Hadis Usulü-26

B- Muhaddisin Âdâbı (Hadis Hocasının Ahlakı)[1]

Âlimler, hadis ilminin tedrisiyle meşgul olanların bazı âdâba riayet etmesini şart koşmuşlardır. Hadis okutacak herkesin bilmesi ve uyması gerekli prensipleri şöylece sıralayabiliriz.

1- İyi Niyet ve Üstün Ahlak Sahibi Olmak

Muhaddis herşeyden önce iyi bir ahlâk, temiz bir yaşayış ve sağlam bir niyet sahibi olmalıdır. Sağlam niyet, ilmi Allah rızası için öğrenmek ve öğretmektir. Seleften bazıları: “Biz başka maksadla ilim talebettik, ancak o, Allah için olmaktan başka bir şey kabul etmedi” demiştir.

Hadis okutmaya karar veren hoca, bununla birlikte hasbi olmaya da niyet etmelidir. Çünkü ihlas, her amelin özü ve ruhudur. Bütün peygamberlerin davet ettiği meziyettir, iç olgunluğudur. Hadis hocasının, riyadan, çıkar ve dünyalık kaygısından en uzak kişi olması gerekir. Zira Rasulullah’ın hadislerinden nübüvvet havasını koklamaktadır. Meşgul olduğu ilmin mahiyet ve niteliğine yaraşır bir gönül berraklığı, niyet ve davranış dürüstlüğü herkesten çok ona yakışır. Hem niyeti olmayanın ameli, ihlası olmayanın da ecri olmaz.

Öte yandan İslami ilimler, üstün ahlakı gerektiren şerefi yüksek ilimlerdir. Hadis ilmi ise, bunların ilk sıralarında yer alır. Böyle olunca, hadis hocasının da ahlak ve adab bakımından diğer ilimlerin hocalarından daha üstün olması uygun olur. Bu onların etkilerini de arttıracak önemli bir husustur. Unutulmamalıdır ki, “hadisçiler, hz. Peygamber’in yakınlarıdır. Her ne kadar kendisiyle arkadaşlık etmemişlerse de nefesleriyle sohbettedirler.” O halde bu sohbetlerin, hadis hocasının davranışlarında görülmesi kadar tabii ne olabilir?

2- Haddini Bilmek Ya Da Ehliyete Riayet

 

Muhaddis, hadîs rivayetini belli bir olgunluk ve yaş hududunda yapmalıdır. İbnu Hallâd elli ile seksen yaş arasını tavsiye eder. Bazıları da 40 yaşından önce rivayetin caiz olmadığını söyler. Kadı İyaz buna itiraz ederek 40 yaşından ve hatta 30 yaşından önce hadis rivâyet eden selef büyüklerinden misal vermiştir. Mâlik İbnu Enes (İmam-ı Mâlik) bunlardan biridir. Halk, kendisini dinlemek üzere, büyük kalabalıklar teşkil etmeye başladığı zaman üstadları henüz hayatta idi. Öte yandan, muhaddisin bu yaşı beklemesi bazı tehlikeleri de beraberinde getirecektir: İlmin ziyâı gibi. Çünkü, kırk elli yaşına ulaşmadan ölenler var. Ömer İbnu Abdilaziz, Saîd İbnu Cübeyr, İbrahim en-Nehâî gibi nice büyük alimler ellisini idrak etmeden vefat etmişlerdir.İbnu Hallâd’ın, ihtilât ârız olur endişesiyle “Seksenden sonra rivâyeti kesmelidir” sözüne de itiraz edilmiştir. Zira sahabe ve sonrakilerden çok sayıda selef, ileri yaşlarda hadis rivayetinde bulunmuştur. Enes İbnu Mâlik, Sehl İbnu Sa’d, Abdullah İbnu Ebî Evfa (radıyallahü anhüm) gibi. Hatta yüz yaşını aştığı halde sağlıklı şekilde rivâyet edenler olmuştur: Hasan İbnu Arfe, Ebu’l-Kasım el-Bağavî, Ebu İshâk el-Hüseynî, el-Kadı Ebu’t-Tayyib et-Taberî vs.

