Usûl-i Hadis -12

Hadis, Sünnet, Eser, Haber, Rivayet – 2

Sünnetin Hüküm Kaynağı Olduğunu Gösteren Deliller:

Sünnetin, Kur’ân-ı Kerim’den sonra, ikinci asli delil olduğunda görüş birliği vardır. Bu yüzden Hz. Peygamber’e nispeti sabit ve sahih olan sünnetin gereğine göre amel etmenin vücubu üzerinde bütün bilginler ittifak etmiştir.

Onlar bu konuda Rasûlüllah (s.a.s)’a itaatı emreden, onu sevmenin Cenab-ı Hakkı sevmek olduğunu bildiren, ona karşı gelenlere şiddetli tehditler bildiren âyetlere dayanırlar. Bu âyetlerden bir kaçı şunlardır:

  • “Âllah’a itaat edin, Rasûle itaat edin ve kötülüklerden sakının” (el-Mâide: 5/92).
  • “Kim Rasûle itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur” (en-Nisâ’: 4/80).
  • “Peygamber size ne verdiyse onu alın ve size neyi yasakladıysa ondan da sakının. Allah’tan korkun. Çünkü Allah’ın azabı çetindir” (el-Haşr: 59/7).
  • “De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.” (Âlu İmrân: 3/31).
  • Anlaşmazlıklarda Hz. Peygamber’in hakem yapılıp, vereceği karara uyulması gerektiği şöyle belirlenir:
  • “Hayır, Rabbine yemin olsun ki, onlar aralarında çıkan anlaşmazlıklarda seni hakem yapıp, sonra da senin verdiğin hükme karşı içlerinde bir burukluk duymadan tam anlamıyla teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar.” (en-Nisâ: 4/65).
  • Allah’ın hükmü gibi, Hz. Peygamber’in sünnetinin de bağlayıcı olduğu ve bunlara dayanan bir hükme karşı gelmenin sapıklık sayıldığı şöyle tespit edilir:
  • “Allah ve Rasûlü bir işte hüküm verdiği zaman, artık mü’min bir erkek ve kadının, o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah’a ve Rasûlüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur” (el-Ahzâb: 33/36).

Rasûlüllah (s.a.s)’in emrine aykırı davranmanın sonuçlarına bir âyette şöyle yer verilir:

“Bu yüzden onun (Allah Rasûlünün) emrine aykırı davrananlar, başlarına bir belâ gelmesinden veya kendilerine çok acı bir azap isabet etmesinden sakınsınlar” (en-Nûr: 24/63).

Hz. Peygamber’in hayatında ve vefatından sonra ashab-ı kiram onun sünnetine uymak gerektiğinde birleşmişlerdir. Sahabe, Allah elçisinin emir ve yasaklarına uyuyor, helal dediğini helal, haram dediğini haram olarak kabul ediyordu. Nitekim Muaz b. Cebel (r.a) Yemen’e vali olarak giderken, orada; Allah’ın kitabı ile hüküm vereceğini, bunda bulamazsa Rasûlünün sünnetine başvuracağını belirtmiştir. Bunu işiten Hz. Peygamber’in rızasını açıkladığı nakledilir.[1] Diğer sahabiler de, herhangi bir mesele hakkında Kur’ân’da bir hüküm bulamadıkları zaman Hz. Peygamber’in sünnetine başvuruyordu. Hz. Ebû Bekir, bir olay hakkında bildiği bir hadis yoksa, bunu sahabe topluluğuna arz eder, o konuda bir hadis bilenin olup olmadığını öğrenmeye çalışırdı. Hz. Ömer’in, tabiîlerin ve bunları izleyen Tebe-i tâbiîn’in metodu da böyledir.

Kur’ân-ı Kerîm’de, Peygamber (s.a.s)’in Allah’tan vahiy alarak konuştuğu belirtilir. “O, kendiliğinden konuşmamaktadır. O’nun konuşması ancak indirilen bir vahiy iledir” (en-Necm: 53/3, 4).

“Sana Allah’ın bol nimet ve rahmeti olmasaydı, onlardan bir takımı seni saptırmaya çalışırdı. Halbuki onlar, kendilerinden başkasını saptıramazlar, sana da bir zarar veremezler. Allah sana Kitap ve Hikmeti indirmiş ve bilmediğini öğretmiştir. Allah’ın sana olan nimeti büyüktür.” (en-Nisâ’: 4/113).

Diğer yandan Kur’ân âyetleri, Hz. Peygamber’e iman edilmesini açıkça bildirir. Şu âyette Allah’a ve Rasûlüne imanın yan yana zikredildiği görülür:

“Âllah’a ve okuyup yazması olmayan (ümmî) Peygamber’e iman edin; o Peygamber de Allah’a ve O’nun sözlerine iman etmiştir ve ona uyun ki hidayete eresiniz.” (el-A’râf: 7/158).

