GENÇLERE SAHİP ÇIKMA ZAMANI

Gençler bir ülkenin omurgasıdır. O yapıya dayanarak ileriye dönük hedefler, planlar, projeler üretilir ve yatırımlar yapılır. Fakat Türk toplumu ve genel anlamda İslam âlemi olarak gençlerimize yeterince özen gösteremedik, onların eğitimiyle ilgilenemedik. Yıllar geçti ve bizler olduğumuz yerde kaldık. Çocuklarımıza, gençlerimize çağa uygun doğru bilgiyi kazanacakları, analiz yapabilecekleri, doğru karar alabilecekleri ve uygulayabilecekleri, kültürleriyle- dinleriyle çağın bilgisini, değişen değerlerini harmanlayacak düşünme süreçlerini öğretemedik. Geleneksel çizgimizden kopamadık. Sonuçta ne mi oldu: kafası karışık, haz odaklı, mutlu olmak için olmaz maceralara atılan, madde kullanan, şehvet odaklı bir gençlik çıkardık ortaya. Hepimizin üzerine alınacağı ciddi hatalar yaptık ve yapmaya devam ediyoruz. Bu nedenle ilk olarak bu durumların sebepleri üzerinde durmalıyız. Neler oluyor diye sormak zorundayız. Çünkü kaynağını bilmediğimiz, farkında olmadığımız hiçbir sorunu çözmemiz mümkün değildir.

Yapılan araştırmalarda mutsuz, başarısız, madde kullanan, hedef belirlemede sıkıntı yaşayan gençlerde iki ortak nokta tespit edilmiştir: zayıf aile bağları ve kötü arkadaş.

Zayıf aile bağları maalesef çağımızın en önemli sorunu görülüyor. Çalışan anne ve baba ile birlikte dışarıda, bakıcıda, kreşte büyüyen çocuklar aile sıcaklığını pek hissedemiyorlar. Ailede bunu hissedemedikleri gibi eğitim ortamında da tek tipleştirme çalışmaları nedeniyle kendilerini, özlerini tanımadan büyüyorlar. Ailelerle aralıklarla görüşmeler yapıyorum. Birçoğu ‘çocuğum için elimden geleni yaptım, merdiven sildim, kaç yaşlarından sonra çalışmaya başladım ama neden böyle oldu bilmiyorum’ diyerek çocuklarından şikâyet ediyorlar. Burada ailelere en sık söylediğim şey ise ‘onların karınlarını ve beyinlerini doyurmaya çalıştığınız gibi maneviyatlarını da doyurun. Çünkü insan tek boyutlu bir varlık değildir. Sadece bilgi ve yiyip-içmekle insani değerlere sahip olamazlar. Bilgiyi hikmete dönüştürecek, faydalı hale getirecek duygulara, vicdana ihtiyacımız vardır. Buda en doğal ve samimi şekliyle anneden öğrenilir. Bu nedenle çocuklarımızla vakit geçirmek zorundayız. Geçirilen bu vaktin gerçek bir zaman dilimi olması, yani kurgulanmış, oyuna dönüştürülmüş ve olumsuzların içinden ayıklanmış olduğu bir zaman dilimi olmaması gerekmektedir.

Zayıf aile bağlarının bir diğer sebebi ise ortak değerlerin ailede paylaşılmıyor olması. Birçok ailede dini değerler başta olmak üzere birçok konuda bireyler tek başlarına kalmış durumdalar. Bunun adına modern dünya ya da demokratik ortam denilebilir. Ama bence aile bireylerinin akşam oturduklarında konuşabilecekleri ortak bir konusu olmalı. Ve bu daha çok aile bireylerini dizginleyebilecek, doğruya ulaştırabilecek bir konu olmalı. Maalesef artık gençlerimiz dini, kültürel birçok değeri saçma ve sıkıcı buluyor. Burada anne-babaya büyük görevler düşmektedir. Akşamları kültürümüze, dinimize aykırı birçok yayını, diziyi çocuklarıyla birlikte ilgiyle, zevkle izleyen bir anne babanın daha sonra kızından ya da oğlundan o dizinin aksinde davranış ve tutumlar beklemesi çok anlamsızdır. Çocuğun zihninde modern hayat olarak oluşan o kareler yapmak istediği şeyler haline de gelecektir. Ve bunun aksini isteyen anne baba çağdaş olmamakla suçlanacaktır. Bu nedenle anne-baba olarak medyayı doğru kullanabilmeli, evimizde onu konuşturup bizim dinlediğimiz misafirleri doğru seçmeye gayret etmeliyiz.

