Hakkı Bulmak, Hakkı Sevmek, Hakka Uymak Gerek!

unnamed

Bir insanın “doğru” hareket edebilmesi için önce “doğru”nun ne olduğunu bilmesi gerek. Hayatta, birçokları doğruyu bilemiyor, bulamıyor; doğru diye eğrilere, yalanlara, yanlışlara, hatalara sarılıyor; ömrünü boşa harcıyor, günaha giriyor, iyi sonuca ulaşamıyor, ziyan ediyor, hüsrana uğruyor. Cenâb-ı Hak Teâlâ ve Tekaddes hazretleri cümleye rahmeylesin; akıl, fikir, ilim, irfan, izan, basiret, hidayet ihsan etsin; hakkı hak olarak görüp ona ittiba etmeyi nasip buyursun! Hakkı, hakikati, doğruyu, iyiyi, uygunu, münasibi, mütenasibi aramak, bulmak, saymak, sevmek, tebcil etmek, baş tacı eylemek, rehber edinmek her olgun, ergin, bilgin, bilge, erdemli, değerli kişi için en başta gelen şarttır. Bu çok büyük bir nimet, çok ulu bir devlet ve saadettir; çok muazzam bir servet, çok muhteşem bir âtıfet ve inayettir. Ne mutlu hakkı bilenlere, doğruyu temyiz, tefrik ve takdir edebilenlere!

Hakkı, doğruyu, iyiyi, güzeli bildiği halde ona gereken ilgi ve ihtiramı, izzet ve ikramı gösteremeyen, ittiba ve iktida etmeyen, razı ve tâbi olmayanlar… çok büyük bir gabavet ve dalalet içindeler, çok fecî bir suç ve cinayet işlemiş oluyorlar; kendilerine yazık ediyor; hüsran ve ziyana âdeta çanak tutuyor, hezimet ve hizlânı peşin olarak tercih etmiş bulunuyorlar.

Maalesef ülkemizde bu cinsten savruk ve abuk sabuk insanlar pek çok. Elindeki büyük nimetin farkında değil; hakkı bırakıp batılı uyguluyor, doğru yolu terk edip eğriye sapıyor, sevaptan kaçıp günaha batıyor, şekaveti saadete tercihle; şuursuzca, körce, ahmakça, aptalca işler yapmaya ömür boyu devam ediyor.

En basitinden, en yükseğine, en incesine, en önemlisine kadar her konuda böyle hatalı davranışlar görüyorum, dostta, düşmanda, devrimbazda, müslümanda, gençte, yaşlıda, köylüde, kentlide, televizyonda, gazetede, dergide, ülkemizde, dışarıda…

Adam, “müslümanım elhamdülillah” diyor ama içki içiyor, faiz yiyor; “dervişim, ehl-i tasavvufum, tarikattenim” diyor, şeytana uyup nice hatalı işler yapıyor, zikrini, tesbihini çekmiyor, kötü huylarından vazgeçmiyor, nefsini ıslah etmiyor; sevabı günahı düşünmüyor; hesabı, kitabı, azabı, mahkeme-i kübrâyı hesaba katmıyor; “aydınım, münevverim, müslümanım, bilgiliyim, yazarım, çizerim” diyor, Kur’ân-ı Kerîm’e, şerîat-ı garrâya, ahkâm-ı dîniyeye aykırı, muhalif sözler söylüyor, yanlış fâsit fikirler besliyor, hatalı, veballi kanaatler ileri sürüyor. Söz veriyor, sözünden cayıyor; hayır yapmaya niyetleniyor, sonra vazgeçiyor, vaat ediyor, sonra vadinden hulf ediyor…

Derviş, hocasına bağlanıp biat ediyor, o bağlılığına vefa göstermiyor, sözünde durmuyor, aklına ne eserse onu yapıyor.

Kendisi ümmî ve cahil ama alim ve kâmilleri tenkit ediyor, beğenmiyor, dinlemiyor, izlemiyor, desteklemiyor.

Alevî, Hz. Ali (radıyallâhu anhu ve kerremallâhu vecheh) hazretlerine ve 12 imama ittiba etmiyor.

Hanefi ama İmâm-ı Âzam Efendimize uymuyor, mezhepleri reddediyor, kendisi ictihada kalkışıyor, haddini bilmiyor, haddi aşıyor.

Medenî ama insan haklarını çiğniyor, hürriyetçi ama despotça davranıyor, demokrat ama halkın efkârına ve ekseriyetin tercihine uymaya yanaşmıyor vs.

Beyler! Lütfen biraz ciddi ve tutarlı olmaya çalışın! Var gücümüzle çalışmalıyız ki herkes hakkı ve doğruyu bilsin; bilince de ona uysun! Bu eğitimi çok ciddi yapmalıyız, bu alışkanlığı herkes benimsemeli, herkes uygulamalı! Aksi halde başarı çok zor!

Kasım- 1996

Prof. Dr. M. Es’ad Coşan(Rha) in İslam Dergisi Başmakalelerinden alınmıştır.