Güvenilir İnsan Olma Nasıl Öğretilir?

Her insan düzgün bir fıtratla doğar. Hepimizin içinde iyi ve kötü vardır. Bunlardan hangisinin ağır basacağı ebeveynlerin, öğretmenlerin davranış ve tutumlarıyla şekillenir. İnsanın yaradılışıyla birlikte getirdiği temiz, erdemli ve berrak altyapı çevresinin öğretileriyle biçim kazanır. Çocuk yetiştirme konusunda ailenin bilgi birikimi, çocuğun yapısına, karakterine ve yeteneklerine olan ilgisi ve yönlendirmedeki başarısı önemli rol oynar. Çocukların aileleriyle her şeyi paylaşabilmesi için iletişime açık ve kucaklayıcı olmak temel gerekliliktir.

Bilindiği üzere mü’min denildiğinde akla ilk “şerrinden emin olunan kişi” gelir. İyi bir insanda olması gereken tüm güzellikleri toplamıştır mümin. Mü’min olmanın ilk şartı güvenilir olmaktır. Eğer bu vasıf kişide yoksa “gerçek mü’min olamaz” diyebiliriz. Her anne-baba hayırlı, insanlığa faydalı, güzel huylu evlatlar yetiştirmek ister. Peki Hakk’tan yana, hak yemeyen, aksine hak gözeten, zalimin karşısında duran, mazlumun yanında olan mü’min bir nesil yetiştirmek için neler yapılabilir?

-Dikkatli ve duyarlı

-Korkusuz, doğruyu söylemekten çekinmeyen, kınayanın kınamasından korkmayan,

-Dürüst ve güvenilir,

-Mütevazı ve öfkesini kontrol eden,

-Tedbirli

BİR NESİL için neler yapabiliriz?

Her çocuk çevresine karşı dikkatli olarak doğar. Bize basit gelen, ilgimizi çekmeyen birçok şey onlar için yeni, önemli ve dikkate değerdir. Ancak çocuğun heyecanına aynı heyecanla cevap verilmediğinde zaman içinde etrafa karşı ilgisi ve dikkati azalır, duyarsızlaşır. Büyük bir coşkuyla gösterdiği bir uçağı ya da arabayı, şaşırarak kulak kesildiği kornayı fark etmek ve heyecanına tanık olarak coşkusuna eşlik etmek gerekir.

Kendinden emin, aklındakini korkmadan ifade eden insanlar genellikle çocukluklarında aşağılanmamış, sürekli eleştirilmemiş, yaptığı olumlu davranışlar fark edilerek takdir edilmiş kişilerdir. Bu çocukların aile içinde düşüncelerini açıkça ifade etmesine olanak sağlanmış ve yanlış bir davranışta bulunduklarında tehdit edilmeden güzelce uyarılmışlardır. Çocukları korkutmak, tehditlerle baskılamak belki uslu bir çocuğa sahip olmayı sağlar ama başkalarının yanında kendini ifade etmekten çekinen, korkak, pasif ve edilgen bir insana dönüşmesine neden olur. Bundan dolayı yavrularımızı korkutarak değil, hayatın içinden örneklemeler yaparak eğitmeliyiz.

Çocuklar genellikle 3-4 yaşına kadar yalan söylemeyi bilmezler. Ancak bir yanlış yaptıklarında cezalandırılırlarsa yaptıklarını saklama ve yalan söyleme yoluna giderler. Başka bir deyişle yalan söylemeye teşvik edilmiş olurlar. O yüzden çocuk yanlış bir davranışta bulunup bunu dile getirdiğinde öncelikle dürüst olduğu için teşekkür edilmeli, ardından sakin bir şekilde bu davranışın neden yanlış olduğu anlayacağı bir dille ifade edilmelidir. Ayrıca aile içinde söylenen “pembe” de olsa yalanlar varsa çocuktan dürüst olmasını beklemek gerçekçi olmayacaktır.

Aile büyükleri, olmadıkları gibi görünmeye çalıştığında güvenilirliğini yitirir. Çocuk, anne ve babasını sürekli gözlemler ve yapmacıklık varsa hemen hisseder. Her ortamda farklı kişilik sergileyen ebeveynler küçüklerine doğru rol model olamaz. Bu sebeple çocuklara ve çevreye karşı samimi olmak ön şarttır diyebiliriz. Boş vaatlerde bulunulan, söz verildiğinde yerine getirilmeyen bir aile ortamında dürüstlük ve güvenilirlik eğitiminden söz edemeyiz.

Zaman zaman çocuklarımıza karşı sabırsız davranabiliriz. Hak etmedikleri halde onlara kızıp duygularını incitebiliriz. Böyle durumlarda özür dileyebilmek önemlidir. Böylelikle ona gerçekçi değer algısı olan tevazu[1]yu, hatasını kabul etmeyi göstermiş oluruz. O yüzden “Küçük çocuktan mı özür dileyeceğim?” mantığıyla hareket etmeden, bir büyük olarak mütevazı davranmalı ve yanlış yapınca bunu dile getirmenin erdem olduğunu uygulayarak göstermeliyiz. Ayrıca akrabalarımız ya da arkadaşlarımıza kırıldığımızda dahi onlarla görüşmeyi kesmemeli, onlara kırıcı davrandığımızda özür dileyebilmeliyiz. Bu tür davranışlar, alçakgönüllülüğü çocuklara uygulamalı olarak anlatabilmemizi sağlar.

Bazı çocuklar öfkelerini kontrol etmede zorlanır. Sinir krizine giren bir çocuğa yaklaşım önemlidir. Sussun diye istediğini yapmak ne kadar yanlışsa bağırıp sinirlenerek öfkesine öfkeyle karşılık vermek de bir o kadar yanlıştır. Ona “Canın sıkıldı ve ağlıyorsun. Ama ne söylediğini anlayamıyorum. Sakinleştiğinde daha rahat anlaşabiliriz.” denerek zaman tanınabilir. Ancak ses tonlamasına dikkat edilmeli, tehditkâr olmayan yumuşak bir tonla konuşulmalıdır. Zaman içerisinde çocuk duygularını denetim altında tutma, dürtülerini kontrol etme becerisi kazanacaktır.

Kişinin kendisine yönelme ihtimali olan tehlikeleri doğru algılayabilmesi tedbirli olabilmek için gereklidir. Bu yetiyi çocuklarımıza öğretebilmek, hayatlarında karşılaşabilecekleri olumsuzluk ve zorluklara karşı hazırlıklı ve güçlü olabilmelerini sağlar. Çocukların yaşlarına uygun şekilde yolda karşıdan karşıya geçerken kontrollü olmak, sıcak nesnelerden uzak durmak, anne babadan izin almadıkça kapıyı kimseye açmamak gibi konularda uyarılması ve dikkatli olmadıklarında yaşanabilecek problemler masal ve hikaye yoluyla anlatılabilir. Bunlara ek olarak dikkat gelişimi için çeşitli oyunlar etkili bir öğretme metodu olarak kullanılabilir. Örneğin, odadaki bazı renkleri bulmasını istemek, eşyalara dikkatlice baktıktan sonra dışarı çıkarmak ve ardından sakladığınız bir nesneyi bulmasını istemek gibi oyunlar oynanabilir.

 

Psk. Şerife Zehra Yiğit
[1] Nevzat Tarhan. “Duyguların Dili”. Timaş Yayınları. 2008. İstanbul