Haccın Manevi Güzelliklerinden Bir Esinti

Üç harf tek hece ama çok büyük bir anlam; Hac. Henüz haccı yaşamak nasip olmadı ama adayım bu sene inşallah. Duygularım çok yoğun. İçim içime sığmıyor. Anlatılmaz yaşanır diye tanımlanan cinsten.

Pek çok kere umreye gitmek nasip oldu. İlk umrem bambaşka, diğer umrelerimin hepsi de birbirinden farklı. Her birinin tadı ve lezzeti başka. Her birinde nefes alman başka, yaşadıkların başka, bakışın başka… Sevdası ki bambaşka!

Yaşadığın bütün olumsuzlukları, gamı, tasayı unutup, geride bırakman.  Ve her gidişin hayatına yön veren başka güzelliklerin başlangıcı.  Umre yapmak bu kadar güzelken hac kim bilir nasıl güzel. Hac yapanlar “Umre ne ki sen bir de haccı yaşa” diyorlar. Subhanallah! Nasıl bir lezzet ki tarif edilemiyor… Nasıl bir duygu ki anlatılamıyor…

Hac en kıymetli, en ihtişamlı, en görkemli ibadetlerden biri. “Hac kâinatın tesbihine katılmaktır”: Hep bir ağızdan tesbih etmek, ruhunu ve gönlünü doyurmak ve birçok güzelliklere, sevaplara nail olmak.

Peygamber Efendimiz (sav) “Hac yapan, umre yapan, cihat eden, gazaya giden Allah’ın garantisi, himayesi altındadır.” der. (M. Esad Coşan, Hac ve Umre, s. 469)  Bu himaye altına girmek nasip olsun, bol bol ziyaretler lütfetsin Rabbim.

Hacılığı bana tarif ettirseler, hacılık niyet ve sabır imtihanıdır derim diyor Prof. Dr. M. Es’ad Coşan Rha. (Hac ve Umre, syf 380). Yani niyetin halis ve hakiki olacak. Sıkıntı ve meşakkatler karşısında da sabırlı olacaksın.  Haccın ancak böyle mebrur olur ve ancak böyle haccının karşılığında cennet lütfedilir. Nitekim “Kabul olunmuş bir hac, dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır. Kabul olunmuş haccın karşılığı ancak cennettir.’’ (İmam Gazâlî, Haccın Sırları, s. 13)

Kâbe ise bir sır denizi… O sır denizinde yüzmek, ondan faydalanmak ve onun hikmetine ermek hepimizin hayali. “Kâbe’nin Allah’ın evi olduğunu, onun sultanların huzuruna çıkmayı temsil ettiğini, onu ziyaret edenin aslında Hak Teâlâ’yı ziyaret etmiş olacağını bilmesi kişiyi şevke getirir.” demektedir İmam Gazâlî. (age, s. 141) O şevki yaşamak, iliklerimize kadar hissetmek nasip olsun hepimize.

“Gerçek manada seven kimse sevdiğine nispet edilen her şeyi sever.” (İmam Gazâlî, age, s. 142). Allah’ı seven Kâbe’yi sever, ona bakan gözleri sever, ona dokunan elleri sever, Rahman’ın misafiri olmaya hak kazanmışı sever.

O misafir nurlarla hikmetlerle dolmuştur.  Çünkü ev sahibi ona bolca ikramda bulunur.  Nitekim “Hac ve Umre yapanlar Allah’ın misafirleridir. O’ndan bir şey isterlerse onlara cevap verir. Af isterlerse onları affeder.” (İbn Mace, Menasik 5). Üstelik Allah sadece misafirini değil, misafirinin dua ettiği kimseleri de affediyor. “Allah’ım hac yapanı ve hacının kendisine dua ettiği kimseleri mağfiret et” (İbn Huzeyme, Sahih). Hacca giden kişi, geride kalanların sözcüsü oluyor adeta…

“Kıyamet günü Kâbe süslenmiş bir gelin gibi haşredilir. Dünyada onu ziyaret eden herkes, onun örtülerine sarılmış olarak onun etrafında koşarlar. Nihayet Kâbe cennete girer; onlar da onunla birlikte cennete girerler.” (İmam Gazâlî, age, s.20) Arefe günü hacılar gibi ihrama giren Kâbe’nin ve kendisini ziyaret edenlerin ötelerdeki hali böyle olmalı. Bu hali şuurla yaşamak ve bu yaşanmışlığı hacdan sonraki hayatımıza da yansıtmak nasip olsun hepimize. Allah, hacca gitmek isteyen ve gönlü oranın aşkıyla yanıp tutuşanlara en yakın zamanda nasip etsin.

Hatice KULAKAÇ