HER ŞEYİN BAŞI SAĞLIK


İslamiyetin bize yüklemiş olduğu, dünyevi ve uhrevi bütün sorumluluklar sağlık kaydı şartı iledir.Akıl sağlığı, ruh ve beden sağlığının tam olup olmaması, dini vazifeleri ifa edebilmeyi veya edememeyi gerektirir.
Sevgili Peygamberimiz sav. sarsılmaz bir iman demek olan, “yakînden sonra kişinin en kıymetli serveti sihhattir” buyurmuşlardır.
Hadis-i Şerif “Allah’dan (cc) af ve afiyet dileyin. Zira, hiçbir kimseye yakînden sonra afiyetten daha hayırlı bir şey verilmemiştir. ”
Hadis-iŞerif”Allah’dan (cc) istenen şeyler arasında Allah’a (cc) en sevgili, olan afiyettir. ”
Peygamberî usülde, ulaşılması gereken hedef DUA ile tayin edilip şuur düzeyine çıkarıldıktan sonra,
hedefin gerçekleşmesi için sırayla yapılması gereken işler icra edilmelidir.
Afiyet talebinin bir anlamı, sıhhatli olmak için gerekli olan şartları yerine getirmek ; hıfsısıhha kaidelerine uymak, doktora gitmek, perhiz yapmak, ilaç almak, ameliyat olmak gibi fiilî tedbirlere başvurmak demektir.

Koruyucu Hekimlik

Hadis-i şerif “Hasta olmazdan evvel sağlığın kıymetini bil, ölmezden evvel hayatın kıymetini bil”
Dinimizde, ısrarla ve şuurla, hastalıktan sonraki tedaviyi değil, sağlığı korumayı ve hastalanmamak için gerekli tedbirleri almayı birinci sırada tavsiye edilmiştir.
Temizlik, beslenme, spor ve istirahat gibi doğrudan koruyucu tedbirler yanında, namaz, oruç gibi ibadetlerle, domuzeti başta olmak üzere birkısım yiyecekler ve alkollü içki ve uyuşturucularla ilgili haram ve yasaklar da dolaylı olarak sağlığın korunması ile ılgilidir.

Temizlik:

Hadis-iŞerif “Temizlik imanın yarısıdır”
Hadis-iŞerrif “Namazın anahtarı temizliktir”
Temizlik olmadıkça, namaz, oruç ve ğer ibadetlerin hiçbiri makbul değildir.
Hiçbir tıbbî gelişme temiz su ile el yıkama kadar insan sağlığının korunmasına katkıda bulunmamıştır.
Maddî ve manevî temızliği beraber tavsiye eden dinimizde: Elbise temizliği, Beden temizliği, Mekan ve mesken temizliği, Çevre temizliği şeklinde tanımlanır.

Beslenme:

“Yeyin için, israf etmeyin”
Sünnete göre, biri tercihen meyve olmak üzere iki sefer yemek yemelidir. Biri sabah biri akşam.
Hadis-i Şerif”Akşam yemeğinin terki, ihtiyarlama ve zayıflık vesilesidir”
Resululah sav. çeşitli uygulamaları ile işçiden zahide, bebekten yaşlıya kadar her sınıftan insana uygun olabilecek beslenme rejimine örnekler vermiştir. Anne sütünün ilk iki yaşta ısrarla tavsiye edilmesi ve günümüz tıbbî uygulamalarında bunun henüz anlaşılmış olması en çarpıcı örneklerden biridir.
“Yenince az yemeli, iyice doyana kadar yememelidir. Yemekten önce ve sonra el yıkamalıdır. Güzel mevzular açarak sohbet etme ve diğer yemek adabına uymalıdır. ”

Spor:

Koşmak, yüzmek, ata binmek, ok talimi yapmak, güreşmek gibi faydalı spor faaliyetleri teşvik edilmiştir.
Hadis-i Şerif”İki hedef arasında koşan kimsenin her adımı için bir sevap vardır.” “Ok yarışı yapın, (vücutça) sertleşin, yalın ayak yürüyün,” “Atıcılığı öğrendikten sonra unutanlar bizden değildir, Allah’ın (cc) nimetine küfranda bulunmuştur.”
Bahis ve kumar karışmamak kaydıyla yarışmalı spora müsaade edilir, derece alana mükafat hoş karşılanır
.
İstirahat:

