Hastalığı Bilinmeyen İlaçlar

zehra“Bu aralar öyle yoğunum ki, dün ne yediğimi sorsanız, inanın, cevap veremem.” dedi telaşlı bir şekilde. Bu cümleyi herhangi bir arkadaşına söylemiş olsaydı sıradan gözükebilirdi. Fakat karşısında bir doktor vardı.

Tek istediği midesi için bir ağrı kesiciydi ama doktora derdini anlatamıyor, boşuna zaman kaybediyordu. Her geçen dakikası değerli bir insandı. Oysa şimdi doktor tutturmuş, yemek, uyku vs alışkanlıklarıyla ilgili bir sürü soru soruyor, acilen yaptırması için bir sürü tahlil ismi karalıyordu kâğıda.

“Gerçekten anlamıyorsunuz, sadece bir ağrı kesici tavsiyesi için geldim. Daha geniş bir zamanda kontrol için yine gelirim. Şu an hiç vaktim yok!”

Doktor inatla diretmesine rağmen kazanan kendisi oldu. Bir önceki gün ne yediğini düşünse, bulurdu elbette, ama ne gerek vardı ki. Ağrı kesicinin ismini alıp mutlu bir şekilde çıktı muayenehaneden. İşi her zamanki gibi görülmüştü. Doktorun “yakın zamanda mutlaka gelmelisin” tavsiyesini, zihnindeki boş işler dolabının karışık raflarından birine fırlattı öylemesine. Ve en yakın eczaneden ilacını alarak rahat ofisine doğru yöneldi.

Hikâyenin devamını yazmayacağım, çünkü hepimiz biliyoruz. Ayrıca saçma bir hikâye olduğunu da söyleyebiliriz. Doktora kadar gidip dün ne yediğini söyleyememenin mantıksızlığı da gayet ortada.

Yani kısaca; saçma ve yarım bir hikâye yazdım. Aslında tarihle ilgili birkaç şey söylemek istemiştim. Nasıl olduysa, aklım şu hastalığını bilmeyen kişiye kaydı.

Konuya dönecek olursak, sevgili okuyucu, tarih bizim için ne ifade ediyor?

Süslü kaftanlar, ihtişamlı saray ve camiler, gözümüzde canlanan minyatürlerden fırlamış rengârenk sahneler…

Amacı ve sonucu çoğunlukla uyuşmayan, neden yapıldığı anlaşılamayan savaşlar, soykırımlar, sömürüler, ihtilaller…

Destanlar, anlı şanlı zaferler…

Ya da, markası büyük harflerle yazılan şalların üzerine işlenmiş İstanbul Boğazı silueti, telefon kılıflarına basılmış lale ve tuğra desenleri, özel seri defterlerin kapaklarına yerleştirilmiş saray manzaraları mı?

Asıl sormak istediğim, değerli okuyucu, biz tarihin ne olduğunu biliyor muyuz?

“Geçmişten adam hisse kaparmış… Ne masal şey!

Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi?

Tarihi “tekerrür” diye tarif ediyorlar;

Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?”

(Mehmet Akif)

 

Zehra Akın