Her Derdin İlacı

“Elif-Lâm-Râ. Bu öyle bir Kitaptır ki, âyetleri, hikmet sahibi, her şeyden haberi olan (Allah) tarafından sağlamlaştırılmış, sonra da Allah’tan başkasına kulluk etmeyesiniz diye (her şey onda) açıklanmıştır. (De ki:) Şüphesiz ben size, O’nun tarafından (gönderilmiş) bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.”

“Rabbinizden mağfiret dileyin, sonra O’na tevbe edin ki size belirlenmiş bir vakte kadar güzel bir geçimle faydalandırsın ve her erdemli/ iyi hareket sahibine de (layık olduğu) ihsanını/mükâfatını versin. Eğer (imandan) yüz çevirirseniz elbette ben, sizin için büyük günün azabından korkarım.”

“Dönüşünüz ancak  Allah’adır. O her şeye kâdirdir.” (Hûd sûresi 1-4)

Âlemlerin Rabbi olan Allah-ü Teâlâ’nın biz kullarına ihsan ettiği sayısız nimetler içerisinde en mühim ve en önde olan nimeti hiç kuşkusuz Kur’ân-I Âzîmüşşân ve onu tebliğ eden, açıklayan, nasıl uygulanacağını bizzat tatbik ederek örnek olan Hz.Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) dir.

Bu mübarek sûrenin ikinci âyet-i kerîmesi de, bu şerefli kitabın indiriliş maksadının “Allah’ tan başkasına ibadet etmiyesiniz, O’ndan başkasını mabud tanımayasınız diye” buyruğuyla sadece bu gayeyi (Allah’a kulluğu) gerçekleştirmek olduğuna açıkca delâlet etmektedir. Bu bakımdan ömrünü başka istekler peşinde geçirenler ziyan eder ve hüsrana uğrar.

Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem )‘in ise Allah (c.c.)  tarafından bir uyarıcı ve müjdeleyici olarak  gönderildiğine delâlet eder ki; “inkâr ettiğiniz, inkâra ve Allah’tan başkasına kulluk etmeye devam ettiğiniz takdirde sizleri O’nun azabı ile uyarır, korkuturum; inandığınız takdirde de sevabını müjdelerim.” demektir. Nezîr (uyarıcı,korkutucu) vasfının önce zikredilmesi, korkutmanın daha önemli oluşundandır. Zîra inkâr ve günah pisliklerinden arınmak, iman ve güzel huylarla süslenmekten önce gelir.

Üçüncü âyet-i kerîmede ise ”Ve Rabbinizden istiğfar eyleyesiniz, mağfiret dileyesiniz diye” buyruluyor ki; İstiğfar, mağfiret dilemek demektir. Mağfiret ise kulun günahlarının dünyada gizlenip örtülmesi, ahirette ise o kul hakkında azâptan vazgeçilmesidir

“Sonra da O’na tevbe edesiniz.” yani O’na ihlasla tevbe edip bu tevbe üzere dosdoğru kalasınız.

İstiğfar ile tevbe birbirinden ayrılmıştır. Nitekim Haddadî tefsirinde “Kim bir kötülük yapar yâhut nefsine zulmeder de sonra Allah’tan mağfiret dilerse, Allah’ı çok bağışlayıcı ve çok merhametli bulacaktır.”(Nisa sûresi 110) âyetini açıklarken, ”yani sâdık bir tevbe ile mağfiret dilerse“ der. Tevbe şart koşulmuştur. Çünkü istiğfar ile birlikte ”Kötülük yaptım, şimdi tevbe ediyorum. Bu kötülüğe bir daha asla dönmiyeceğim, Yâ Rabbi beni bağışla” demedikçe bu istiğfâr ittifakla tevbe sayılmaz.

Hz.Ali (r.anh) den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: ”Bana Ebû Bekir (r.anh) haber verdi- ki o sözünde sâdıktır- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: ”Bir Müslüman günah işleyip de sonra abdest alır, iki rekât namaz kılar ve istiğfar ederse Allah onu affeder. ”Bunu söyledikten sonra yukarıdaki âyeti okudu.”

Tevbe edenin mağfiret ve rahmetin eserlerini müşahade etmesi de ayrı bir nimet olduğu için bu âyet-i kerimede tevbe ve istiğfara ziyadesi ile teşvik vardır.

