Gerçek Kimlik

unnamed

Ben, size kim olduğumu söylemeyeceğim. Ama anlatmam gerektiğini düşünüyorum başımdan geçenleri.

Şekilsiz ve buruşuktu vücudum. Yüzümü görenler, beğenmezlerdi. Gerçi değer bile vermezlerdi. Hani önemsemeden üstüne basıp geçerler ya yerdeki çöpün. Öyle biriydim işte. Her geçen bir tekme atıyordu bana. Sokaklarda kaldırımlarda başıboş, çaresiz dolaşıyordum gece gündüz. “Böyle mi olması gerekiyor!” diyordum kendi kendime.

Bir gün çevremdekilerden gördüklerim canıma tak etti. Ve karar verdim, umursamayacaktım artık onları. Beni görmeyenleri ben de görmeyecektim.

“Ben böyleyim!” diye haykırdım gökyüzüne doğru. “Umrumda değilsiniz!”

Bir anda kocaman hissettim kendimi. Beni ezen ayaklar küçücük kalmıştı.

“İşte bu!” dedim. Gurur duyuyordum çirkin vücudumla. Artık ömrümün sonuna kadar kimseye eyvallah etmeyecektim.

Günler, haftalar geçti böyle. Başıboş dolaştığım sokaklarda kimi zaman üşüdüm kimi zaman kavruldum. Ama önemli değildi artık. Beni görmeyen dünyayı ben de görmüyordum. Mutluydum böyle. Kendimle barışıktım.

Hayır. O zamanlar kendimi kandırmaya çalışsam da, sizi kandırmayacağım. Hiç mutlu değildim. Her geçen gün daha da zorlaşıyordu hayat. Zor nefes alıyordum. Vücudum gittikçe kötüleşiyordu. Görmezden gelinmeye devam ediyordum üstelik. Görenler de yüz çeviriyordu. Dayanacak gücüm kalmamıştı. Yığılıp kaldım bir sokak ortasında. Başıboş isyanım ve amaçsız gezintilerim beni hiçbir yere getirmemişti.

Derken ılık bir suda kendime geldim. Elimden tutuyordu biri. Bana bakıyordu gülümseyerek.

“Kimsin sen?” dedim şaşkınlıkla.

Öncekinden daha sıcak gülümsedi. Elimi daha sıkı tuttu bu sefer. Sudan çıktım. Hiç olmadığım kadar dinç hissediyordum kendimi.

“Sen gerçekte bu değilsin. Değişmelisin.” dedi.

“Nasıl değişeceğimi bilmiyorum.” diye cevap verdim.

“Çevrene bak! Her şey değişiyor. Değiştikçe güzelleşiyor.”

“Ben değiştikçe çirkinleştim.” dedim alıngan bir ses tonuyla.

“Bu, değişim değil.” diye cevap verdi. “Gerçekten değişmelisin.”

“Nasıl değişilir, bilmiyorum! Ne yapmam gerektiğini bilmiyorum!”

“Korkma!” dedi. Elimi tuttu yine. “Önce kabul etmelisin kendini gerçekten, gerçekten inanmalısın güzelleşeceğine.”

“Peki.” dedim. Anlamıyordum tam olarak söylediklerini. Ama ellerindeki samimiyeti hissediyordum. Bende ne gördüğünü merak ediyordum şimdi.

“Beklemelisin burada bir süre. Kendini tanımalısın. Zor olacak, biraz yalnız kalacaksın belki. Ama ben hep dışarıda bekleyeceğim. Hazır olduğunda her şeyi anlayacaksın.”

Korka korka gösterdiği yere girdim. Karanlık ve nemliydi. Işık yoktu. Ne bulacağım burada, neden dinledim sözünü, diye söylendim. Çıkmaya davrandım. Vazgeçtim, bir kere söz vermiştim. Beklemeye başladım söylediği gibi.

Görecek, konuşacak kimse olmayınca kendimle konuşmaya başladım. Her şey o zaman netleşti. Kendimi tanıdım zamanla, değişimin ne anlama geldiğini hissetmeye başladım yavaş yavaş. Ve bir gün coşkuyla uyandım. Korkuyla girdiğim yerden heyecanla çıkardım başımı.

“Artık hazırım!”

Gerçekten de bekliyordu söz verdiği gibi. Yine o sıcak gülümsemesiyle okşadı başımı.

“Anlamışsın” dedi.

“Anladım” dedim.

Buruşuk derim ve şekilsiz vücudum, yerini yemyeşil minik yapraklara bırakmıştı. Gülümsedim. Onun bende gördüğü, gerçek kimliğimdi aslında.

Aradan uzun yıllar geçti. Şimdi ben yükseklerden bakıyorum, zamanında beni çiğneyen ayakları göremiyorum pek. (Gerçi suç onlarda değilmiş.) Benim gerçek kimliğimi gören o kişinin ellerini tuttuktan sonra hayatı tanıdım, kâinatı tüm ihtişamıyla fark ettim. Her gün birçok kişi sığınıyor gölgeme. Arada bir kafalarını kaldırıp hayret ve saygıyla izliyorlar beni. Çocukların hayret dolu coşkulu seslerini duyuyorum zaman zaman: “Ne büyük çınar!” diyorlar. Kocaman gövdem, upuzun dallarım ve geniş yapraklarımla onlara değişimi fısıldıyorum.

“Değişmek, kendini reddetmek değil, özüne dönmektir.”

Zehra Akın