hırka, mukaddes emânetlerin en önemlisidir. Babası ve kardeşleri kendisi gibi şâir olan Ka’b’ın erkek kardeşi Büceyr’in Müslüman olması akrabalarının hoşuna gitmedi. Onların etkisinde kalan Ka’b, Hz. Peygamber’i hicvetti. Daha sonra yaptıklarından pişmanlık duyan Ka’b gizlice Medine’ye gelip, kendisini tanıtmadan Hz. Peygamber’in huzuruna çıktı. Af müjdesi alınca kendini tanıtıp nazmettiği hicviyelere keffaret olabilecek güzellikte meşhur Kaside-i Bürde adlı kasidesini sundu. Kaside’yi çok beğenen Hz. Peygamber sırtından hırkasını çıkararak Ka’b’a hediye etti. Bu hırka için Muaviye b. Ebi Süfyan on bin dirhem teklif ettiyse de Ka’b onu satmaya razı olmadı. Ancak ölümünden sonra Muaviye yirmi bin dirhem karşılığında veresesinden satın alarak Hırkaya sahip oldu. Sırayla Emevilere ve Abbâsilere intikal eden hırka bir müddet Mısır’da muhafaza edilmiş ve Abbâsi halîfeleri tarafından bazı merasimlerde giyilmiştir.

Hırka-i Saâdet 1,24 m. boyunda geniş kollu ve siyaha çalan yünlü kumaştan yapılmıştır. İç kısmı, krem renkli yünden kaba bir kumaşla kaplıdır. Önünde sağ tarafında 23×30 cm. ebadında bir parçası noksandır. Sağ kolunda da eksiklikler olan hırka 57x45x21 cm. ebadında üsten açıları çifte kapaklı altın bir çekmece içinde, bohçalara sarılmış olarak muhafaza edilmektedir.

Osmanlı sultanlarından bazıları çıktıkları seferlerde Hırka-i Saâdet’i yanlarında götürürlerdi. Yeni saraylar yapılıp, padişahlar buralara taşınınca, Topkapı’da kalan Hırka her Ramazan ayının on beşinci günleri önceden olduğu gibi büyük bir merasimle ziyaret olunurdu. Bunun için bir kaç gün önceden padişahın da bizzat hizmet ettiği bir hazırlık yapılırdı. Bütün devlet erkânı Ayasofya’da şeyhülislam ile namaz kıldıktan sonra saraya gelirler ve arz odasında toplanırlardı. padişah ve saray erkânının da katılmasıyla Hz. Peygamber (A.S.)’ın mübarek hırkalarının muhafaza edildiği Hırka-i Saadet odasına gidilirdi. Yedi bohçaya sarılı altından yapılmış sandık, padişah tarafından açılırdı. Bu sırada hafızlar Kuran-ı Kerim okumaya başlarlardı. İlk önce padişah, başta Şeyhülislam ve sadrazam olmak üzere, diğer davetliler protokol sıralarına göre teker teker gelip yüz sürerlerdi. Ayrıca valide sultanın öncülüğünde harem halkı da ziyaretlerini yapardı.  Kur’an kıraati eşliğinde padişah tarafından açılan Hırka-i Saâdet’e ziyâretten sonra, yüz sürülen kısmı Silahtar Ağa altın tas içinde getirilen su ile yıkar öd ve amber sürerek kuruturdu. Padişah tarafından yenilenen bohçasına konur ve zikredilen çekmeceye yerleştirilirdi. Ziyaretler bitince sanduka bizzat padişah tarafından kilitlenirdi. Bu merâsim büyük bir vecd ve huşu içinde yapılırdı. Allah Rasûlü’nün bohçası dışından bile olsa hırkasına yüz sürmek herkese büyük bir ruhânî haz verirdi.

Bu makamı ziyaret ve orada yirmi dört saat boyunca Kur’ân-ı Kerim okunması âdeti, ilk Osmanlı halifesi Yavuz Sultan Selim ile başlamış ve Sultan Altıncı Mehmed Vahdeddin zamanına kadar devam etmiştir. Topkapı Sarayı’nın kutsal emanetler bölümünde güzel sesli hafızlar 24 saat Kur’an okurdu.

Ziyaretin hemen ardından saray sultanlarına çeşitli aşçıların hazırladığı soğanlı yumurtalar ikram edilirdi. Her bir soğanlı yumurtayı tek tek tadan sultanlar, aşçıların ustalıklarını lezzet testine tabi tutardı. En beğenilen soğanlı yumurtanın aşçısı, ramazan ayı boyunca sultanın yemeklerini pişirmeye hak kazandırılarak ödüllendirilirdi. İslam dininin değil ama bir Osmanlı Saray geleneği olan bu yemek, günümüzde bile iftar sofralarının olmazsa olmazları arasında yer alır.

2-Hz. Peygamber’in Üveys el-Karanî’ye gönderdiği kabul edilen ve hırka-i şerîf adı verilerek, halifelik alâmeti sayılan hırkadan ayırd edilmek istenen hırka vardır ki, 1027(1617-1618) tarihinde İstanbul’a Şükrullah Efendi tarafından getirilmiş olup, kendisinden sonra çocuklarına intikal etmiştir. Uzun süre kendilerine “hırka-i şerif şeyhleri” adı verilen bu ailenin elinde Fatih/Yavuzselim’deki bir evde muhafaza edilmiştir. Bu evin yetersiz kalması sebebiyle I. Abdülhamid, bugün Hırka-i Şerif Camii avlusunda kalan söz konusu odayı inşa etmiş ve Hırka-i Şerif 1780 yılından itibaren burada sergilenmeye başlanmış. Zamanla ziyaretlerin yoğunlaşması sebebiyle bu oda da yetersiz kalınca Sultan Abdülmecid, 1847 yılında cami yaptırmaya karar vermiş. Hırka-i Şerif, söz konusu odada 1780’den 1851’e kadar sergilenmiştir. Peygamber Efendimiz (sav)’in mübarek hırkası 1851’den bu yana ise Hırka-i Şerif Camii’nde sergileniyor. Günümüzde dahi bu ziyaret her yıl ramazan’ın 15’inden başlayıp Kadir Gecesi’ne kadar devam etmektedir.

Serpil Özcan