Gündüzler Gece Olurdu

Âlemlere rahmet bir babanın ardından ağıt yakan kızın dilinden döküldü bu sözler ve daha niceleri… Her kelimesi bir kor oldu düştü asırlarca sinelere… Kardeşlerinin en küçüğü idi ve acıların her türlüsünü yaşamıştı babasının yanında… Âlemlerin gözbebeğinin göz aydınlığıydı. Nur nesli Onunla devam etmiş, kıyamete kadar da o nesil zincirin halkaları gibi devam edecekti insanlığı irşada. ‘Ehl-i Beytim’ buyurulmuş, aba altına alınmıştı. ‘Fatıma’yı üzen beni üzmüş olur. Beni üzen de Allah’ı üzmüş olur’ buyurulmuştu. Aişe (radıyallahu anha) validemiz: ‘Fatıma’dan daha çok Peygambere benzeyenini görmedim. Bir akşam onun yüzünün aydınlığında iğneye iplik taktım’ diyorlar. ‘Babasının annesi’ sözleri O’na ait. Babasının sık sık  ziyaretiyle nurlandırdığı ev ona gurbet olacaktı. Kendisi kutlu babayı her ziyaretinde, O ayağa kalkar, kızının elinden tutup alnından öper, kendi yerlerine oturturlardı. Yeryüzünün en müşfik babası ‘ailene namaz kılmayı emret. Sen de ona sabırla devam et’ (ta-ha/132) ayet-i Kerimesi nazil olunca aylarca onları gece ve sabah namazlarına uyandırmak için evlerine kadar gitmişti. Onda bir bilezik görmüş: ‘ey kızım fatıma ister misin sen bunun yüzünden hesaba çekilesin’ ve yine bir gün, zarif, ince kızı üst üste gelen doğumlar, sebebiyle zayıflamış, kuyudan su çekmekten,değirmende un öğütmekten elleri tahriş olmuş ‘halimizi babama anlatsan’ diye yardım istemişti. O da akşam vakti onlar yatağa ghenüz girmişlerken gelmişler ve ‘ben size bir hizmetçiden size daha hayırlısını tavsiye edeyim de rahatlayın. Her akşam yatmadan önce 33 sübhanallah, 33 Elhamdülillah, 33 allahu Ekber deyin.’buyurmuşlardı. Herdem gölgesini üstlerinde hissederken ya şimdi…Varlığın sebebi baba son demlerindeyken ‘babacığım! Acılar çeken babacığım’ diyerek göz yaşı dökerken son müjdeyi de O almıştı ‘ağlama kızım senin baban bu günden sonra acı çekmeyecek. Ve ailemden bana kavuşacak ilk sen olacaksın.’

hanımlarına ‘bana izin veriniz Aişe’nin odasında kalmak istiyorum’ ne demek izin, canlar feda… Hz. Ali (radıyallahu anh) efendimiz ve Hz. Abbas (radıyallahu anh) iki yanına geçip O’nu, sevgili eşi Annemiz  Aişe (radıyallahu anha)nin odasına getirdiler. O gün Mescide girip minbere çıkmışlar: ‘Allah kullarından birini kendi yakınlığı ve dünya arasında serbest bıraktı. O kul da Allah’a yakınlığı seçti’ buyurmuşlardı. Hz. Ebu Bekr ağlıyor. ‘anam babam san feda olsun Ya Rasûlallah!’diyor. Abdullah bin Abbas (radıyallahu anhüma) dilinde nasr suresi tenhalarda ağlıyor.

