Hakîkî Murakıp!

unnamed

‘’(O,İnsan) Allah’ın her şeyi gördüğünü bilmiyor mu?  (Alak Suresi 14) ‘’ hitabını gereği gibi idrak etmek, hissetmek ve bu şuurda hayatımızı tanzim etmek…

‘’Gözler O’nu idrak edip göremez. O ise, bütün gözleri görür, Latif’tir (Dünyada gözle görülmez, kullarına da lütuf sahibidir’’ (En’am Suresi 103)  ve ‘’Şüphesiz Allah sizin üzerinizde  Rakîb’dir’’ diye Kur’an-Kerim’de bize bildirilen ‘Hakîkî Murakıp’, görüp, gözeten ism-i şerifiyle Er-Rakîb !

Şu fani hayatın bir gün son bulacağı, hesapların görülmek üzere bir terazi kurulacağı, o dehşetli kıyamet gününde ‘’Herkesin dünyada yapmış olduğu zerre kadar iyilik ve kötülükleri meydana çıkarıp teraziye koyacağım’’ (Enbiya Suresi, 47) diyen Rabbimizin bizi bu dünyada da her an murakabe ettiğinin bilincinde olmak…

Eşsiz bir denetim mekanizmasıyla yaptığımız her işi an an kaydeden ve bize şah damarımızdan daha yakın olduğunu söyleyen Rabbimiz aslında nefsimizi iyiye ve doğruya ulaştırmada bizim en büyük yardımcımızdır. Bizim yanlışa ve kötülüğe sapmamamız için ilahi rahmeti gereği bizi her an görüp gözetleyen, kontrol eden, her şeye şahit Rabbimiz… Eş-Şehid!… Kuran-ı Kerim,  Maide Suresi, 117. Ayet-i kerimede İsa (a.s.)‘nın şöyle dediği bildiriliyor: “…Ve ben içlerinde bulunduğum müddetçe üzerlerine şahit olmuş idim. Vaktâ ki beni aldın, onların üzerlerine MURAKIP ancak Sen oldun ve Sen her şey üzerine tamamıyla şahitsin.” (Ömer Nasuhi Bilmen Meali)

Murakıp” sıfatıyla Rabbini hakkıyla anlayan büyük sahabi Hz. Muâz bin Cebel (r.anh)’in sözü de burada hatırlanmaya değerdir. Hz. Muaz bin Cebel bu sözü Hz. Ömer’in zekât tahsildarlığını yapmaktayken söylemiştir. Ve bu söz asırlarca tüm mü’minlere örnek olmuştur. Hz.Muaz bir gün Hz. Ömer’in görevlendirdiği bölgeye gidip zekâtları toplamış. Daha sonra Medine’ye getirip kuruşu kuruşuna Hz. Ömer’e teslim ettikten sonra eli boş olarak evine dönmüş. Hz. Muaz’ın eşi eve hediye olarak bir şeyler getireceğini beklediği için kocasına “Sen bize bir şey getirmedin mi? “ diye sorunca Hz. Muaz, “ Hayır, getiremedim.” demiş. Eşi “Neden getiremedin? “ diye sorunca, Hz .Muaz “Çünkü benimle birlikte bir murakıp vardı.” demiş. Bunun üzerine sinirlenen eşi, doğruca kalkıp Hz. Ömer’in yanına gitmiş. Neden Hz .Muaz’a güvenmeyip bir murakıp görevlendirdiğini sormuş.Hz. Ömer de bir murakıp görevlendirmediğini söyleyerek Hz. Muaz’ ı yanına çağırtıp durumu ona sormuş.Hz. Muaz da ; “Ya Emir’el Mü’minin, haklısın,sen benimle birlikte bir murakıp görevlendirmemiştin. Ancak, benimle, seninle ve her insan ile birlikte her şeyi gören, hiçbir zaman bizden ayrılmayan ve tüm hareketlerimizi gözetleyip murakabe eden bir Murakıp vardır, o murakıp Cenab-ı Allah’tır.” demiş ve durumu anlatmıştır.

