Hikâyem

2014-03-27-00-03-56-1

Bir güzellik var karşımda, kendimi ona vermek istediğim. Ona kendimi hediye edecekken başladı bu garip yolculuk. Kendimi öyle güzel süslemiştim ki, bir hediye paketim bile vardı! Paketi almak için arkamı döndüğümde göremedim kendimi. Tam ona hediye edecekken kendimi kaybetmiştim.

Birçok yerde aradım; karanlık gecelerde, sisli denizlerde, korkulu kâbuslarda, aydınlık rüyalarda ve daha birçok yerde… Hepsinde kendimden bir parça buldum. Anladım ki benden kaçarken çok zedelenmişti; geçtiği her yerde bir kırık parçasını bırakmıştı.

Ama toplayamadım onları! Artık bana ait değillerdi. Yine kendimden uzak, içimdeki kendime ait o küçücük parçayla baş başa kaldım.

Gecelerle gündüzler yer değiştirdi ben ararken. Saatler benimle oyun oynadılar. Mevsimler en acımasız yüzlerini gösterdi. Bende, benden kalan son kırıklar da düştü arayışlarımda.

Nice yollardan geçtim, nice ateşlerde kavruldum kendimi bulmak uğruna. Önüme gelen herkese sordum. İnsanlara sordum, hayvanlara ve bitkilere, rüya bulutlarına sordum kendimi, umut rüzgârlarına sordum. Hepsi sustu insanlar dışında.

Akıllı zannettiğim insanlara yönelttim sorularımı. Kimisi bilmediğini söyledi. Kimisi yalan yanlış yollar tarif etti kafamı karıştıran.
Öyle bir karıştı ki aklım, sağır devlere şarkılar yazıp kör cücelere resimler yaptım gözyaşlarımda boğulurken.

Resimlerimi görenler bunalım dedi içinde bulunduğum hale; şarkılarımı dinleyemedi benim kulaklarımdan başkası.

Tam pes edeceğim sırada bir deliyle karşılaştım. Sohbet ettik biraz. Çok garip gelmedi benimle konuştukları; zaten garip hallerdeydim. Ona da sordum kendimi. Birden sustu, hali değişti. Benim ona sorduğum soruyu sordu aynı şekilde bana: “Sen neredesin, hiç kendine rastladın mı?”

Kızdım: “Ben kendime rastlasam sana niye sorayım ey deli!”

Sonra tekrar değiştirdi halini: “O halde tarif et bana kendini. Belki görmüşümdür, belki karşılaşırım onunla. Bilmem gerek nasıl olduğunu. Yoksa tanıyamam.”

Şimdiye kadar kimse sormamıştı bana bunu; kimse benden kendimi tarif etmemi istememişti. Hep öğütler vermişti insanlar kendimi bulmam için. Ama kimse bana beni sormamıştı.

Durup düşünmeye başladım. Düşündüm, düşündüm. Hatırlayamıyordum! İçimde bana dair o küçücük parçayı da kendimi ararken kaybetmiştim! Cevap veremedim.

Suskunluğumu görünce gülmeye başladı deli. Öyle çok güldü ki, her kahkahayla biraz daha ezildi ruhum. Kulaklarımı ağrıtmaya başlamıştı bu yeri göğü inleten kahkahalar.

Ona durmasını söyledim. Beni dinlemedi, daha çok güldü, daha çok güldü. Gözlerim kararmaya, kulaklarımın uğultusu artmaya başlamıştı. Milyonlarca kahkaha, milyonlarca deli vardı sanki etrafımda. Hepsi de bana gülüyordu. Kendini tanımayan, kaybettiğinin ne olduğunu bile bilmeyen bir zavallıydı güldükleri. Bir an için bu halimi gördüm karşımda; nefret ettim halimden. Nefret ettim kendimden!

O saniye durdu kahkahalar. Delinin sesini duydum:

“Rastladın mı kendine?”

“Rastladım!” dedim “Ve ondan nefret ettim. Neredeyse orada kalsın!”

“Hiç merak etmiyor musun artık onun nerede olduğunu?” diye sordu deli.

“Hayır” dedim, “Çok çirkinleşmiş ben onu ararken, bıraktığım kadar güzel değil.”