Kuran-ı Kerimde gecenin ve gündüzleyin birkısmının (kaylule) sağlığın korunmasında önemli bir yeri olan istirahata mahsus olduğu bildirilmiştir.
Sevgili peygamberimiz sav. çeşitli hadislerinde aynı meşguliyetininsana bıkkınlık vereceğini ifade etmişlerdir.
Tavsiye edilen dinlenme, bomboş oturma veya eğlence olmayıp, meşguliyet değiştirme sureti ile dinlenmedir. “Bir işten çıkınca tekrar yorul”(İnşirah 7)
Geçimi kazanmak için çalışmak, ibadet etmek, ilim öğrenmek, nefis murâkabesi, tefekkür, ev işleri, ailevî meşguliyet, eş-dost ziyareti, sohbet ve hayra hizmet faydalı meşguliyetlerdir.

İbadetler:

Namaz, oruç, hac, zekat, dua, zikir, sadaka gibi bütün ibadetlerin ruh ve beden sağlığının korunmasında ve tedavisinde önemli tesirleri vardır.
Hadis-i Şerif”Oruç tutun sıhhate erin” “Oruç sabrın yarısıdır.”
Resulullah sav. namaz kılan müslümanın evinin önünden akan nehirde günde beş vakit yıkanıp paklandığı için hiçbir maddî kiri kalmayan kimseye benzetir. Koruyucu hekimliğn ilk şartı temizlk olması dolayısı ile hakkıyla alınan abdest ve ihlasla kılınan namaz bu hususta rakipsizdir.
Hadis-iŞerif”Mallarınızı zekatla koruyun, hastalarınızı sadaka ile tedavi edin, belâya dua ile karşı koyun.”

Dua:

Resulullah sav. Hastalıklara, bunamaya, cünuna(delilik), musibetlere, deccalın şerrine, hayat ve ölüm anında karşılaşılabilecek bütün fitnelere karşı Allahü Tealanın yardımını ve korumasını taleb etmiş bize de istemeyi emretmiştir
.
Haramlardan sakınmak:

Domuzeti, insaneti, hatta hayvanlar için bile kendi cinsinin etiyle beslenmenin ne gibi zararlara sebeb olduğu son yıllarda sağlık alanında çalışmayanlar tarafından dahi çok iyi bilinmektedir. ( tririşinoz, deli dana hast, kuru hast,)
Alkollü içkiler, uyuşturucular, zina ve yasaklanmış olan cinsî davranışlar. gerek ferdî sağlık gerekse toplum sağlığı açısından büyük bir tehdit unsurlarıdır.

HASTALIK VE TEDAVİ YOLLARI
Hastalık:

“İnsan diğer birçok musibet gibi hastalıkla da imtihan edilecektir.” (Bakara 155)
“Kişiye her bela ve musibet kendi kesbiyle yetişir.”(Şura 30)
Musibete uğramamak ve bu arada hasta olmamak için kişi günah işlemekten kaçınmalı ve sağlığı koruma tedbirlerini terketmemelidir.
Resulullah sav. ”Hastalığınızı ve ilacınızı size açıklıyorum:Haberiniz olsun hastalığınız günahlardır, ilacınız da istiğfardır. ”buyurmakla birlikte maddî ve tıbbî tedaviyi reddetmez. Ona da yer verip teşvik eder ve esaslarını beyan eder.

Tedavi:

Hastalığı da şifayı da veren ALLAH (cc) dır.
Allah(cc) her hastalığın şifasını yaratmıştır.
Hastalanınca şifa aramalıdır.
Şifa için başvurulacak çeşitli helâl tedavi yolları vardır.
“Muhakkak ki sizi, biraz korku, biraz açlık ve mallardan , canlardan, ürünlerden biraz eksiltmekle deneriz, sabredenlere müjdele. Onlara bir musîbet geldiğinde: “Biz Allah’ınız ve elbette ona döneceğiz” derler. (Bakara 155-156)

Sevgili peygamberimiz sav. kesin ve net olarak şöyle buyurmaktadır;”Allah(cc)devası olmayan dert indirmemiştir. her hastalık için mutlaka şifa da indirmiştir. ” “Her hastalık için bir deva vardır. Eğer (tedavi esnasında)hastalığa deva olan ilaca tesadüf edilirse, Allah’ın (cc)izni ile şifa hasıl olur. ”
“Ey Allah’ın (cc) kulları, tedaviye devam edin, zira Allah(cc)her hastalık için şifa da yaratmıştır, şifası olmayan tek hastalık ihtiyarlıktır. ”
“Allah(cc) her hastalık için şifa yaratmıştır. (Ancak hangi hastalığa neyin şifa vereceğini ) bazıları bilir, bazıları bilmez. ”