Bu hakikat, şu dizelerde ne de güzel ifade edilmiştir:

“Ey sınırsız günah işleyen

O kötü işlerden korkmuyorsun

Tevbe et de Hakk’ın rızasını bul

Zîra tevbeden daha iyi bir şefaatçi yoktur”

Yine Hûd sûresi 11.âyet-i kerîmede “Ancak (sıkıntılara) sabredip salih ameller işleyenler böyle değildir. İşte onlar için  mağfiret ve büyük bir mükâfat vardır.” buyurulmasından da anlaşılır ki, bu mağfiret dileme ve bağışlanma isteği, iman, sabır ve salih amellerle olacaktır. Onun için kuru bir istekle kalmayıp; sizi O’ndan çevirmiş ve uzaklaştırmış olan günahlarınıza pişmanlık duyup O’na tam bir samimiyetle yöneliniz, O’na dönünüz. Çünkü hak yolundan (Kur’ân ve sünnetten) yüz çevirmiş olanlar, yine hak yoluna dönmedikçe muratlarına eremezler. O’nun bağışlamasını istemeye de tevbe ile birlikte tevessül etmek, tevbe ile varmak lazımdır.

“Ve Rabbinizin mağfiretini isteyin, sonra da O’na tevbe edin ki, sizi belli bir süreye kadar güzel güzel yaşatsın. Ve her fazilet sahibine lâyık olduğu ihsanı versin.” Âyet-i kerimenin bu kısmından anlaşılıyor ki; tevbe ve istiğfar sadece ahiret saadeti için değil dünya refahı ve mutluluğu için de şarttır. Bu husus Nûh sûresinde (10-13) Nûh (aleyhisselam)ın diliyle şöyle açıklanır: ”Dedim ki: Artık Rabbinizden mağfiret dileyin (istiğfar edin ve yağmur için dua edin). Çünkü O çok bağışlayıcıdır. (İstiğfarınız ve duanız sebebiyle Allah) gökten üstünüze bol yağmur göndersin, sizi mallar ve oğullarla desteklesin, size bahçeler meydana getirsin ve size ırmaklar akıtsın. Size ne oluyor da Allah’ın büyüklüğünü takdir edip inanmıyorsunuz.”

“Ve eğer yüz çevirirseniz” yani şu emrolunan tevhid, istiğfar ve tevbeden yüz çevirirseniz “Muhakkak ki ben bir peygamber olarak sizin için büyük bir günün azabından korkuyorum” Ki, o büyük gün kıyamettir. Şu halde O’nun huzuruna imansız, tevbesiz varmak ne korkunç bir şeydir!

İkramı ve ihsanı nihayetsiz olan Rabbimiz Nasr sûresi (1-3)’nde de şöyle buyuruyor: “Allah’ın (vaadettiği) yardımı ve fetih (zafer) gelince, insanların Allah’ın (son) dinine akın akın girdiklerini görünce, hemen Rabbini hamd ile( överek) tesbih et ve O’ndan bağışlanma dile. Çünkü O, tevbeleri çok kabul edendir.”

Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem) bu sûrenin inmesi ile “Subhânellahi ve bihamdihî, estağfirullahe ve etûbu ileyh.”duasını çokça yapmaya başlamıştı.

Âlûsî tefsirinde der ki: “Kul her ne kadar çok çalışsa da, Mabud’un celâline lâyık olanı,gereği gibi yerine getirmede kusurdan uzak olamıyacağına işaret için bir çok taatlardan sonra istiğfar da meşru kılınmıştır. Onun için farz namazı kılan kimse için akabinde üç defa istiğfar etmesi, teheccüd namazı kılanın seherlerde dilediği kadar istiğfar etmesi, hacının hacdan sonra istiğfar etmesi, abdestin sonunda ve her toplantının bitiminde istiğfarın meşrû olduğu da rivayet olunmuştur. Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) herhangi bir toplantıdan kalkarken de “Subhânekellahumme ve bihamdik, estağfiruke ve etûbu ileyk” derdi. (Müslim)Rabbim bizi her daim, tevbe ve istiğfar etmeye muvaffak kıldığı kullarından eylesin. (Âmin)

 

Fahrunnisa Nur
Kaynaklar:

Hasan Tahsin Feyizli, Feyzu’l Furkan Kur’an ı Kerim ve Tefsirli Meali.

Elmalılı M.Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili.

İsmail Hakkı Bursevi, Ruh’ul Beyan -Kur’an Meali ve Tefsiri-