Hadis Usulü-23

HADÎSİN TAHLİLİ

Sened ve Metin

Hadisler yakından incelendiği zaman, birbirinden farklı iki ana kısımdan oluştuğu görülür:

1- Sened

2- Metin

a) Sened: Buna isnâd ve tarik (yol) de denir. Sened kelimesinin dilimizdeki mânâsı günlük hayatta ne ifâde ediyorsa, hadîs hakkında da onu ifade eder. Ev senedi veya tarla senedi veya bir başka mal-mülk senedi vardır. Bu sened o ev veya tarla veya mal-mülkün kime ait olduğunu gösterir veya mülkiyet iddiamızı isbat eder.

Şu halde hadîsteki sened de, hadis metninin kaynağa olan nisbetini isbatlar. Sözgelimi merfu bir hadîs mevzubahis ise, o sözün Hz. Peygamber’e olan nisbetini garantiler, mevkûf bir hadis mevzubahis ise, sahâbeye olan nisbetini garantiler. Bir başka deyişle sened, bir sünnetin Resûlullah’a ait olduğuna dair olan iddiamızı isbat eden yegâne delildir. Senedsiz bir sözü “hadîs”dir diye ileri sürmek mümkün değildir. Burada şöyle bir soru sorulabilir: Senet uydurulamaz mı? nitekim mülkiyet senetleri bile sahte olabilmektedir!

Tabiî ki yerinde bir itiraz. Ancak hadîs ilminin gayesi bu sahteliği önlemek, sahtekârlıklarını ortaya çıkarmaktır. Hattâ -daha önce de belirttiğimiz üzere- hadîs ilimlerinin doğmasına ve gelişmesine, büyük ölçüde bazı sahtekârlık teşebbüsleri sebep olmuştur.

Öyle ise hadîsin sıhhat derecesi ölçüsünde Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselam)’e olan nisbeti kesinlik kazanır.

Bir hadîs esas itibariyle metni yani, metinde ifâde ettiği mana ve mefhum, ihtiva ettiği ahkâm sebebiyle kıymet taşır. Hadîsten esas maksad bu ahkâmdır. Ancak unutmamak gerekir ki, muhaddisler açısından hadîsin sened kısmı en az metin kısmı kadar değerlidir. Hatta senedin ehemmiyeti metinden önce gelir. Zîra, önce de söylediğimiz gibi metni “hadîs” yapan, Resûlullah (aleyhissalatu vesselâm) sözü yapan, o hususta müteakip İslâm nesillerine kanaat veren, senettir. Hadîste sened olmasaydı o, hadîs olmaktan çıkar, sıradan bir “söz” olurdu.

Güvenmek, dayanmak anlamına gelen “sened” kelimesi, bir hadis terimi olarak, metnin başında yeralan ve biri diğerinden almak ve nakletmek suretiyle hadîsi rivâyet eden kişilerin, Rasûlüllah’a varıncaya kadar sayıldığı kısımdır. Başka bir deyişle, râvîler zincirinin adı olup bu zincir, hadîsin Hz. Peygamber’den kimler aracılığıyla ve hangi yollarla bize ulaştığını gösterir: Meselâ: “Haddesenâ Muhammed İbn Beşşâr, kâle; haddesenâ Yahyâ kâle; Haddesenâ Şu’be, kâle; haddesenâ Ebu’t-Teyyâ’h, an Enes, ani’n-Nebiyyi sallallahü aleyhi ve sellem kâle: (Enes’ten Ebu’t-Teyyâh, ondan Şu’be, ondan Yahyâ, ondan da Muhammed İbn Beşşâr naklederek, Rasûlullah (s.a.v.)’in şöyle dediğini rivayet etmişlerdir:).” Senette geçen “haddesenâ” (bize nakletti, rivayet etti) ve “an” (ondan) kelimelerine “rivâyet lâfızları” denir. “Kâle”, dedi anlamındadır.

