Geçimsiz Bahar

Bahar gelse, yağmur yağsa çisil çisil, eteklerime. Çisil çisil mutluluk damlasa tüm çatılarına şehirlerin, seller alsa götürse hüzünleri…
Nihayet ışıklı bir bahar daha gözlerimizi sevindiriyor zannetmiştik. Bu günlerde toprağın saçları yemyeşil uzayacak, laleler başını kaldırıp baharı müjdeleyecekti. Rüzgâr küçük bir kızın eteğinden koparak saçlarını uçuracak ve uçurtmalar havada yarışacaklardı peyderpey.
Bu baharın modası, kaşe paltolar. Eldivenler, bereler, atkı ve şallar vazgeçilmez aksesuarlardan. Soğuk bir bahar yaşıyoruz. Gel(mey)ecek olan bahar laleleri yalancı çıkarıyor bu sene. Değiştirilen saat dilimleri gibi mevsimleri de ileriye mi almalı? Yoksa bahardan ve Allah’tan umudu kesmeden sabırla beklemeli mi? Kim bilir?
Belki şehre bir bahar gelir.
Hiç şüphe yok ki çok geçmeden, erguvanlar lavanta lavanta köpürecekler ve boğazın yeşil gerdanında. Yine kabirlerdeki sükûnete şenlik katacaklar pembeli morlu. Cennetin damarlarından dünyaya sızarak bambaşka boyayacaklar dağları tepeleri. Akşamın sefası olacak kimi esanslar. Şakayıklar, sümbüller parkları, hanım elleri saksıları, açelyalar bahçeleri şenlendirmeye başladılar bile. Begonyalar nazlanacak açmak için, sanki bir gülücük isteyecekler göz kirası niyetine. Sardunyalar balkon beğenirken kendisine, yıldızlar daha berrak sunacaklar ışıklarını. Mehtap her yerden gümüş bir tepsiyi andıracak. Kahve ikram eden taze bir gelin gibi süzülecek gökyüzünde. Yakamozlar pırıl pırıl oynaşacaklar akşam güneşinde, denizin en gösterişli mücevherleri onlar olacaklar… Sandallar, tekneler, martılar, balıklar paylaşacaklar sevinçlerini birbirleriyle. Şimdiden adalardan davet çalınıyor kulaklarımıza. Semt pazarlarında renkler cümbüş halinde. Erik görenlerin ağızlarını sulandırıyor. Yağmur damlaları secde izlerinden öpüyor yukarı bakanların. Sokaklar buram buram toprak kokuyor. Yeniden diriltileceksin ıslığı çalıyor tabiat. Ölüm bir son değil diyor, nağmelerinde. Kuruyan dallar yaprak yaprak oksijen verirken, peltek bir sevinç yaşıyor ihtiyar dünya.
Deniz esintisi sahil yakınlarından taşarak salkım söğütleri sallıyor bir o yana bir bu yana… Hışırtılı bir sessizlik yayılıyor etrafa. İnsanın altında dinlenesi geliyor. İşaret parmağını kıvırarak yanına çağırıyor. Kulağına bir şeyler fısıldayacak. Müjdeler olsun bahar geldi diye haykıracak.
Gözde habercisi laleler yine bu baharın. Hemen peşinde erguvanlar. İfadeler kekelemeden, alfabeler susmadan anlatılması zor bir güzellik. Elif elif sıralanmış, dizilişinde ve duruşunda asaleti çağrıştıran bir intizam. Letafete meydan okuyan bir gurur. Yine tüm semtlerini Osmanlı şehri yapmaya uğraşıyor İstanbul’un. Sultanlara yaraşır bir seyir sefası sunuyor. Emirgan’ın bayırları, Çamlıca’nın tepeleri, Beykoz’un sahilleri, Yedikule’nin bahçeleri, Florya’nın kırları ziyade bir şöhret buluyor lalelerle… Fona lale koyan herkes basıyor deklanşörlere. Kadrajını lalelere göre ayarlıyor sevdalılar. Önüne kim geçerse geçsin geri planda bırakamıyor bu güzelliği.
Alfabeler boğazımıza takılıyor bir elif geçebiliyor ileriye… Anlatmaya yardımı oluyor birazcık olsun. Erguvanların arifesinde büyülü bir diziliş ve nizamın içinde parlıyor morlar turuncular kırmızılar. Ve yavruağzı renkler gülümsüyor. Yaratanı tefekküre zorlayan sadelik tespihlerimizi El Cemil diye deviriyor bu günlerde. … Ve daha canlarımızın parçasıymış da yeni kopmuş gibi kanayan renge mahsup kırmızı laleler saçılıyor yeşil çimenlerin üzerine… Tabiat kucağımıza usulca bırakıyor laleleri remzimiz olsun diye.
Tek başına bile anlatılamayan güzelliği, toplu dizilişlerde daha da zorlaşıyor. İntizamı ve estetiği birbirine karışıyor temaşa ederken. Ve hep en sevdikleriyle paylaşmak istiyor insan bu eşsiz sadeliği, kırılgan süsünü bahçelerin… Gurbettekilerle bilhassa… Hülasa, rüzgâr estikçe zikrini ifşa eden bu gurup halinde çiçekler, özlenen buluşmaların tebessümünü kondurmak istiyor gamzelerimize.
Havadan çisil çisil mutluluk yağıyor. Bahar damlıyor eteklerimize.

BETÜL ŞATIR