“Hayır” Demenin Beş Hatalı Yolu

Kişiler arası iletişimde en çok zorlandığımız konulardan biri “hayır” demek ya da bir durumu, konuyu, davranışı onaylamadığımızı, istemediğimizi bildirmek. Diyelim ki bir konuda olumsuz bir karar verdik; bunu karşı tarafa nasıl söyleyeceğiz? Siz bugüne dek nasıl söylediniz?

Onaylamadığımızı bildirmek için en güzel yol; açık ve net olmak aslında. Peygamberimizin (sav) hayatına baktığımızda, bu kelimeyi doğrudan kullanmasa da açık davrandığını görüyoruz. Bir durumdan memnun kalınca davranışlarıyla, sözleriyle, mimikleriyle ya da sessiz kalarak onaylıyor. Sessiz kalmasının “onaylamak” anlamına geldiğini de sahabe biliyor. Tersi olduğunda yine davranış, söz ya da mimikleriyle onaylamadığını belirtiyor. Bir insanın O’nunla iletişim içindeyken “Acaba bu yaptığım onu memnun etti mi etmedi mi, acaba şu konuyla ilgili düşüncesi ne, kararı ne?” gibi ortada kaldığı, nasıl davranması gerektiğini anlayamadığı, kafasının karıştığı bir durum yok.

Öte yanda, ülkemizde alışılmış kalıplar, çoğu zaman samimi ve içten bir şekilde “hayır” demeyi engelliyor. Bunlar neler?

Bahane Bulma: Yalan gibi görünmeyen ancak gerçeği de saklayan bir iletişim modeli bahane bulma. Örnek olarak eşlerden biri gezmeye gitmek istiyor, diğeri de istemiyor. Gitmek istemediğini net bir şekilde söylese tartışma çıkacağını düşünüyor. Bu durumda ne yapıyor? Bu teklif her geldiğinde çeşitli bahaneler buluyor. Gezmeyi isteyen taraf her seferinde bu isteğini tekrar edip duruyor.

İletişimde muhatabımız ne istediğini açık bir şekilde ifade edebilirken biz ne istemediğimizi belirtemiyorsak bunun ardında ciddi korkular, kaygılar, özgüven eksiklikleri yer alabiliyor. Her seferinde sebepler uydurmak yerine bu duyguları çözmek; istemediğimizi bir defada belirtmeyi sağlayacak ve sonucunda bazı sıkıntılar olsa bile onlara bir kez katlanıp sürekli bu sebep uydurma sürecinden bizi de beklentide kalan karşı tarafı da kurtaracaktır.

Yuvarlak İfadeler Kullanma: Bir arkadaşımız, onaylamadığımız bir davranış sergiliyor ve gelip bize fikrimizi soruyor. Bu tür durumlarda ne söylediğimizin tam olarak anlaşılmadığı kapalı ifadeler kullanmayı tercih edebiliyoruz. Belki niyetimiz onu incitmemek. Ya da sadece onay cümlesi duymak istediğini düşünüyoruz; ne onaylayabiliyoruz ne de farklı düşündüğümüzü ifade edebiliyoruz. Bununla birlikte muhatabımızı bir belirsizliğin içine terk ediyoruz ve bu belirsizlikten kendisinin çıkmasını istiyoruz. Hatalı bulduğumuz davranışı, üstelik kendisi de gelip sormuşken tatlılıkla anlatsak arkadaşımıza gerçek bir iyilik yapmış olacağız oysa.

Cevapsız Bırakma: Diyelim ki komşumuz bize gezmeye gelmek istiyor. Biz de onu kabul etmek için o günlerde uygun değiliz. Bize, sosyal medya araçlarıyla mesaj atıyor. Bu durumda kendisine uygun bir şekilde durumumuzu açıklamak yerine sessiz kalmayı seçiyoruz. Komşu da başlıyor kıvranmaya… “Mesajımı gördü ama cevaplamadı, acaba neden? Israr mı etsem, telefon açıp mı sorsam, ne yapsam?” İstiyoruz ki biz nazik cümleler kurarak uygun olmadığımızı söylemeye zahmet etmeyelim, karşı taraf anlamak için çabalasın!..

Bıktırma: Birlikte çalıştığımız biriyle yolları ayırmaya karar verdiğimiz ya da görüşmekte olduğumuz bir arkadaşımızla bir nedenden dolayı görüşmemeyi seçtiğimiz durumlarda kimi zaman da bıktırma yöntemine başvuruyoruz. Muhatabımıza onu zorlayacak bir şekilde davranıyoruz ve istiyoruz ki o çekip gitsin; yolları ayırmaya o karar versin; bizim kararımızın sorumluluğunu o alsın. Bu da, yaptığımız seçimlerin arkasından duramayışımızın bir göstergesi. Tersini yapıp seçimlerimizi lisan-ı münasiple ifade edebilsek gerçek bir yetişkin gibi davranmayı başarmış olacağız.

Tutmayacağı Sözler Verme: Toplumumuzda “Biz sizi ararız, bakarız, konuşuruz.” şeklinde çokça kullanılan kalıplar var. Bunları söyleyen karşı tarafa bir söz verdiğini fark edemiyor. Kullandığı cümlenin “hayır” demenin nazik yolu olduğunu varsayıyor. Oysa gerçek bir nezaket, boş ümitler dağıtmayı içermez. İş başvurusu yapanlara “Eğer kabul edilirseniz 15 gün içinde sizi haberdar edeceğiz.” demek çok daha açık, net, muhatabı boş bir beklentiye sokmayacak bir söz. Böylece başvuruyu yapan “Acaba ararlar mı aramazlar mı, başka bir işe başvursam mı; başvurmasam mı?” karmaşaları yaşamaz. Bilir ki işe alım yapacaklarsa 15 gün içinde haber verecekler. 15 gün içinde ses çıkmazsa demek ki sonuç olumsuz. Öte yanda “Biz sizi ararız.” ifadesinin ucu açık, sonuç olumsuz da olsa bildirmek için arayacaklar gibi. Bir son kullanma tarihi olmayan, kişiyi meçhule sürükleyen bir ifade. Benzer şekilde yapmak istemediğimiz işler için de “Bakarız.” ifadesini bolca kullanıyoruz. Belki çevremizdekiler zamanla bizi kabulleniyor ama şu da bir gerçek ki kimse, “O söz verdiyse verdiği sözü mutlaka tutar.” şeklinde bir güven duymuyor bize. Birine bir konuda “Tamam.” diyorsak o iş mutlaka tamam olmalı, tamamlanmalı. Tamamlamak istemiyorsak da baştan belirtip karşı tarafın başka bir çare aramasına fırsat verilmeli.

Öte yanda samimi ve açık olacağım derken patavatsızlık sınırına gitmemeli elbette. Onaylamadığımız, istemediğimiz, rahatsız olduğumuz durumları, nazik ve tatlı bir dille ya da en azından mimiklerimizle ifade edebilecek bir samimiyete sahip olmamız; süreçleri herkes için daha kolay hâle getirecek ve bizi de kendimiz olma yolunda tekamül ettirecektir.

Nefise Atçakarlar