Hadis Usûlü – 30
2 – Kırâat Ala’ş-Şeyh (Arz, Sunma, Okuma)

Talebe, ezberinde veya elindeki bir kitaptan hocanın huzurunda hadis okur. Hoca da ya ezbere veya elindeki bir nüshadan takip ederek dinler. Gerekirse, düzeltme yapar. Böylece öğrenci hocadan o hadisleri öğrenmiş olur. Bu usûle kıraat veya arz denir. Kıraât yoluyla öğrenilen bir hadis rivâyet edilirken “Kare’tû alâ fülan ve huve yesme’u” (…nın huzurunda bu hadisi okudum) ifadesi kullanılır. Eğer hadis, kıraât meclisinde hazır bulunan ve fakat sadece dinlemiş olan biri tarafından rivâyet edilirse, bu takdirde, “Kurie alâ fülan ve ene esme’u” (…nın huzurunda bu hadisi okunurken dinledim) ifadesi kullanılır.

Bu yolla elde edilen hadis, “haddesenâ fülân, kıraeten aleyh” terimiyle de rivâyet edilir. Ancak burada “kıraaten aleyh” kaydı mutlaka konulmalıdır. Aksi halde semâ, yoluyla alınmış olanlarla karıştırılır. Bu da doğru değildir. İmam Müslim, ahberana lafzını bu yolla aldığı hadisleri rivayet ederken özellikle kullanmaya çalışmıştır.[1]

Burada tâlib, şeyhten öğrendiği hadîsleri, bilâhare rivâyet edebilmek için, şeyhin huzurunda okumasıdır. Kur’an-ı Kerim’in mukriye arzına benzediği için çoğu âlimler buna arz da demiştir. Kıraat’in vukuu, tâlibin, şeyhten tahammül etmiş bulunduğu merviyyatı şeyhin huzurunda, ezberden veya elindeki nüshasından şahsen okuması, veya mecliste hazır bulunan bir başkasının okuması, şeyhin de bunu, ezberden veya elindeki yazılı nüshadan bizzat veya mecliste hazır bulunan bir başkası tarafından takip edilmesiyle meydana gelir. Bu işe, kıraat veya arz ala’ş-şeyh, okuyan kişiye de kârî denir.

Görüldüğü üzere, okunanın ezberden takibi caiz addedilip, fiilen de çokça tatbik edilmiş ise de, İbnu Hacer, takip işinin elde bulundurulacak kitaptan yapılmasının daha uygun olacağını, hafızanın kişiyi aldatabileceğini söyler. Ahmed İbnu Hanbel ise, Kâri’nin okuduğunu bilip ve anlayacak seviyede olmasını şart koşar. İmamu’l-Harameyn ise şeyh’in, kâri herhangi bir tahrîf ve tashif yapacak olsa derhal müdâhale edecek uyanıklık ve kapasitede olması şartını koşar. Bu şartlar yerine gelmedikçe, kıraat yoluyla tahammül sahîh olmaz.

Selef ulemasının, arz’ı, muteber bir tahammül yolu kabul ettiği belirtilir. Bunlar arasında başta Kütüb-i Sitte imamları, dört mezhep imamları, Saîd İbnu’l-Müseyyib, Ebu Seleme İbnu Abdirrahman, Sâlim İbnu Abdillah İbni Ömer, Hârice İbnu Zeyd, Urve İbnu’z-Zübeyr, Zührî, Atâ İbnu Ebî Rebâh, Mekhûl, Hasan Basri, Ebu Ubeyd el-Kâsım İbnu Sellam vs.

Usûlcüler, bu meselede, Hz. Enes, İbnu Abbâs ve Ebu Hüreyre gibi Ashab’ın ileri gelenlerinden (radıyallahu anhüm ecmaîn) bazılarının da arz’ı fiilen kabul ettiklerini belirttikten sonra Rasûlullah’tan da örnek verirler. Buna göre, Benû Sa’d İbnu Bekr kabîlesinden elçi olarak gelen Zımâm İbnu Sa’lebe, İslaHm üzerine öğrenmiş bulunduğu esâsları, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a teker teker arzeder ve doğru olup olmadığını sorar. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) her seferinde sadece “evet” cevabını verir “…Senin ve senden evvelkilerin Rabbi aşkına söyle bütün halka seni Allah mı gönderdi? dedi. Rasûlullah: “Evet” buyurdu. Zımâm: “Allah aşkına söyle senenin, şu mâlum ayında oruç tutmayı sana Allah mı emretti?” dedi. Rasûlullah: “Evet” buyurdu…”

Âlimler, arz mı yoksa şeyhin kendisini dinlemek mi daha üstün, yoksa ikisi de eşit mi? diye münakaşa etmişlerdir:

Arz yoluyla hadîs tahammül eden râvinin edâ sigaları, en üstünden en düşüğe doğru tedricen şöyle sıralanır:

1- Bizzat okumuş ise: قرأت على فن   Falanın huzurunda okudum. Kendi hazır iken başkası okumuşsa: قُرَءَ عليه وأنا اسْمَع  Falanın huzurunda okunurken ben de oradaydım”.

Bundan sonraki sikalarda sema bahsinde kullanılmış olan سمعْت  lafzından sonra gelen elfazı hep kıraat tâbiriyle kayıtlayarak kullanmak gerekir:

2- حدثنا بقراءتي  veya حدثنا قراءة عليه وانا اسمع

3- اخبرنا بقراءتي veya اخبرنا قراءة عليه وانا اسمع

4- أنْبأنا )نَبّأنا(بقراءتي veya اَنْبأْنا )نَبّأنا( قراءة عليه وانا اسمع

5- قالَ لَنا بقراءتي veya قال لنا قراءة عليه وانا اسمع

6 ذكر لَنا بقراءتي veya ذكر لَنَا قراءةً عليه وانا اسمع

Görüldüğü üzere arzda sâdece سمعتُ  lafzının kullanılması uygun görülmemiştir.

Arz yoluyla tahammül edilen hadisleri eda ederken kıraat lafzıyla kayıtlamadan sema yoluyla tahammül edilen hadislerin edasında kullanılan حدثنا ، اخبرنا  sigalarını aynen kullanma hususunda âlimler ihtilaf etmişlerdir.

Netice olarak denebilir ki, müteahhirin nazarında,  حدثنا deyince sema, اخبرنا  deyince arz kastolunur. Mütekaddimîn nazarında  أنبأنا  tabirî de  اخبرنا makamında kullanılmıştır. Aliyyül-Kârî de mütekaddimin ilk müteahhirîn arasında orta bir tabakanın أنبأنا  tabirini mutlak şekliyle arzda, mukayyed olarak da şekliyle  أنْبأنا اجازةًicâzet’de kullandıklarını belirtmiştir.

[1]  Sabahaddin Yıldırım, Şamil İslam Ansiklopedisi: 6/87; İsmail Lütfi Çakan, Hadis Usulü, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Yayınları: 56.