Hadis hocasının, yaşı ne olursa olsun, ehil olmadıkça hadis okutmaya ve rivayetine kalkışmaması lazımdır. Rivayet ve hocalık yaşı olarak ileri sürülen 33, 40 ve 50 rakamları ve delillerini bir tarafa bırakarak mes’elenin prensibini, “ilmine ihtiyaç duyulması” olarak tesbit etmek daha uygundur. İlmine ihtiyaç duyulan bir kişinin, yaşı kaç olursa olsun, bundan çekinmesi doğru olmaz.

Unutulmamalıdır ki, “Cahil, yaşlı da olsa küçük; âlim genç de olsa büyüktür.”

3- Kendisinden Daha Ehil Olana Saygı Göstermek

Muhaddisin yaşça, ilimce kendisinden daha muvafık (evlâ) birisi varken rivâyette bulunmaması gerekir. Hatta bazı âlimler, kendi beldesinde bu işe elyak olan varken rivâyeti mekruh addetmiş, bu hususta muhaddise müracaat edenler çıktığı takdirde ehak olana göndermesi gerektiğini belirtmiştir. Ancak İbnu Dakîki’l-Îd gibi bazıları kendisinde değişik rivâyet bulunan kimsenin, tâlibi, isnâd-ı âlî sâhibine göndermemesi gerekeceği kanaatindedir.

Kendisinden yaş veya ilim bakımından daha büyüklerin yanında hocalık yapmaya kalkışmamak da hadis hocasından beklenen bir davranıştır. Hasen b. Ali el-Hallal anlatıyor: Mu’temir b. Süleyman’ın yanındaydık, bize hadis rivayet ediyordu. Abdullah b. El-Mubarek çıkageldi. Mu’temir derhal sustu. “Devam et” diye ısrar edenler oldu. Bunun üzerine: “Biz, büyüklerimizin yanında ağzımızı açmayız.” cevabını verdi.

Yine Rizz b. Hubeyş, Ebu Vail Şakik b. Seleme’den daha yaşlıydı. Beraber bulundukları zaman Ebu Vail asla hadis rivayet etmezdi. Yahya b. Main de “Kendisinden daha layık birinin bulunduğu yerde hadis rivayet etmeye (veya okutmaya) kalkan ahmaktır.” der.

Öte yandan kendisinden daha yetişkin biri varsa, talebeye o hocayı tavsiye etmesi de “ehil kişiye saygı” gereğidir. İbn Şihab diyor ki: Sa’lebe b. Ebi Suayr’ın ders halkasına girdim. Bana: “Görüyorum ki sen ilmi seviyorsun.” dedi.

“Evet.” dedim.

“O zaman sana Said b. El-Müseyyeb’i tavsiye ederim.” dedi.

Gittim yedi sene hocaya hizmet ettim. Sonra ondan ayrıldım. Urve b. Zübeyr’in meclisine devam ettim, sanki deryaya daldım.”

4- Karıştırma İhtimali Belirince Hadis Rivayetini ve Okutmayı Bırakma

İslam bilginleri, sağlıklı bir eğitim-öğretim açısından “emeklilik yaşını” da tesbite çalışmışlardır. Uzun ömürlü bir hadis hocası için bu yaş 80’dir. Ancak “karıştırma ihtimali belirince” eğitim-öğretimi bırakması genel bir prensip olarak benimsenmiştir. Böyle bir halde illa da 80 yaşına kadar hocalığa devam edeceğim demek olmaz.

Tabiatıyla bu kurallar, günümüzdeki gibi resmi kuralların geçerli olmadığı dönemler içindir. “Resmen emeklilik” olmak ile “fiilen emekli” olmak çok ayrı şeylerdir. Bunun ölçüsü de “karıştırma ihtimalinin belirmesi” olarak tesbit edilmiştir. Böyle bir illet ortaya erken yaşlarda çıkacak olursa, illa da “resmi emeklilik” yaşını beklemek de doğru olmaz. Bu iş, hocanın diyanet ve ilmi kişiliğine, ahlaki olgunluğuna, daha doğrusu sorumluluk duygusuna havale edilmiştir. Doğrusu da budur.

