Geride Kalanın Aydınlığı

Tarih; insan topluluklarını, bu toplulukların yaşayışlarını, birbirleriyle ilişkilerini, kültür ve medeniyetlerini yer ve zaman göstererek, sebep sonuç ilişkisine dayalı olarak anlatan bilimdir.

Zaman ve yer gösterilerek incelenen tarih olaylarında, yıl ay ve gün kullanılır. Olayların birbirine karışmaması, bir olayın başka bir olaya etkisinin anlaşılabilmesi için bu olayların zaman sırasına göre düzenlenmesi esastır. Zamanla ilgili bu şartlar yanında tarihi olaylar için mekânda önemlidir. Zaman ve mekan gösterilerek anlatılan olaylar kronolojik tarihi oluşturur.

Bunun yanında asıl olan; tarihi tecrübelerin günümüz meselelerinin çözümü için yeniden yorumlanması ve nesilden nesile aktarılacak bilinçtir.

Geride kalan insan, zaman, olay kısacası yaşananlar bu güne fener olabilmelidir. İnsanoğlunun bıraktığı her iz sonrakiler için ışıktır. Sonradan gelenlerin yani yeni kuşağın yapması gereken sadece bu izleri doğru yorumlayarak, yol haritası çizmektir. Böylece öncekilerin yaşadıkları, yanlışları tekrar yaşamak zorunda kalmadan doğru ve standardı yüksek bir hayat sürdürülebilir. Çünkü tarihin önemini anlayamamış toplumlar yanlış yorumlama yüzünden günlük seyrin rüzgârına göre hareket ederek, daha önce yapılmış bir hatayı tekrarlayarak zaman kaybı ve acı yaşarlar. Bu anlamda tarih bir tecrübedir.

Tarihi belge ve kaynakları çok olan toplumlar güçlü toplumlardır. Bu belge ve kaynaklardan haberdar olan ve bunları en iyi şekilde kullanan toplumlar ise şuurludur.

“ Çocuklarımız, halkımız, şanlı tarihimizi, zaferlerimizi, dostlarımızı, düşmanlarımızı, mefahirimizi biliyor mu? Ecdadımızın idealleri, ahlakı, asaleti, büyüklüğü, değeri, malumları mı? Köy ve kasabalarımız, içlerinde yetişmiş meşhurları, alimleri, gazileri, şehitleri anıyor mu, onlar için abideler yapılmış mı? Torunları onları ismen biliyor ve kendileriyle iftihar ediyor mu? …..Bu yeni nesiller eski büyüklerimizin vatan, millet, hak, hakikat, sevgi ve saygısına aynen sahipler mi? Yoksa yozlaşmış ve kozmopolit, bozuk ve çürük bir halemi düşmüşler. Fatih Sultan Muhammed Han 22 yaşında çağ kapamış, çağ açmış muazzam bir gücü yenmiş, İstanbul’u, Trabzon’u, Mora’yı, Balkanlar’ı feth etmiş, şimdiki 22 yaşlılar ne ile meşguller.”*

Bizler bütün bu geride kalanları keşfetmeli bugüne ve yarına aydınlık olması için çabalamalıyız.

*İslam, (Tarih Sevgisi, Şuuru ve Kadirşinaslık Görevlerimiz), M.Esad Coşan, Nisan 1991,

Ülkü Bozkurt