Geleneksel Sanatlarda Peygamber Sevgisi

Müzehhibe Serap Bostancı Tuluk Hanımefendi ile geleneksel sanatlarda Peygamber sevgisi üzerine konuştuk. İstifadenize sunuyoruz.

Kadın ve Aile: Sanat hayatınıza nasıl başladınız Serap Hanım?

Serap Bostancı Tuluk:  Sanat hayatıma 1985 yılında Topkapı Sarayı’nda başladım. Oldukça tesadüflere dayanan bir tezhip başlangıcım var. Bir ramazan ayında televizyonda geleneksel sanatlarımızdan ebruyu anlatan bir program seyrederken Topkapı Sarayı’nda ebru dersleri verildiğini öğrendim. Sarayın sınavlarına girdim, başarılı oldum. Fakat o sene ebru dersi kalktı, ebru dersi kalkınca gitmemeye karar verdim. Kursu aradım gelemeyeceğimi söyledim. Rahmetli Melek hocam beni aradı kızarak: “ Hem kazanmışsın hem de gelmeyeceksin, çabuk gel.” dedi ve ben hiç bilmediğim bir dünyaya böylece adım atmış oldum. 1985 yılından bugüne kadar hem öğreniyorum hem de öğretiyorum diyebilirim. Bu sanat uçsuz bucaksız bir deniz gibidir. Ben de hiç değilse bir karışını öğrenmeye çalışıyorum. Mevlana hazretlerinin söylediği gibi testiyi kırıp denizle karıştırmaya benziyor bizim yaptığımız. Tabi ki bu çok uzun zaman hatta bir ömür alabilir. Testinin küçük kırık bir yerinden hiç değilse ağız kısmından denize karışmayı umut ediyorum. Topkapı sarayında, İsmek- Bağlarbaşı ihtisas sınıfında ve özel bir musiki cemiyetinin vakfında ders vermekteyim. Ömrüm ve sağlığım yettiğince devam edeceğim inşallah.

Kadın ve Aile: Tezhip sanatında peygamber efendimizin (sav) simgesi nedir?

Serap Bostancı Tuluk: Tezhip sanatında Peygamber efendimizin simgesi gül, Allah (cc)’ın simgesi de lâledir. Bu simgeleri kullanmak günümüze has değildir. Geçmişten gelen bir özelliktir. Ben doğayı, özellikle de gülü çok seviyorum. Peygamberimizi de yansıttığından dolayı eserlerimde gülü çok kullanırım. Hemen her eserimde gül vardır; konusunda olmasa bile küçük bir detayda o gül mutlaka ortaya çıkar. Yazının ya da tezhibin mânâsının peygamberimiz ile bütünleşmesi beni mutlu ediyor. Sanki insanın ulaşamadığı bir şeyden küçük bir parça alması gibi… Gül’ü yaparken başka bir âleme gidiyorum. Dünyanın bütün işlerinden uzaklaşıyorum ki bu tezhip için de geçerli.  Eserlerimde Gül’ün detayını kendi özümle bütünleştirmek isterim ki bununla belki ahirette bana şefaat eder ümidini taşırım.  Sanatımda Sevdiğim insanı sevdiğim dünyevi bir varlıkla bir araya getirmeye çalışıyorum. Benim olsun istiyorum. GÜL bu yüzden özeldir benim için.

Kadın ve Aile: Hilye geleneği ilk olarak nasıl ortaya çıkmıştır?

Serap Bostancı Tuluk: Hazreti Fatıma (ra),Hazreti Muhammed’in(sav) vefatından önce: “Ya Resulallah senin yüzünü bundan sonra göremeyeceğim. ”diye ağladığında; Peygamber Efendimiz (sav),Hazreti Ali’yi çağırarak “ Ya Ali! Hilyemi yaz ki vasıflarımı görmek, beni görmek gibidir.” buyurmuşlardır. Bundan dolayı Hilye metinlerinde Hz. Ali (ra)’den nakledildiği üzere, manzum ve nesir olarak Hz. Peygamberin fiziki görünüşü ve sıfatları anlatılır. İlk hilye hattatı olarak Hâfız Osman kabul edilmektedir. Hilye-i Şerif geçmiş ve günümüz sanatçılarının çok özenle süslediği bir eserdir. Çoğunlukla tezhip ve hat icazetleri hilye-i şerif ile verilir. Hilye-i Şerif yazılması ya da süslenmesi istenir. Peygamberimizi (sav) sûretlerle tasvir edemeyeceğimiz için onu anlatan yazıları en güzel şekilde süslemeyi istiyoruz. Ben bunun en güzel ifadesini yine gülde buluyorum. Peygamberimizi o gülün yapraklarında, o gülün goncalarında hissediyorum. Bir evde Hilye-i Şerifin bulunması ki bu yazma olmak zorunda değil, matbu dahi olsa Peygamberimizin manevi desteğini hissettirir. Ben her evde bu hissin yaşanmasını arzu ederim.

Kadın ve Aile: Levha tezhibinde peygamberimiz ile ilgili kullanılan kalıplar, sözler, beyitler var mı?