Tedavi olmanın hükmü:

Neticesi kesin olanlar;Su içmek, gıda almak gibi. Aksi takdirde susuzluk ve açlıktan ölüm mukadderdir. Hayatın korunması için buna uymak farzdır. Tedavide hangi hastalık ve durumların böyle değerlendirileceği hazık tabibler tarafından karar verilecektir. Bu gruba giren bir hastalığın tedavisini terketmenin tevekkül sayılmayacağı, ölüm riski olduğu takdirde haram olacağı belirtilmiştir. Nitekim islam uleması ölüme götürecek şekilde yeyip içmeyi terketmenin haram olduğunu söylemişlerdir. İntihar da haram kılınmıştır.
Neticesi zann-ı gâlip verenler; kan aldırmak, ilaç almak gibi tıbî uygulamalar bu gruba girer. Hiçbir ilaç için yüzde yüz etkilidir denemez, faydası olacağına zann-ı gâlible hükmedilir. Bu çeşit teşhis ve tedaviye uymak efdaldir. Bu tedaviye tevessül tevekküle mani değildir. Ancak terki de haram değildir. Duruma şartlara göre , bazı şahıslar hakkında terki efdal olur.
Neticesi şüpheli olanlar; alimler bu gruba giren tedavinin neticesi için mevhum derler, müsbet olma ihtimali yüzde ellinin altındadır. Rukye ve dua ile tedaviyi burada mütala ederler. Tevekkülün gereği olarak bu terkedilebilir. Bazı âlimler”tevekkülün şartı bu tedavinin terkidir”demiştir. Ancak, duayı ibadet telakki edip, hastalığı da “dua ibadetinin” vakti bilerek hastanın hastalık vesilesiyle Cenab-ı Hakk’a ilticası efdaldir. Ayet-i kerime ile ve Resulullah sav. tarafından teşvik edilmiş olduğu için “tevekkül icabı terki evladır” denemez.
Tedavi maksadı ile muska yaptırmak, taşımak, kaba ayet yazıp suyunu içmek gibi uygulamaların cevazında ihtilaf vardır. Büyücülük ise haramdır.

Kader inancı ve Tedavi:

Kader inancı ile tedavi inancı arasında tezat varmı? Bu sorunun cevabını bizzat Peygamber sav. Efendimiz vermiştir. “Tedavi de kaderdendir.” Kaderimizde ne olduğunu sadece yaradan Rabbülâlemîn bilmektedir, biz ise bilemeyiz.
Bizce meçhul olan şeyi, dinimiz, oturarak karşılamayı değil arayarak karşılamayı emrediyor. Buna göre; hem Allah(cc)tealanın bildiği ancak bizim bilmemize imkan olmayan kaderimize inanıp hem de düçar olduğumuz hastalığa karşı Allah (cc) ın vaadettiği şifayı arayacağız.
Hadis-i Şerif “Ey Allah’ın(cc) kulları tedavi olunuz. Zira Cenab-ı Hakk, yarattığı her hastalık için bir de şifa yarattı.

Tedavi Yolları:

Tıbb-ı nebevînin bir diğer hususiyeti bünyesinde değişik tedavi metodları barındırmasıdır. islamın insan tabiatı hakkındaki telakkisi sebebiyle, bu metodlar maddi ve manevi hastalıklara yöneliktir. Ayrıca bu tedavi metodlarında insanların her birinin ruhen, bedenen, mizacen ve fiziken aynı olmayışı da göz önünde bulundurulmuştur. Bu sebeble, bir kimseye uygun olan tedavinin bir başkası için sakıncalı olabileceğine dikkat edilmiştir. Peygamberimiz (s. a. s) “Her hastalık için bir deva vardır. Eğer hastalığa deva olan ilaca tesadüf edilirse Allah’ın izni ile şifa hasıl olur” demiştir.
Başlıca tedavi yolları: perhiz, kan aldırma, dağlama, ilaç, hava değişikliği, rukye, dua ve sabırdır.

PERHİZ

Bu hastaya verilecek gıda cinsi ve miktarı hususunda konulmuş bazı tahdidleri ifade eder. Rivayetlere göre, Peygamberimiz’in (s. a. s. ) evinde biri hastalandığı vakit, kendisi ilk iş olarak hastanın yedikleriyle ilgilenip ona un, su ve yağdan yapılan bir çorba yapılmasını istermiş. Kendisi çorba hakkında “Çorba, hastanın kalbini kuvvetlendirip, hastalığını temizler, tıpkı sizden birinin su ile yüzündeki kiri temizlediği gibi.” Bir başka hadis-i şerifte ise bal, süt ve ondan müteşekkil bir çorbanın karnı yıkayacağı ifade edilmiştir.