Başka bir âyette de şöyle buyurulur:

“Âllah ve peygamberine iman eden mü’minler peygamberlerle birlikte bir işe karar vermek için toplandıklarında, ondan izin almaksızın gitmezler.” (en-Nûr: 24/62).[2]

Sünnetin Kitab’a Göre Yeri ve Fonksiyonu:

Kitap ve sünnette yer alan hükümler karşılaştırıldıkları zaman şu dört şekil ile karşılaşılır:

  1. Sünnet, Kur’ân’daki hükmün aynısını getirir, böylece onu destekler ve güçlendirir. Bununla aynı konuda iki delil oluşur. Biri hükmü tespit eden esas delil, diğeri ise teyit edici sünnet delilidir. Örnek: Kur’ân’da; “Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda haksız sebeplerle yemeyin. Karşılıklı rızaya dayanan ticaret yoluyla olması bunun dışındadır.” (en-Nisâ: 4/29) buyurulur. Aynı konuda ki şu hadis yukarıdaki âyeti teyit etmektedir: “Müslüman bir kimsenin malı, (başkasına) onun gönül hoşnutluğu olmadıkça helâl değildir.”[3] Aşağıdaki âyette hadis arasında da benzer teyit ilişkisini görmek mümkündür. Âyette; “İşte, Rabbin zulmeden beldelerin halkını yakaladığı zaman böyle yakalar. Çünkü onun yakalaması çok acı ve çetindir.” (Hûd: 11/102) buyurulur. Şu hadis aynı anlamı destekler: “Allah zâlime mühlet verir, sonunda onu cezalandırınca da artık iflah olmaz”[4]

 

  1. Sünnet, açıklanmaya muhtaç Kur’ân âyetlerine açıklayıcı hükümler getirir:
    Sünnet, Kur’ân’ın mücmel veya müşkil olan yani kapalı ve anlaşılması güç olan lafızlarını açıklar. Meselâ; “Namazı kılın, zekâtı verin” emrinde namaz ve zekâtın neden ibaret olduğu, şartları, miktar ve ifa şekilleri yer almaz. İşte mücmel olan bu terimler sünnet tarafından açıklanır. Yine; “Ramazanda sabahın beyaz ipliği siyah iplikten ayrılıncaya kadar yeyin, için” (el-Bakara: 2/187). Hz. Peygamber buradaki beyaz iplikten sabahın aydınlığının, siyah iplikten gecenin karanlığının kastedildiğini bildirmiştir.Sünnet, âmm (genel anlam ifade eden) lafızların hükmünü tahsis eder. Âyette; “Bunların dışında kalanlar size helal kılındı” (en-Nisâ: 4/24) buyurulur. Şu hadis, yukarıdaki âyeti tahsis etmiştir; “Kadın, halası, teyzesi, erkek veya kız kardeşinin kızı üzerine nikâhlanamaz. Bunu yaparsanız, hısımlık bağlarını koparmış olursunuz.”[5] Mutlak lafzı tahsis eder: Âyette şöyle buyurulur: “Hırsızlık yapan erkek ve hırsızlık yapan kadının ellerini kesin” (el-Mâide: 5/38). Burada sağ elin mi sol elin mi kesileceği belirtilmemiştir. İşte sünnet bunu “sağ eli ve bilekten kesme” şeklinde kayıtlamıştır.
  1. Sünnet, Kur’ân’da yer alan bazı hükümleri nesheder, meselâ; “Birinize ölüm gelince, eğer bir hayır bırakacaksa, anaya, babaya, yakınlara münasip şekilde vasiyette bulunmak, Allah’tan korkanlar üzerine bir borçtur.” (el-Bakara: 2/180). Bu âyetin hükmü; “Varise vasiyet yoktur”[6] hadisi ile neshedilmiştir.
  2. Sünnet, Kur’ân’da bulunmayan meseleler hakkında hükümler getirir. Ninenin miras hakkına sahip oluşu, fıtır sadakası ile vitir namazının vacip oluşu, “muhsan” olarak zina edenin recm edilmesi, “âkile”nin diyete katılmakla yükümlü tutulması gibi hükümler Kur’ân’da olmayan, fakat sünnetle getirilen hükümlerdendir.[7] Yine bir kadını hala veya teyzesi ile bir nikâh altında birleştirmenin yasaklanması, azı dişli yırtıcı hayvanların ve pençeli kuşların etlerinin haram kılınması, erkeklere altın takmanın ve ipekli giymenin yasaklanması sünnetle sabit olmuştur. Kur’ân’da yalnız süt ana ve süt kardeş için konulan evlenme yasağının kapsamı[8], “Nesep ile haram olan süt ile de haram olur” hadisi ile[9] genişletilmiştir.