Nasr suresinin nüzulünden bu yana yüreklerde veda mendili gibi titreşip duran ,birbirlerine dahi anlatamadıkları o duygu, Veda Haccında, veda hutbesiyle mücessemleşmişti ‘bir daha sizinle bulunduğum bu yerde buluşur muyum bilmiyorum.’ ifadesine bürünmüştü. Veda hutbesi sonrasında ise ‘bu gün size dinizi kemale erdirdim. Üzerinizdeki nimetimi tamamladım’ (maide/3)ayet-i Lerimesi nazil olunca dimağlar durdu. Daha hayatlarındayken haddini bilmez birileri peygamberlik iddiasıyle çıkmışlar, taraftar bile bulmuşlardı. Ya Onun cismi bu fani dünyayı terk edince neler olacaktı. Ana-babalarından daha çok sevmedikçe imanları kemale ermemişti hani. Onu görmeseler ölecek gibi oluyorlardı. Onu görmedikleri zaman ışıksız kalıyorlar gözleri görmüyordu. Bir avuçtular. Kabe’den başka kıymeti olmayan, Kabe’nin de içini putlarla dolduran cahiliye bataklığındaki insanların zulmünü birlikte göğüslemişlerdi. Allah’ın izniyle peşinden yurtlarını yakınlarını terkedenler, açlıkta karınlarına taşlar bağlamışlardı ama Onunla gökteki yıdızlar gibi olmuşlardı. O güneş, varlığıyla herşeyi görünür kılmıştı. Her şey O’nunla sır olmaktan çıkmıştı…çağının kadınları en bahtiyar kadınlar oldular. Ümmetine elmaslarla süslü bir levhadır; bir gün Mesci-i Nebevîde namaz sonrası oturmuşlardı. Bir hanım (Esma Binti Yezid) öne çıktı: Ya Rasulallah! Ben şu arkadaki kadınları temsilen konuşuyorum. erkekler her şeyi (sevap namına) aldı götürdü. Biz kadınla evde onların çocuklarına bakıyoruz cemaatle namaza gelemiyoruz. Cihada gidemiyoruz. Mal kazanıp zekat sadaka veremiyoruz. Ne olacak.’  Allah Rasûlü gülümsediler ve yanındakilere bakıp. ‘siz bir meselenin bu kadar güzel aktarıldığını hiç bilir misiniz.’ onlar dediler ki ‘Ya Rasûlallah böyle bir şeyi bir kadından beklemezdik.’ Efendimiz hanıma dönüp ‘erkeklerinizin kazandığı her sevaba sizde ortak olacaksınız. Aynı sevap size de olacak’ müjdesini aldılar.

‘size iki şey bırakıyorum. Onlara sarılırsanız dalalete düşmezsiniz’ tesellisini onların gönüllerine serpiyor.Allah’ın kitabı ve benim sünnetim’

Ateşler içindedirler. Ellerini bir kap içindeki suya daldırıp yüzlerine sürüyorlar. Mübarek başları Aişe annemizin kucağında ara ara fısıldıyorlar:’ ilerde fitneler çoğalacak. Karanlık gece parçaları gibi’ saırlar ötesini gören bakışları acılarının şiddetini ele veriyor. Ümmetine düşkün.. onların fitnelere alet olması O’nu, şu dosta kavuşma anının zevkini yaşamaktan alıkoyuyor. Şehadet parmağı göklerde ‘er-Refîku’l A’lâ’ dudaklarından dökülüyor. Haberi alan Ebu Bekr (radıyallahu anh) koşup geldi odaya girdi. Örtüyü kaldırıp eşsiz dostunun yüzüne baktı ‘hayatında güzeldin. Vefatında da güzelsin’ dedi. Gözlerinde yaş dışarı çıktı karşısında sorularla kendisine bakan yığınlara hitab etti: ‘ Muhammede tapıyorsanız biliniz ki O vefat etti. Yok eğer Allah’a tapıyorsanız biliniz ki O Allah (cellecelalüh) Hayy ve Lâ yemut(ölümsüz)tur.’dizlerinin bağı çözüldü ashap ve muhacirin. Yaşlı ve gençlerin.

Daha önce buyurmuşlar ‘peygamberler vefat ettikleri yere defnedilirler’ o sebeple oraya defnedildiler. Fatıma (radıyallahu anha) edib, ince duygulu gelip kabrinden bir avuç toprak alıyor ve okşuyor yüzüne sürüyor ve ‘ Muhammedin toprağını koklayan zaman boyunca misk kokusu almasa ne gam; benim üzerime oyle musibetler çöktü ki gündüzlere gece olurdu’ dedi. Derler ki kendi vefatı gelinceye kadar sustu. Sadece inledi.

Bir gün Ebu bekr, Ömer ve daha bir kaç has sahabi Ümmü eymen( radıyallahu anh) ziyarete gittiler. Ümmü Eymen onları görünceağlamaya başladı. ‘Ağlama’ dedi Ebu Bekr ‘O dostuna kavuştu’. ‘biliyorum. Ben O’nun vefatına değil, O’nun gidişiyle göklerle aramızdaki bağ koptu diye ağlıyorum’ dedi Ümmü Eymen(radıyallahu anh).

Biz de şimdi  ne olurdu yüzünü bir koklamcık görseydik. Ya da bize baktığını görseydik. O bizi görmüştür de ‘Kardeşlerim’ buyurmuştur asırlar ötesinden bir seher yeli gibi ferahlatmıştır diye umut etmekteyiz.

Emine Yalçınkaya