GARİPÇE’DEN RUMELİ FENERİNE

Uzun süredir Boğaz’dan Karadenize açılan yerleri keşfetmedeki isteğim üzerine yollara düştük yakın dostumla.
Üçüncü köprü muhabbetiyle gündeme gelen bir yer. O zamanlarda herkes merak eder ve gider diyerek pek gitmek istemedim. Anadolu yakazında Poyraz Köy’ün tam karşısı; Garipçe.
Dedim ya düştük yollara…
Beşiktaş’tan Sarıyer’e geçtik. Daha önceden otobüslerin saat ve numaralarını bildiğimizden rahatız. Otobüs saatine de biraz vardı. Sarıyer’e geliriz de börek yemeden döner miyiz?
Hemen kıymalı, üzümlü börek çeşitlerinden yemek üzere bir börekçiye kapak attık. Nefis börekleri yedikten sonra, kısa bir Sarıyer turu yaparak 150 numaralı otobüse binmek üzere durağa geldik.
Durakta gözüme ilişen küçük kıza soru sorarak başlayan muhabbetimiz Garipçe’de birlikte iki saat geçirdikten sonra tekrar durakta bitti. Sudeciğim Garipçe’de yaşayan bir ailenin kızı, okul için Sarıyer’e geliyormuş.
Garipçe’den indikten sonra bizi annesinin çalıştığı restaurana götürdü. Asma altı. 200 yıllık ahşap bir yapı. İçerisi de gayet samimi. Duvarlarda eskiyi anımsatan ufak tefek tablolar var. Ortada kocaman bir soba yanıyor. Sobayı görünce biz ayrılamaz olduk tabi ki. Dışarıda öyle soğuk vardı ki… Burada ısındıktan sonra Sude bizi Kale’ye çıkarttı. Kale de biraz kilo açısından sıkıntımız olsaydı heralde uçardık.. Hiç abartı değil emin olun nasıl bir rüzgar vardı anlatamam…
Dalgalar kalenin arka kısmına vuruyor, tam tepeden uçsuz bucaksız Karadeniz…Garipçe garip bir köy:=) Bu kıyılarda bu kadar direk denize açılan bir köy’e rastlamadım açıkçası. Ve en dikkatimizi çeken şey; içki yok. Zaten iki üç tane lokanta var. Özellikle içki yokmuş söylediklerine göre. Harika balık yapıyorlar. O palamutlar, tavada hamsi, kalamar tam ağzımıza göreydi. Elhamdüllillah balıklarımızı da yedikten sonra Rumeli Fenerine geçeceğimiz otobüsüne bindik.

Rumeli Feneri tam Anadolu fenerinin karşısında. Kıyıları balıkçı tekneleriyle dolu. Köyün tam ortasındaki camii ve önündeki çınar ağacı çok ihtişamlı.
Sevgili yoldaşımla birlikte güzel kareler yakaladığımızı düşündük.

Rumeli Feneri tabiî ki köy’den biraz daha büyük. Burada da içkisiz yer bulmak mümkün. Özellikle fenerin hemen yan tarafındaki lokanta içkisiz, manzarası da harika. Garipçe’de yemeğimizi yediğimizden tatlı ve kahveyi buraya bırakmıştık. O tahinli kabak ve incir tatlısı nasıl bir şeydir Allahım. Arkasından da Karadenize açılan ufka doğru Türk kahvesi.
Rumeli Fenerine çıkmak istedik tabiî ki herkes gibi:) fakat yasaktı. Yalnız bilmeden geldiğimiz burada Sarı Saltuk Dede’yi ziyaret etmek nasip oldu. Hemen fenerin birinci katında. Söylendiğine göre denizde kaybolanlara ışık gösterirmiş.
Artık hava kararmadan buradan ayrılmamız gerekliydi. Arkamızda Karadenizi bırakarak geri geldik şehir hayatının kaosuna…

hazırlayan : Tülay Arsal