Murakabe  haline sahip olabilmek için, önce  Allah (c.c.)’dan hakkıyla korkmak(havf) ,sonra hayâ etmek gerekir. En sonda havassın, sıddıkların makamı olan ümit etme (reca) hali yaşanır. Allah korkusuyla murakabe de zirve haline gelmiş Yusuf (a.s.) kıssasını hatırlayalım. Mısır maliye nâzırının zevcesi olan Zeliha, Yusuf (a.s.)’u kendisine çağırınca, önce kalkıp, büyük bir heykelin yüzünü örtmüş. “Bunu niçin örttün?” diye sormuş Yusuf (a.s.). Zeliha: “Ondan utandığım için” demiş. Yusuf (a.s.) da; “Sen bir taş parçasından utanıyorsun da, ben yerleri ve gökleri yaratan Rabbimin görmesinden utanmaz mıyım?” buyurmuş. Bu kıssa bize Efendimizin (s.a.v.) şu hadis-i şerifini hatırlatıyor; “Allahü Teala (c.c.)  Adn ismindeki cenneti şu kimseler için hazırladı ki, günah işleyecekleri zaman, O’nun büyüklüğünü düşünüp, O’ndan haya ederek, günahtan kaçınırlar.”

Yine büyüklerden bir zat bir müridini başkalarından daha çok severmiş, ötekiler bu hale üzülürlermiş. Her birine bir kuş verip, “Bunu kimsenin görmediği bir yerde kesip getiriniz.” demiş. Hepsi tenha bir yerde kesip getirmiş.O müridi ise, kesmeden getirmiş. “Niçin sözümü dinlemedin, canlı getirdin?”deyince hocası; mürid:”Kimsenin görmediği bir yer bulamadım, O, her yeri görüyor.” demiş. Diğer müridler de onun her an murakabe halinde olduğunu anlamışlar. Burada da anlaşıldığı gibi Allah (c.c.) her an bize murakıp, kul da bunu bilerek her an kendi nefsini kontrol altına alıp murakabe yapması gerekir.

Yüce Rabbimiz bize nefsimizle cihadı emretmiştir. Nefsimizin yapıp ettiklerinden gafil olmamalı, her daim kontrol altında tutmalıyız. Birçok konuda hileci ve yalancı olan nefsimiz kendi arzularını bize iyi ve faydalı olarak gösterebilir. Hâlbuki aslında bu isteklerin çoğu günah olabilir. Yapmak isteğimiz her mübahı bile iyice tartmalı, bunu neden yaptığımızı kendi nefsimize sormalıyız. Enes (r.a.) şöyle anlatır: ”Hz. Ömer’i gördüm, bir duvarın arkasında durup, kendi kendine, ‘’Yazıklar olsun ey nefsim sana ki, sana Emirel’l-Mü’minin diyorlar. Ya Allah’tan kork veya O’nun azabına hazırlan” diyordu.

Hasan-ı Basri (r.a.) hazretleri de buyurmuştur ki; “Nefs-i levvame, şu yemeği yedin, şu işi yaptın, niçin yedin? Niçin yaptın? deyip kendini ayıplayanın nefsİdir.” Nefsimizin her yaptığı işi murakabe edip, kontrol etmek, onu hesaba çekmek çok önemlidir. Yine “Amelleriniz tartılmadan önce kendiniz tartınız.” diyen Hz. Ömer   (r.a.) akşam olunca, kamçı ile ayaklarına vurup, “Bugün ne yaptın” dermiş.

Murakabede doruğa ulaşmış öyle zatlar da vardır ki artık nefsiyle, günahlarıyla ve sevaplarıyla uğraşmak bir yana, her türlü tedbir ve çareyi bir kenara bırakmış, adeta akıllarını yitirmişçesine Rablerinden başka bir şeyi görmez, duymaz olmuşlardır. Allah-ü Teâlâ’nın heybetinden kendilerini kaybetmiş gibidirler. Bir köşede saatlerce Rablerini tefekkür ederler. Şibli Hz.leri bu şekilde sessiz, hareketsiz bir köşeye oturmuş, murakabeye dalmış. Süfyan-ı Sevri Hz.lerinin yanına gelmiş. Vücudunun bir kılı bile kımıldamıyormuş. “Bu güzel murakabeyi kimden öğrendin?” diye sorduğunda, o da “Kediden öğrendim. Onu bir fare deliğinin ağzında, benim bu halimden daha hareketsiz avını kollarken gördüm.” demiş.

İşte büyük zatların murakabesi bu şekilde olmaktadır. Onlar kendilerini tamamen Allah’a vermişlerdir… Her hal ve tavırları Allah’ı hatırlatır. “Sizin hayırlılarınız, görüldükleri zaman Aziz ve Celil olan Allah-u Teâlâ’yı hatırlatan kimselerdir.” hadisi de bir açıdan bunu ifade etmektedir. Allah (c.c.) bizleri de bu hadis-i şerife muhatab eylesin inşaalllah… Amin.

Seyran Çağlar

 

Feyzü’l Furkan, Hasan Tahsin Feyizli