Yine bir kahkaha attı deli. Ama ilki kadar uzun sürmedi bu:

“Nereden biliyorsun ilkin güzel olduğunu? Onunla ilgili hiçbir şey bilmiyordun yanıma geldiğinde.”

“Ben onu süslemiştim” dedim. “Onu en güzele hediye edecektim. Ama o kaçtı! Bu yüzden çirkinleşti!”

“Kaçtığını nereden biliyorsun?” diye sordu.

“Arkamı döndüğümde gitmişti.” dedim.

Tekrar kahkaha atmaya başladı deli. Onu durdurmaya çalıştım. Ama kahkahalar beni çoktan başka bir âleme götürmüştü. Hiçbir şeyin olmadığı bir âlem… Birden paketlenmiş bir hediye ve ışıltılı bir hediye paketi belirdi karşımda. İkisi de çok güzel duruyordu. Ama hediyenin paketinde küçük bir yırtık vardı.

Hiç tanımadığım biri geldi ve paketi şöyle bir yokladı. Fark etmedi yırtığı. Ama hediye paketini de fark etmemişti galiba! “Sadece paketlemek kaldı geriye” dedi ve kullanılmamış paketi almak üzere arkasını döndü. O arkasını döner dönmez yırtık büyüdü ve parçalandı paket. Bir an içindekini gördüm:

Bendim paketin içindeki! Beğenmediğim ve çirkin görünen bu varlığı hep paketiyle gezdirmiştim. Süslere ve paketlere o kadar takılmıştım ki; kendimi unutmuştum! Bir an gördüm yine kendimi; sonra hiçlikle beraber kayboldu yine bende.

Ve kesildi kahkahalar.

Karşımda deli, gülümsüyordu yumuşak bir bakışla.

“Hala nefret mi ediyorsun kendinden; hala sonradan mı çirkinleştiğini düşünüyorsun?”

“Hayır” dedim, “O hep çirkindi!”
Yine sordu deli:

“Hala onun nerede olduğunu bilmek istemiyor musun?”

“Bilsem ne olur ki” dedim, “O zaten çirkin. Güzelleşir mi bir daha?”

“Sen söyle cevabı!” dedi ve gülmeye başladı.

Bu sefer karşı koymadım ona. Yavaş yavaş aydınlanmaya başladı etraf. Her yeri bir aydınlık kapladı. Ve bir çiçek belirdi karşımda. Daha önce hiç onun kadar güzel bir çiçek görmemiştim. Aldığı aydınlıkla güzelleşiyordu çiçek. Yine yabancı biri geldi ve çiçeği paketleyip tüm aydınlığını kesti. Çok mutluydu sanki bunu yaparken.

“Yapma! O çiçek yaşayamaz aydınlık olmadan!” diye bağırdım arkasından. Ama duymadı beni. Sonra birden karardı her yer.

Yeniden kesilmişti kahkahalar. Deli gülmüyordu.

“Ne oldu?” dedim.

“Tanımadın mı kendini?” dedi.

Anlamıştım her şeyi.

O çiçek de, onu paketleyen, ışığını perdeleyip çürüten de bendim. Paketinin üzerini süsleyip tekrar tekrar paketleyen, o içeride çürürken onu güzelleştirdiğini sanan da bendim.

Ne kadar çok surette, ne kadar çok konumdaydım ben! Hem zalimdim, hem mazlum; hem güzeldim, hem çirkin; kaçan da bendim arayan da.

Deliyi aradı gözlerim içimdeki fırtınayı anlatmak için.

Gözlerim bulamadı ama kulaklarımdaydı kahkahaları. Anladım, bozulmayan fıtratımdı o da.

Tanımaya başlamıştım kendimi. Birçok yüzünü göstermişti de bana, ben fark etmemiştim.

Birçok yoldan geçtim demiştim ya hani en başında. Meğer hepsi bir yolun ilk adımıymış. Ben, o güzelliğe âşık olduğumdan beri bu yoldaymışım meğer. Kendimi o güzelliğe hediye etmek istediğim ilk anda girmişim bu yola. Daha ilk adımımda yalnızlığı hissetmişim gerçek güzelliği fark edebilmek için. İlk adımda yaşamışım bütün başımdan geçenleri. Ve ilk adımı sağ salim atmışım güzelliğin rehberliğinde.

“Ey âşık olduğum gerçek güzellik! Rehberliğini bir an üzerimden esirgeme.”

Zehra Akın