Hz. Muhammed (s. a. s) hastalara, hastalıktan yeni çıkmış olanlara, gözünde iltihap bulunan kimselere hurma gibi enerji verip insanı hareket etmeye sevk eden gıdaları yasaklamakla birlikte, hastalık sebebiyle iştahsız kalan kimselere yemesi için fazla baskı yapılmaması gerektiğini söyler. Der ki “ Hastalarınızı yemeye ve içmeye zorlamayın. Zira allah onları yedirip içirir. ”
başka bir tavsiye ise, hastaya zararlı olmayan ve canının çektiği yiyeceklerin verilmesidir.
KAN ALDIRMA

Cahiliye devrinde rastlanan bir tedavi metodu olmakla beraber peygamberimiz (s. a. s. ) tarafından da onaylanmış, hatta bizzat kan aldırılmıştır.

DAĞ VURDURMA
Bu da islam öncesi döneme ait bir tedavi metodu olup, bazı hadislerce yasaklanmış olup, bazı hadislerle ise tavsiye ve tatbik edilmiştir. Alimler bunu, hastaya acı verici, üstelik uygulayıcısında maharet isteyen bir iş olduğu için gerekmedikçe yapılmaması lazımdır şeklinde yorumlamıştır.

AMELİYAT
Hadis-i Şeriflerde ameliyata dair lehte veya aleyhte yer verilmemiştir. Bunun sebebbi muhtemelen o günkü arap cemiyetinde ve hatta komşu ülkelerde tedavide bu metoda başvurulmamış olmasıdır. İnşirah suresinde göğüs yarılmasından sözedildği gibi, Sevgili Peygamberimizin (sav. ) muhtelif seferler mucizevi tarzda göğsünün yarıldığı, temizlenip yıkandığı, dikildiği vehatta, dikiş izlerinin sonradan belli olduğu rivayetlerde mevcuttur.
Bugün terkedilmiş olan, boğaz iltihabına yakalanan çocukları, tedavi için, bez dolanmış parmakla bademciklerin ezilmesine müsade etmemiş, ûd-i hindî suyunun veya özünün damla şeklinde kullanılmasını tavsiye etmiştir.
İLAÇ:
Ağızdan alınan, haricen tatbik edilenler, kulak, burun, boğaz veya göze damla olarak uygulanan gibi her tür ilaç kullanılmıştır. O günkü ilaçların ham maddesi esas itibariyle bitkilerdir. Çörekotu, ûd-i hindî, zeytinyağı, mantar, kına, senâ, hasır külü ve bal.
Hadis-i Şerif; “Allah(cc) haramkılınan şeyde şifa yaratmamıştır.” “Haramla tedavide bulunmayın. Şarabı tedavide kullanmak için soranlara: ‘O şifa değil hastalıktır.’ diyerek reddeder. Kurbağa gibi öldürülmesi haram olan hayvanların tedavide kullanılmasını da yasaklamıştır.

SU TATBİKİ

Hz. Peygamber sav. Çeşitli hastalıklardan dolayı yükselen ateşin düşürülmesi için vücuda soğuk su tatbikini tavsiye eder. Ölüm hastalığında da kendisine bizzat uygulatmıştır.

TEBDÎL-İ MEKAN ve TEBDİL-İ HAVA

Medine-i münevverenin rutubetli havasından hastalanan bir grup bedeviyi hazine develerinin otladığıyaylaya gönderme, yeni girdiklerievden hastalandıklarını veya uğursuz geldiğini söyleyenlere de orayı terketmelerini tavsiye etmiştir.

RUKYE:

Peygamber sav. efendimiz, Medine’de rukye yapmayı meslek edinenleri dinleyerek dualarında elfaz-ı küfür olup olmadığını kontrol eder ve olmayanlara izin verirdi.

DUA

Dua; hastalıktan korunma safhasında olduğu gibi, hastalık esnasında da kişinin hem kendinin hem de yakınlarınındua edip şifa dilemesi tavsiye edilmiştir.
Hadis-i Şerif: “Ey inananların Rabbi! Şu hastalığı gider, şifa ver, şifa veren ancak sensin. Senin şifandan başka şifa yoktur. Hiç bir hastalık bırakmayan şifa ile şifa ver.”

