Güzel'i Anlamak Sevmek Ve Yaşatmak

İlim ve Sanat, II, 11 (1986)

Elhamdülillah ülke ve halk olarak, eşsiz güzelliklere, sayısız zenginliklere sahip bulunuyoruz. Kademe kademe sıralayacak olursak…

Öncelikle: Harika manzaralar, pırıl pırıl güneş, taptaze hava, sıhhat dolu kırlar, karlı dağlar, yeşil ormanlar, şahâne yaylalar, mümbit ovalar, temiz denizler, nefis koylar, bol ve çeşitli av hayvanları, türlü meyveler, çeşitli sebzeler, şifalı otlar, sayısız ılıca ve kaplıcalar, akarsu, göl, deniz ve denizaltı imkân ve varlıkları… gibi imrenilen tabiat zenginlikleri hatıra ve göz önüne gelir.

Bunlardan sonra, çeşitli medeniyetleri temsil eden sayısız harabe şehirler, muhtelif siyasî hâkimiyet devirlerinden kalma yapılar, abideler, büyük mîmarî külliyeler, irili ufaklı saraylar, köşkler, konaklar, yalılar, şirin şehir ve taşra evleri, hanlar, kervansaraylar, hamamlar, medreseler, nadide eserler, değerli el-yazmaları, kitabeler, kaleler… gibi tarih ve medeniyet zenginliklerimizi sıralayabiliriz.

Üstelik pak dinimiz, sâfî imanımız, yüksek ahlâkımız ve bunlardan kaynaklanan engin insan sevgimiz, olgunluk ve görgümüz, hayır ve hizmet anlayışımız, âlicenaplık, merhamet, cömertlik, misafirperverlik gibi meşhur hasletlerimiz, sağlam aile ve cemiyet bünyemiz, köklü töremiz, ilim aşkımız, hakikat sevgimiz, alime saygımız, sabrımız, tahammülümüz, cesaretimiz, kahramanlığımız, zengin folklorumuz, bol çeşitli giyim ve mutfak geleneğimiz, muazzam müziğimiz, şahâne bediî sanatlarımız, el hüner ve ustalıklarımız, muhteşem dil ve edebiyatımız… gibi iftihar edilecek sosyal ve kültürel değerlerimiz var.

Var amma, doğrusu istenirse, bunlara iyi sahip çıkamıyor, koruyup kollayamıyoruz. Bu acı ve fecî bir haldir, “O mâhîler ki deryâ içredir, deryâyı bilmezler.”7 durumuna düşmekteyiz, müsrif bir mirasyedi gibiyiz, tüm zenginliklerimizi süratle yitiriyor, har vurup harman savuruyoruz. Korkunç bir çevre kirlenmesi, düzensiz ve gelişigüzel şehirleşme, gecekondu yaşamı, yakılan ormanlar, adaletsiz yağmalanan kıyılar, hoyratça tahrip edilen tabii güzellikler, pislenen akarsular, göller, denizler, yıkılmaya terk olunan sanat harikası yapılar, dışa kaçırılan tarihî eserler, kırılan, körletilen çeşmeler, kasten kazıtılan kitabeler, toprağa gömülen nadide el yazmaları, dışa vagonlarla satılan arşiv vesikaları, yağmalanan vakıf mal ve mülkleri, yıkılan türbeler, istilaya uğrayan mezarlıklar, bozulmaya yüz tutan örf ve âdetler, çözülen aile ve cemiyet bağları, yaygınlaşan fesatçılık ve dolandırıcılık, münkariz olan milli sanatlar, dejenere olan dil ve edebiyat, medeniyetten kültürden bîhaber genç nesiller, sevgisiz, saygısız, köksüz görgüsüz insanlar… hep korkunç bir bunalımın, gelen büyük bir tehlikenin ciddi emareleri ve yaygın sinyalleri mahiyetindedir. O halde ülkemizin vefakâr ve fedakâr münevverleri bu konulara acilen eğilmeli, ciddi ve müessir tedbirler bulmak için çalışmalıdırlar. Sadece vazifelilerin çalışması yeterli olmamaktadır; millet bütünüyle bu konularda mefahir ve zenginlikleri koruma sorumluluğu taşımakla onların bekçi ve muhafızı olmak zorundadır.

Bilhassa gençliğimize, kendi öz estetiğimizi, öz zevkimizi aşılamalı; onları güzelliği fark eden, güzeli tercih eden duygulu ve erdemli kişiler olarak yetiştirmeliyiz ki kültürel ve medenî varlığımızın istikbali aydınlık olabilsin.

*
Prof. Dr. M. Es’ad Coşan (R.h.a.)

Dipnotlar
1. Hayalî Divanı, s. 107.