Serap Bostancı Tuluk: Çoğunlukla Hilye-i Şerif, hadis-i şerifler ve Muhammed(sav) lafzı süsleniyor.  Fakat duyguları yoğun olarak yaşayan bir sanatçı ayetin ya da hadisin anlattığı olayı formlar ile ortaya çıkararak yansıtabilir.  Bir ayeti ya da hadisi okuduğunda ne hissediyorsa, orada peygamberimizi yansıtacak şekilde Ravza ya da Gül gibi formlar ekleyebilir.  Yorum olarak; ben tezhibi de hattı da bir kalıba sığdıramıyorum.  Hilyede Hâfız Osman klasik bir kalıptır, ama siz istiyorsanız onu ruhunuzda hissettiğiniz başka bir kalıba getirebilirsiniz. Maksat sizin hisleriniz ile yazının ya da tezhibin hislerinin bir bütün olarak karşıya aksetmesidir. Bunu yapabilirseniz eğer sanat sanattır.

Bu sanata başladığım zaman hocam derste “hatayi”yi – ki hatayi çiçek demek- anlattığında, ben kendi kendime “Bir çiçek ile ne anlatılır.” diyerek başladığım bu sanatın çok engin olduğunu ve o kadar çok şeyin anlatılabileceğini öğrendim.  Bunu yaparken çiçeğe sırf çiçek olarak bakmamayı, altına sırf altın olarak bakmamayı, özüne bakmayı öğrendim.  Böylece sanatın temeli oluştu. Temel oluştuktan sonra apartmanı ister modern, ister klasik olarak inşa edebilirsiniz. Alt yapı oluştuktan hem kendinizi, hem sanatınızı hem de geleneksel sanatı nasıl ifade edebilirimin arayışına geçiyorsunuz.

Ben eserlerimde gül yapıyordum ama Hilye-i Şerif’te gül kullanmaya ilk kez GÜL konulu bir sergi için yaptığım hilyede başladım.  Bordüründe, hilalinde, noktalarında gül kullandım. Bu bende yavaş yavaş bir açılım başlattı ve sonrasında sırf güllü hilye yapmaya yöneltti. Sonra peygamberimizin hayatını nasıl anlatabilirimin ilhamını verdi ve ben büyük bir gülün içinde, gülün yavaş yavaş açılması ile peygamberimizin hayatını anlattım. Bu bana çok mutluluk verdi. Orada her şeyi yaşadığımı hissediyorum.

“Bir Gülün Hayatı” isimli bu eserde çok açmış bir gülün içindeki her yaprak Peygamberimizin hayatının önemli noktalarını ifade ediyor.

1

 

Küçücük bir gül goncası ile başlandı en sonunda Hakka kavuşmasına kadar her yaprağın içinde anlatıldı. Annesini kaybetmesi, Ebu Talib ile Suriye’ye gitmesi-Rahibin peygamber olduğunu anlaması, Hz. Hatice ile evlenmesi, peygamberlik gelmesi, Ebu Talib ile Hz. Hatice’nin vefatı, Miraç, Hicret, Akabe Biatı ve Bedir Savaşı, 2. Akabe Biatı, Uhud Savaşı(yenilgi), Torunu Hz. Hüseyin, Hendek (zafer), Mekke’nin fethi, Veda Haccı ve Hutbesi, Hastalık ve Vuslat sırasıyla anlatıldı. Etrafına Fetih Suresi yazıldı.

Bir eserimde de Alvarlı Efe hazretlerinin bir sözünün içinde Muhammed yazısını gül ile bütünleştirerek tasvir ettim. Gül- Muhammed, Muhammed -gül olmuş bizim özümüzde, ikisi iç içedir. Yazı ile anlatılamayanlarda biz ifadeyi hep gül ile bulmuşuz. Suret ile anlatılamayanlarda biz hep gülü kullanmışız. Gül ve Muhammedi bütünleştirirken sembolü yazının üstüne koymadım, gül içindeki Muhammed yazısını yaprakları ile kavramış, kaynaşmış, bütün olmuş bir halde. Maneviyatı güçlü olan kendi ruhundaki peygamberimizi burada görebilir. Ben burada hayal ettiğimi görüyorum.

2

Gül ile başlayan seri, Allah lafzı celâlini anlatan Lâle komposizyonlu sergilerle ile devam etti. Eserleri yaparken gül ile lâle hep birliktedir, ayrılmıyor. Maneviyatta da öyle değil midir? Allah(cc) ile Muhammed(sav) ayrılmaz. Benim eserlerimde hadis olsa gülün yanında lâle, ayet olsa lâlenin yanında küçük bir gül her zaman vardır.

Bir eserimde Yaban gülü çelengi içinde peygamberimizin mucizeleri yazılıdır.

 

3

 

Özellikle müzeyyiplerin, çalışmalarında hattı ortaya çıkarmalarından yanayım. Yaptığımız tezhip hat ile bütünleşmeli, hattı bastırmamalı, kaynaşmalı ama sanatçı istediğini ifade edebilmeli. Benim eserlerimde hattı görebilirsiniz.

Ben eserlerimde çoğunlukla ebced sayısı ile gül ve lâleler yaparım.

Bu sayılar şunlardır: Allah- 66, Muhammed- 92, Resulullah- 362, Muhammeden Resulullah- 454

Bir eserim de hilye-i şerifte güller, ebcedi ile Muhammeden Resulullah da yazmaktadır.

4

 

Kadın ve Aile: Karışmayı umut ettiğiniz o denize sanatınız vesilesi ile karışmanız duası ile bizlerle paylaştığınız her cümleniz için teşekkürlerimizi sunarız.