Anne- baba, eğitimci olarak gençlerimizin doğru idealler oluşturmalarını sağlamak zorundayız. Bunun içinde ev-okul- dershane arasına sıkışmış, soru çözmekte birbiriyle yarışan gençler yerine hayatlarına anlam katacak, hedeflerini, hayatlarını hayra yöneltecek meşguliyetlere ihtiyaçları var. Unutmayalım çoğu zaman yetişemez, zamanı yok bahanesi biz yetişkinlerin gerekçeleri oluyor. Gençler ise boş zamanlarında uyuyarak, anlamsız, kendilerine hiçbir katkısı olmayan müzikler dinleyerek, internet başlarında harcanıp gidiyorlar. Bu nedenle aile ve toplum olarak gençlerimiz için yapacağımız en gerekli ve faydalı şeylerden biri onlara kendi programlarını hazırlayabilecekleri, potansiyellerini, enerjilerini doğru kullanabilecekleri alanlar oluşturmak olacaktır.

İkinci ortak problemimiz olarak kötü arkadaş demiştik. Arkadaş seçimi gençlerin ortalama 14-18 yaş aralığında üzerinde durdukları en önemli konudur. Aileden uzaklaşıp kendine yeni ve orijinal bir kimlik oluşturmaya çalışan gencin dışarıya yönelmesi gayet normaldir. Burada anne-baba olarak dikkat etmemiz gereken çok önemli konular var. İlk olarak ‘bu arkadaşını beğenmiyorum, onunla bir daha görüşmeyeceksin’ gibi bir yaptırım çok yanlış ve tehlikelidir. Bu dönemde tüm seçimlerinin doğru olduğuna inanan genç için bu ‘ben senin seçimlerini beğenmiyorumdur’. Ve büyük ihtimalle aileden gizli saklı yinede görüşülecektir. Bir diğeri her çocuk ortak bir dil konuştuğu, bir ihtiyacına cevap veren ya da benzer özelliklere sahip arkadaşlar seçer. Yukarıda kurduğumuz cümlenin gencin zihnindeki bir diğer anlamı ‘ben seni beğenmiyorum’ olabilir ki bu da gencin aileden uzaklaşmasına yetecek bir gerekçedir.

Öncelikle bu yaşlarda onların bu arayışını anlamamız ve onlara destek olmamız gerekir. Hayır, olmaz, yapamazsın, gidemezsin gibi emirlerle bir yere varamayacağımızı bilmemiz lazım. Onlar şu anda hızla akan bir nehir içindeler ve biz belki de ters yöne yüzmelerini bekliyoruz. Onları daha dingin sulara çekmemiz lazım. Bunun içinde onları anlamak zorundayız. Hiç unutmamalıyız ki ‘anlamadığımız bir kişiyi değiştiremeyiz, onun hayatında farklılıklar oluşturamayız’. Onların gelişim özelliklerini bilmek, arkadaşlarını tanımak zorundayız. Arkadaşı hoşumuza gitmeyen biri ise çocuğum bunu neden seçmiş olabilir, çocuğumun neye ihtiyacı var, bu çocuğun baskın olan, benim çocuğumu etkileyen özellikleri neler diye düşünmemiz gerekir.

Yukarıda saydığımız sebeplere hepimizin ekleyeceği bir şeyler mutlaka vardır. Fakat tüm bunları yapmamız içinde güncel bilgileri iyi takip edebilmeli, çok okumalı ve araştırmalıyız. Unutmayalım ki çocuğumuzun hayatında bizim olmadığımız her boşluk bir başkası tarafından doldurulacaktır. Bu bir kişi, bir ideoloji olabilir. Fakat biz kendimizi geliştirirsek yetersiz kaldığımız noktaların farkına varıp,  çocuğumuzun doğru insanlarla, doğru fikirlerle boşlukları doldurmasına rehber olabiliriz. Tabii bunun için kendi çevremizin, oturup kalktığımız, hasbi hal ettiğimiz, evine gidip geldiğimiz insanlarında karakterli, doğru ilkelere sahip kişiler olmasına dikkat etmeliyiz.

Anne- baba olarak gerçekten iyi bir gözlemci olmamız gereken bir zaman dilimindeyiz. Zaman maalesef bizim aleyhimize işliyor. Çocuklarımız birçok insanı tanıyarak, birçok hayata tanık olarak büyüyor. Onların dünyasında sadece biz yokuz. Bizimle beraber kendilerine göre seçebilecekleri birçok alternatif hayat var. Bizler ise baskı merkezli bir otoriteyle, korkutmayla, duygusal baskı ile onların doğru yerde olmalarını sağlayamayız. İlk olarak onları anlamamız gerekiyor. Bunun içinde onları dinlemek zorundayız.  Hem de can kulağıyla, tüm gelenekselliğimizi bir kenara bırakarak.

Gençlerimize doğru düşünmeyi ve karar vermeyi sağlayacağı, doğrularının ve yanlışlarının arkasında durabileceği, hatalarını üstlenip sonuçlarına katlanacak cesareti gösterebileceği, sağlıklı ve işe yarayan bir öz güven sahibi olan bir kişilik geliştirmesi için gerekli fırsatları tanımamız gerekmektedir. Bunun için eğitim ve iletişim kanallarını doğru ve etkili kullanmak zorundayız.

Özlem ADIGÜZEL
Psikolojik Danışman ve rehber öğretmen