İmam Şâfiî[10] er-Risâle adlı usûle dair eserinde, sünnetin üç türlü olduğuna karşı çıkan bir ilim adamı bilmiyorum, dedikten sonra bu üç hususu şöyle belirtir.

1) Allah Teâlâ bir konu hakkında âyet indirir. Hz. Peygamber de Kur’ân’ın bildirdiğini olduğu gibi açıklamıştır.

2) Allah’ın indirdiği mücmel olur ve Allah elçisi bundan Yüce Allah’ın kasdettiği anlamı açıklar.

3) Kitapta yer almayan bir konuda Allah’ın elçisi hüküm koyar. Çünkü bu konuda Cenab-ı Hak kendisine yetki vermiştir. Bazı bilginler, Hz. Peygamber’in koyduğu sünnetin Kur’ân’da mutlaka bir aslı olduğunu söylemiştir. Nitekim, namazın aslı Kur’ân’la emredilmiş, ayrıntı sünnete bırakılmıştır. Yine alış-veriş ve diğer konularda da sünnetler koydu. Çünkü Allah Teâlâ; “Mallarınızı aranızda bâtıl yollarla yemeyin” (en-Nisâ: 4/29), “Âllah alış-verişi helal, ribayı haram kılmıştır” (el-Bakara: 2/275) buyurmuştur. Hz. Peygamber, namazı açıklaması gibi diğer konuları da Allah Teâlâ adına açıklamıştır. Kimisi de, sünnet, Allah tarafından Rasûlünün kalbine atılan hikmettir. Bu şekilde kalbe atılan onun sünneti olmuştur.[11]

Peygamberin Sünnetinin İşlevi: 

Peygamberimizin sünneti;

1- Kur’an’ın âyetlerini açıklar. (Namazın kılınışı gibi),

2- Kur’an’da hükmü olmayan konular hakkında tıpkı Kur’an gibi hüküm koyar,

3- Allah’a daha çok yaklaşmak, daha takva olmak için ‘müstehab’ davranışları, ibadetleri ortaya koyar,

4- Kur’an’da bulunan bir hükmün aynısı benzer bir konu hakkında getirir ve Kur’an’ın hükmünü destekler.

5- Peygamberimizin kendi yüce makamına uygun olarak yaptığı bazı ibadetleri  O’nun ümmeti yapmaz. (Dörtten fazla evlilik gibi)

6- Peygamberimizin bir insan olarak yaptığı işler hüküm kaynağı olmaz, bütün ümmet için bağlayıcı değildir.

Sünnetten aynı zamanda, Peygamberimizin farz ibadetlerin dışında yapmayı âdet edindiği ve ümmetin de yapmasını emrettiği ibadetler anlaşılır. Namazların sünnetleri, günlük hayattaki sünnetleri gibi.

Kısaca sünnet, İslâm toplumunun üzerinde olması gereken yoldur, gidişattır, yaşama anlayışıdır. Bu sünnet, Allah tarafïndan çerçevesi çizilmiş ve Hz. Muhammed’in uygulamasıyla, yaşayıp ortaya koymasıyla belirginleşmiştir. Mü’minlere düşen, ‘bid’at’ yollarını, modernizm ile ortaya çıkan günümüzdeki yanlış gidişatı, güzel ahlâka uymayan tavırları değil, Sünnet üzere bir yolu seçmektir.

Kaynaklar:
 [1] Tirmizi, Ahkâm: 3; Ahmed b. Hanbel, Müsned: 5/230, 236, 242; Şâfıî, el-Ümm, 7/273.
 [2] Hamdi Döndüren, Şamil İslam Ansiklopedisi: 5/456-457.
 [3] Ahmed b. Hanbel, Maüsned: 5/72.
 [4] Buhârî, Tefsîrul-Kur’ân: 2/5; İbn Mace, Fiten: 22.
 [5] Buhârî, Nikâh: 27; Müslim, Nikâh: 37, 38.
 [6] Buhârî, Vasâyâ: 6; Ebû Dâvud Vasâyâ: 6.
 [7] Z. Şa’ban, a.g.e., s. 85.
 [8] en-Nisâ, 4/23.
 [9] Buhârî Şehadât: 7; Müslim, Radâ: 1.
 [10] ö. 204/819.
 [11] bk. eş-Şafii, er-Risâle, tahkik: Ahmed Muhammed Şakir, Mısır 1309, s. 91 vd; Hamdi Döndüren, Şamil