Senedi, yani râvîler zincirini zikretmeye, bir başka ifade ile sözü Rasulullah’a iletmeye “isnâd (sened zikretme)” adı verilir. Şimdilerde sened ve isnad birbirinin yerine kullanılmaktadır. Râvîlerin hadisleri nakletmesine “rivâyet”, rivâyet ettikleri hadise de “mervîyy” denir. Senede “târik” veya “vecih” adı da verilmektedir. Sened daha çok hadis uzmanları için, hadisin sıhhatini, yani, hadîsin Hz. Peygamber’e âit olup olmadığını kontrol edebilmek açısından önem taşımaktadır. [1]

b) Metin: Hadisin yapısında asıl kısmı metin teşkil eder. Metin, senedin, ya da râviler zincirinin kendinde son bulduğu, rivâyet edilen asıl hadis kısmıdır. Yukarıda örnek olarak verdiğimiz sened, metni ile birlikte şu şekilde kaydedilir: “Enes’ten Ebu’t-Teyyâh, ondan Şu’be, ondan Yahyâ, ondan da Muhammed İbn Beşşâr naklederek, Nebi (s.a.s.)’in şöyle dediğini rivâyet etmişlerdir: “Kolaylaştırınız güçleştirmeyiniz, müjdeleyiniz nefret ettirmeyiniz.” [2]

O senedle bu metni birleştirecek olursak, hadisi tam olarak elde etmiş olacağız.

Aslında hadis metinden ibarettir. Sened o metnin Hz. Peygamber’e ait olup olmadığı konusunda tetkiklerde bulunma imkanı veren raviler zinciridir.

Senedin olduğu gibi metnin de gerçekten çok çeşitli durumları ve özellikleri bulunmaktadır. Her farklı duruma göre yeni bir isimlendirme ve bilimsel branş geliştirilmiştir. Mesela hadis metinlerinde yer alan anlaşılması zor ve nadir kullanılan kelimeleri Garibu’l-hadis, hadis metinlerinin ortaya koyduğu mananın doğru anlaşılmasını sağlayan Hadislerin vürud sebepleri Esbabu vurudu’l-hadis, Nasih-Mensuh, birbirleriyle çelişkili gözüken hadisleri inceleyen Muhtelifu’l-hadis, muarızı olmayan hadisleri inceleyen Muhkem gibi ilmi branşlar bunlardandır.

Ayrıca müdrec, maklub, münker, musahhaf, muharref ve muallel gibi sened ve metin arasında müşterek olan terimler ve inceleme konuları da bulunmaktadır.

Hadis metinleri gerek üslub ve dil bakımından gerekse kitap ve sünnetin genel espirisine uygun olup olmamak açısından hadisçilerce değerlendirilirler.

Sened ve çevresindeki çalışmaları ve geliştirilmiş branşları dikkate alarak hadisçilerin metinle pek meşgul olmadıkları zannına kapılmamak gerekir. Zaten sened ve çevresindeki gayretler hep metin için, ondan doğru sonuç çıkarabilmek içindir. Ancak kabul etmek gerekir ki, oran olarak senedle daha fazla meşgul olunmuştur. Bunun sebebini de şöylece açıklamak mümkündür:

“Hadisçiler, ilahi vahye mazhar, cevamiu’l-kelim (az sözle çok anlam ifade etmek) özelliğine ve kanun koyma yetkisine sahip bir peygamberin beyanlarıyla karşı karşıya olduklarını pek iyi biliyorlardı. Bu vasıfların sahibi bir peygamber, muhtelif sebeplerle çağdaşlarının anlayışları dışında kalacak sözler söyleyebilir, haberler verebilirdi. Bunu engelleyecek bir şey söz konusu değildi. Kanun maddeleri gibi özlü sözlerle hukuki kaideler vaz edebilirdi. Sözleri mecazi bir mana ifade edebilirdi. İleride keşfedebilecek bir ilmi hakikata işaret etmiş de olabilirdi.

Bütün bunlardan dolayı hadisçiler, diğer kişilerin sözlerine uyguladıkları tenkidleri Hz. Peygamber’in hadisleri için tatbik etmekte ihtiyat göstermişlerdir. Hemen inkara kalkışmamış, bazı hadislerin anlaşılmasını zamana bırakmışlardır.

Halbuki hadislerin senedlerinde yer alan raviler ise, nihayet kendileri gibi birer insandı. Onları araştırmak daha kolay ve daha tehlikesizdi. Bunun için de hadisçiler, ravileri çok sıkı şekilde tetkik ederek, verdikleri haberlerin Hz. Peygamber’e ait olup olmadığını tesbite gayret etmeyi tercih etmişlerdir.[3]

[1] İsmail lütfü Çakan, Akif Köten, Şamil İslam Ansiklopedisi: 2/288.

[2] Buhari, İlim: 11; Meğazi: 60; Edeb: 80; Müslim, Cihad: 4; Ebu Davud, Edeb: 17; Ahmed b. Hanbel, Müsned: 1/239, 283, 365; 3/131, 209; 4/399, 412, 417

[3]  İsmail Lütfü Çakan, Hadis Usulü, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları: 35.