HAFTANIN BEYEFENDİSİ

Senenin başında oğlumun öğretmeni bütün velileri, topladı ve bir konuşma yaptı. Bu konuşmayı tamamladığında hepimizin omuzlarından büyük yükler, sırtımızdan da eğri bir kambur kalkmıştı. Kesinlikle marka olmuş kıyafetlerle çocuğunuzu okula göndermeyeceksiniz demişti. Okul araç ve gereçlerinde lisanslı figürlü hiçbir ürünü tercih etmeyeceksiniz diye söylemişti. Yüreklerimize su serperek dikta ettiği şeyler arasında zararlı yiyecek ve içecekler de vardı.
Asla pahalı ayakkabı ve kıyafetler almayın. Bunu fark edersem öğrencimi tersleyebilirim diyordu, anlayacağınız çok kararlıydı. Yerli kunduralar alın, temiz ve kurallara uygun giydirin benim yanımda geçerli olanı böylesi diye ekliyordu. Gıdalarla ilgili tembihleri de hepimizin bildiği ama uygulamayı başaramadığı gerçeklerdendi. Tabi bunu sadece aile olarak başarmak zordu. Defalarca denemiştik ama çocuğun aklı kalıyor diye arada bir yasağı ihlal ediyorduk. Hem çocuğumuza hem de kararlarımıza karşı tutarsız davranmak zorunda kalıyorduk. Çok şükür artık bu dertten de kurtulduk.
Bu fikirlerini çocuklara da kabul ettirmesi işimizi kolaylaştırmıştı. Başlarda ben bu tip gıdaları marketten alsam bile oğlum tarafından uyarılıyordum. Bu bir rüya olabilir miydi? Çakması gerçeği birbirinden seçilmeyen eşyalara da oğlum artık özentisiz ve nefretle bakıyordu. Bu bize inanılmaz bir huzur vermeye başladı. Hala da devam eden bu mutluluğu ilkokul öğretmeni Zeynep Hanım kendi başına kararlı bir duruşla başarmıştı.
Kendisine nasıl teşekkür edeceğimi şaşırıyorum. Ne zaman karşılaşsak bir şeyler söylüyorum ama mutluluğumu minnetimi nasıl ifade edeceğimi birbirine karıştırıyorum. Dersler konusunda titiz oluşu, konuları dikkatle öğretmesi bizim içimizi rahatlatırken çok daha önemli olan sosyal bir katkı yapmıştı. Bizim böyle olacağını ummadığımız aslında her şeyden çok ihtiyaç duyduğumuz bir konuda daha rahatladık böylece. Bütün velilerde gözlemlediğim bu huzuru Zeynep Hanımın güzel ideallerine borçluyuz. Sertifika hediyeleriyle kitap okumaya alışkanlık kazanan çocuklarımız, doğru davranışlar gösterdiğinde haftanın beyefendisi ya da hanım efendisi seçiliyorlar ödül olarak da bir gün sivil giyiniyorlar. Nasıl motive olduklarını anlatmama gerek yoktur herhalde. Her sabah oğluma gerçek meyve suyu hazırlarken sağlığına dualar ettiğim öğretmenimiz bizlere de çok önemli bir şeyi öğretiyordu.
Siz düzgün durmayı başarırsanız her şey yoluna girer. Ve bir öğretmen isterse dünyayı sözleriyle ve ışığıyla güzelleştirebilir değiştirebilir. Biz yaklaşık otuzu aşkın aile bu durumdan çok olumlu etkilenmiştik. Okul kantininden ne aldıklarına kadar dikkatle çocuklarımızı takip ederek, güzelce uyararak düzgün bireyler yetiştirme noktasında büyük bir özen gösteriyor. Yılların tecrübesiyle bizleri ve çocuklarımızı özentilerin ve gereksiz masrafların esir aldığı dünyadan çekip çıkarmış evlatlarımıza da gerçek üstünlüğün başarı ve bilgi öğrenmek olduğunu aşılamıştı. Kapital çarkların durmadan döndüğü ihtirasların birbirini yuttuğu dünyaya küçük ve anlamlı bir çelme takmıştık hep beraber. Bizim öğretmenimizin gösterdiği bu onurlu tavrı bütün öğretmenler gösterse ne kadar yaşanabilir bir dünyamız olurdu.
Çocuklarınıza sürekli oyuncak almayın dediğinde kendisinden örnek verdi bir keresinde. “Biz okula yamalı giderdik ve bebeğimiz olmadığı için kurumuş kabaklardan oyuncak bebek yapardık. Annemizin yemenisini kaçırır bebeğimizi süslerdik. Böylece hayal gücümüzü zenginleştirirdik. Çocuklarımızın hayal dünyasına bu kötülüğü yapmayın. Bırakın yaratıcı olsunlar, hayalci olsunlar” demişti.
Şimdi çocuklarımızın ne kendi kişiliğini bulmaya ne tarzlarını oluşturmaya fırsatları var. Her şey büyük AVM lerin vitrinlerinde spotlar altında ışıldıyor. Çocuklarımız rüküş olma haklarını bile kullanamıyorlar. Bizim kıyafetlerimizin küçültülmüş halleriyle etrafta küçük anneler ve babalar olarak dolanıyorlar. Fotoğraflarda gülümseyecekleri çocuksu kıyafetleri olmayacak hiçbir zaman ve zevklerini hep bir başkaları belki de moda avcıları belirleyecek. Onlar hiç kafalarını yormayacaklar maalesef.
Geçen senelerde televizyon izleyen çocuklarımın gördükleri reklâmda “bunu alabilir miyiz? demesinden bunalmıştım. Ve belki de almak durumunda kalmıştım birçok kez. Hatta reklâm geçişine göre oğlum araba ya da silah, kızım bebek ya da pembe hayvancıklar konusunda gereksiz ısrarlar yapıyorlarken, bit spreyi reklâmı çıkınca çok telaşlanmıştım. Reklam çıkınca bir sessizlik olmuştu. Sırf bu reklam yüzünden bitlenmek isteyeceklerinden korkmadım desem yalan olur. Çünkü hiç içmeyecekleri balık yağı kapsülünden almam için de yalvarmışlardı.
İnşallah geçen parkta karşılaştığım eşofmanlarının içinden taşan iri kıyım genç kadın da bir gün Zeynep Hanım gibi idealist ve doğru bir öğretmenle karşılaşır. Kaydırak sırasını kimseye kaptırmayan oğlunu yavaşça itekleyen bir çocuğa
—ben onu siz ezin diye doğurmadım
Diyerek dövmek üzere koştu. Ve annesi uzakta olsa gerek çocuğu bayağı bir tartakladı.
Zeynep öğretmen gibi milyonlarca öğretmene ihtiyacımız var sayılarının artmasını diliyorum. Ve Anadolu pedagojisinin her yere hâkim olmasını umuyorum. Bizim çocukluğumuzda geçerli olduğu gibi, suçu kendinde ve çocuğunda arayan, haksızlık etmekten korkan, başkalarını da önemseyen, kendisini yüceltmeyen paylaşımcı zihniyetin tekrar canlanmasını ümit içinde bekliyorum. Mısır patlar gibi her yere dağılan güzel bir zihniyet medeniyetimizin yeniden gül kokmasına vesile olacaktır. Tam da gül mevsiminde dualarımın müstecap olması dileğiyle.

BETÜL ŞATIR