5- Hadis’e ve Hadis Meclislerine Ehemmiyet Vermek

Hadis, Hz. Peygamber’in sözüdür. Böyle olunca hadis hocasının hadise son derece saygılı olması gerekir. Bu da hadis okutacağı yere düzgün kılık-kıyafetle ve temiz olarak gitmesi, iyi hazırlanmış olması, ders verme üslubuna ve eğitim-öğretim kurallarına fevkalade dikkat göstermesi gerekir. Muaşeret kurallarına riayet etmesi, üslub ve ifade olarak meramını eksiksiz anlatması ve ciddiyetsizlik anlamına gelecek her türlü davranıştan kaçınması lazımdır.

Hadis hocası vekarıyla da öğretimde bulunmalıdır. İmam Malik’in hadis meclisleri bu açılardan örnek niteliktedir.

Muhaddis, hadis tedrisine geçeceği zaman kılık kıyafetine itina etmeli, bu yönde dinleyenlere tefevvuk etmelidir. Nitekim İmam Mâlik’in, dersten önce abdest -ve hatta boy abdesti- aldığı, en iyi elbiselerini giyip, güzel kokular süründüğü, büyük bir vakar içinde tedriste bulunduğu, gürültü yapanlara bile meydan vermediği rivâyetlerde gelmiştir.

6- Kitap Yazmak Veya Öteki İlmi Faaliyetlerde Bulunmak

Belli bir kıvama ve ehliyet seviyesine eriştikten sonra hadis hocasının, yaşadığı dönem ve yörenin ihtiyaçlarına ve problemlerine cevap teşkil edecek ilmi faaliyetlerde bulunması; fikri, ahlaki ve ilmi açıdan insanlara faydalı olmaya çalışması bir başka önemli görevdir. “Öncekiler, sonrakilere söyleyecek bir şey bırakmamışlardır” diye tenbel bir havaya girmemelidir. Daima yapılacak yeni ilmi faaliyetler vardır. Tabii olarak her yeni faaliyetin kendisinden öncekileri aşan bir yanının bulunması da aranır. Uslup, muhteva ve sistem olarak bir gelişmeyi, bilme veya insanların günlük yaşayışlarına yeni katkılarda bulunması gibi ilmi standartlara uygun ciddi özelliklerin bulunmasına dikkat gösterilmesi yerinde olacaktır.

İyi eserler vermek her âlimin en büyük emeli olmalıdır ve bu pek tabiidir.

7- Hadis Tedrisi Esnasında Birtakım Kurallara Uymak

Hadis tedrîsi Kur’an’dan bir parçanın tilâvetiyle açılıp hamdele ve salvele ile başlatılmalıdır.

Hadis metinlerini okuyacak kimse (kâri) güzel sesli, telâffuzu düzgün ve açık, ibâresi fasîh (sesin vurgusunu manaya göre tam yapan) olmalı, Resûlullah (aleyhissalâtü vesselâm)’ın adı geçtikçe aleyhissalâtü vesselam, ashâbın (radıyallahu anh) adı geçtikçe radıyallahu anh demelidir.

8- Şeyhine Saygılı Olmak

Muhaddis şeyhini de hayırla senâ ile anmalıdır. Vekî’in, hocası Süfyân-ı Sevrî’yi andıkça: “Emîrü’l-mü’minîn fıl-hadîs” diye övdüğü rivayetlerde gelmiştir. Keza hiç kimseyi, sevmediği bir lakabıyla zikretmemelidir. Ancak bu lâkab, onu diğerlerinden tefrik içinse mahzuru yok: Gunder (vefasız), A’rec (topal), A’meş (görmesi zayıf) gibi. Keza mesleğini zikrederek anması -Hannât gibi- veya annesine nisbet ederek anması -İbnu Uleyye gibi- câizdir, yeter ki bütün bu tesmiyelerde ayıplamak maksadı değil, târif gayesi gütmüş olsun.

[1]El-Cami’: 1/317; İsmail Lütfi Çakan, Hadis Usulü, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Yayınları: 52.