Güzel Bir Misal ve Çok Mühim Bir Nasihat

Allahu Teâlâ rahmet eylesin, kabrinde nur içinde yatsın, ruhu şâd olsun, baba dostu, aksakallı, yaşı yüzü geçmiş, mübarek bir Mehmet Amca vardı; göğsünde istiklal madalyası, eli tesbihli, ağzı dualı, boynu bükük, hali mütevazı, ahlâkı çok güzel, işi dürüst, dili tatlı, hakiki bir mü’min idi. Medine-i Münevvere’de anlattılar:

Karısı ağır hastalanmış, ölüm döşeğinde yatarken, yanına girdiğinde:

“Efendi! Bana haklarını helal et!” diye rica etmiş; Mehmet Amca da:

“Hanımcığım 60 küsur yıllık evliliğimizde beni hiç kırmadın, üzmedin, darıltmadın; senden çok memnunum, ne hakkım olabilir ki varsa helal olsun…” diye cevap vermiş.

60 küsur yıl bir arada yaşayıp birbirini hiç kırmayan İslâmî bir aile! Mehmet Amca yakınlarına anlatmış:

“Hanımım, maşaallah, çok vefalı, çok sadakatli bir hatun idi, vefatından sonra bile iki sene sabahları rüyama gelip beni namaza kaldırmaya devam etti…” demiş.

Çok garip ve ibretli bir diğer maceraları da şöyle:

Mehmet Amca, hanımının vefatından sonra yine gelmiş, konuşa konuşa tavafı beraber yapmışlar, sonra Mehmet Amca içinden kendi kendine:

“A! Yahu bizim hanım vefat etmiş değil miydi? Dönüp bakmış hanım yanında yok…”demiş.

Sevgili okuyucular!

Yeni nesiller İslâm’dan uzak, Batı kültürü ve terbiyesiyle yetişiyor. Halbuki İslâm dini her yönüyle bir harika, eşsiz, emsalsiz, şaheser bir hazine… Millet İslâm’ı bırakmakla, öyle kıymetli şeyler kaybediyor ki tariflere sığmaz; sanki sarayı bırakıp, mezbeleye yerleşmiş; ipekli harika kumaşları atmış, çula çaputa sarılmış; kebabı baklavayı kaymağı reddetmiş kuru küflü ekmek yemekte; huzuru rahatı tepmiş, kavgayı, stresi, boğuşmayı tercih eylemiş gibi!

Zamane insanı ve sözde aydın kişiler bilmiyorlar ki olgun, kâmil, salih, faziletli bir insan olmak hiç de kolay bir iş değildir. Şeytan var, nefs-i emmâre var, hubb-i dünyâ var… Kara cahillik, kötü muhitler, fena arkadaşlar, ruhsuz tahsiller, yanlış eğitimler, ters öğretimler, yalancı felsefeler, yıkıcı ideolojiler, müstehcen mecmualar, kötü filmler, materyalist ve şehvetperest radyo televizyon yayınları, sapık öğretmenler, tahripkâr kitaplar… arasında zavallı ve toy bir insanın, rehbersiz, yardımcısız, irşatsız doğru yolu bulması mümkün mü?

İslâm, zaten bu korkunç tehlikeleri atlatmayı, bu büyük engelleri aşmayı, maddî ve mânevî düşmanları yenmeyi, menzil-i maksûda selametle ulaşmayı, saadet-i dâreyne kavuşmayı sağlamak için gelmiş; Allahu Teâlâ’nın ilahî bir kurtuluş ve mutluluk reçetesi… İslâm’sız ne şahsın, ne ailenin huzuru sağlanır! İslâm’sız milletlerin dertleri, toplumların korkunç hastalıkları, devletlerin çirkin tecavüz ve haksız çatışmaları önlenemez. Her ferdî, ailevî, rûhî, bedenî, içtimaî, beynelmilel problemin çözümü İslâmve Kur’an’dadır.

Batı medeniyeti bu problemleri çözemiyor, hatta birçok problemin kaynağı o; bizzat kendisi müsebbip ve suçlu! Çünkü ne şeytanı bilir, ne nefs-i emmâreyi! Bilakis şeytanî duyguları, nefsanî ve şehvanî arzuları gıcıklar ve kamçılar; hayrı ve merhameti, takvası ve vefası yoktur, son derecede materyalist ve menfaatperesttir. Maddî gücü dolayısıyla dünyaya şimdi o hâkim olduğundan her yerde haksızlık, sıkıntı ve bunalım var; fertler stresli, aileler geçimsiz, intiharlar ve boşanmalar çok, eşler vefasız, çocuklar arsız, milletler huzursuz, devletler sulhsüz, dünya birçok insanın başına zindan…

Onun için vakit geçirmeden milletçe kendi öz kültürümüze dönelim, İslâm’a sımsıkı sarılalım ki fert ve aile, millet ve devlet olarak başarılı ve bahtiyar olabilelim.

Prof.Dr.M.Es’ad Coşan (Rh.A), Ekim 1993