TESELLÎ

Hadis-i Şerif: “Bir hastanın yanına girince onu uzun yaşayacağı hususunda ümitlendirin. Bu kaderi değiştirmez ama hastanın gönlünü hoş eder.”

SABIR

Başa gelen hastalık ve musibetlere sabredenler ayet-i kerimede müjdelenmektedir. (Bakara 155-156) Sabır; metaneti kaybetmemek, insanlara şikayet etmemek, bağırıp çağırmamak ve mümkün olan imkanlarla musibete karşı koymayla beraber tevekkül etmektir.
Peygamberimiz sav. kendisine hastalığına karşı Allah(cc)dan şifa talebedivermesi için başvuran kadına. “Dilersen dua edeyim, Allah(cc) şifa versin, dilersen sabret cennet senin olsun.” buyurmuştur. Tedaviye başvurulsa da hastalığın, hatta tedavinin elemlerinekarşı sabır tavsiye edilmektedir.

GAYR-İ MÜSLÜM TECRÜBE

Teşhis ve tedavide, insanlığın faydasını ortaya koyduğu tecrübelerden istifade edilir. Bunu Resulullah sav. ın Ashabdan hasta olanları, henüz müslüman olmadığı dönemde meşhur tabib Hâris İbnu Kelde’ye gitmelerini tavsiye etmesiyle ve gayle hakkındaki açıklamasından anlıyoruz.
Hadis-i Şerif: “Gayleden nehyetmek istemiştim, sonra hatırladım ki, İranlılar ve Bizanslılar bunuyapmaktalar ve çocuklarına da bir zarar olmamaktadır.” İslam’ın herhangi bir prensibini rencide etmeyecek şekilde her çeşit beşerî tecrübeden istifadeye cevaz olarak kabul edilmiştir.

TEDAVİ EDİCİLER:
Hz. Peygamber sav. Tedavi edicilerin liyakatli olması üzerinde durmuştur. Liyakatli olmayan tabip ve diğer tedavi ediciler sebep olacağı kazadan sorumlu tutulacaktır. Liyakat olunca, müslim, gayr-imüslim ayırımı yapılmadığı gibi, kadın erkek ayrımı da söz konusu değildir. Hadis-iŞeriflerden gelen örneklerden hareket eden İslam âlimleri, yabancı bile olsa kadının erkeği, erkeğin de kadını tedavi edebileceğini, muayene için gerekli olan bakmak, elle dokunmak gibi ameliyelere yer verebileceğini hükme bağlamışlardır.

Rukye yapanları denetlediği gibi, Peygamber efendimiz sav. liyakat sahibi olduğu ifade edilen kişilerin uygulamalarında yasak tedavi metodlarına başvurmaması hususunu ve kontrol etmiştir.
Keza sünnet ameliyesi yapan kadınları çağırtıp, sünnet sırasında dikkat etmeleri gereken incelikleri kendilerine açıklamışlardır.

KAYNAKLAR:
Tıbb-ı nebevînin kaynağı âyet-i kerime ve hadis-i şeriflerdir.
Tıbb-ı Nebevî adı altında günümüze kadar hazırlanmış olan eserlerde, ayet-i kerime ve hadislerin yanında, eserin yazıldığı asrın tababet anlayışı, hükema sözleri, halk tababeti, sağlıkla ilgili vecize ve ata sözleri hatta kadim yunan filozoflarının tıbbî nasihatları bulunmaktadır. Bu durumu asla unutmamak ve yazılan bütün metinlerin nebevî tıbba ait olmayabileceğini bilmek gerekir.

Aynı zamanda , bugüne kadar tıbb-ı nebevî demetleri içine alınmamış olup, yeni tıbbî bilgilerimizle, ayet-i kerime ve hadis-i şeriflerden bazılarına bu manada yorum getirilebilir.
Tıbb-ı Nebevînin ihyası, arapçayı iyi bilen ve hadis-i şeriflere (tamamına) vukufu olan hekimler tarafından yapılmalıdır. Hadisler farklı alanlarda ihtisası olan tabiblerce, kendi alanlarına göre değerlendirilip, sezilecek incelikler hadis alimleri ile istişare edilip, yeni yorumlar getirilebilir.
Belki ozaman sevgili Peygamberimizin sav. Sevgisine, şefaatine mazhar olabiliriz.

Dr. Ayşe Güney
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları mütehassısı
Afiyet Sağlık Hizmeti Mensubu Hanımlar Derneği

İstanbul