Fıtratın Zuhuruna Vesile Olmak

a

Fıtrat: Kelime olarak yaradılış, tıynet, hilkat gibi manalara geliyor. Bir şeyi başlangıcında yarmak, kazmak anlamına gelen ve “fatr” kökünden türemiş olan fıtrat kelimesi, “ilk yaratılış” manasına gelir. Yani, mutlak yokluğun yarılarak, içinden varlığın çıkmasıdır.

Terim olarak fıtrat: “Allah Teâlâ’nın mahlûkatını kendisini bilip tanıyacak ve idrak edecek bir hal, bir kabiliyet üzere yaratmasıdır

Dünyaya geliş gayemiz; Marifetullah ve Muhabbetullaha ermektir. Allahın varlığını ve birliğini tanımak, kabullenmek, sevmek, tanıtmak ve Allah Teâlâ Hazretlerine (C.C.) lâyık-ı veçhile kulluk yapabilmektir. Allah Teâlâ bütün ruhlara: “Ben sizin rabbiniz değil miyim?” diye sorunca, bütün varlığı ile insanlar: “Evet, sen bizim Rabbimizsin” dediler. Elest bezminde iken ruhumuz bu hitaba aşk ile cevap vermişti. Ruhumuz Allah Teâlâ Hazretlerine (C.C.)  hayran ve âşık olmuştu. Henüz gafletle perdelenmemiştik ve ilahi sevgi tüm zerrelerimize işlemişti. Dünyaya gelişten sonra bu sözümüzü unutmuş ve gaflete dalmıştık.  Allah Teâlâ Hazretlerinin (C.C.) kalplerimize doğrudan ilhamları ya da vesileleri ile elest bezmindeki sözümüzü hatırladık ve kulluk çizgisinde istikamet üzere yürümeye gayret ediyoruz.

Elest  bezminde verdiğimiz sözün şuurunda olarak gönlümüzü İlâhi âşk ile doldurmalı,  taklidi imandan tahkiki imana erişmeliyiz. Kâinata sevgi elçileri olabilmeliyiz. ‘’Mevlana- Şems’’ misali… Bu sevgi ile tüm insanlığa gücümüz nispetinde hayra vesile olmalı, bizden sonra gelecek nesillere her açıdan güzel miraslar bırakabilmeliyiz. Fıtratımız buna müsait, zuhurunun inkişafı için ise; gafletten uyanmalı, tevbe suyu ile temizlenmeli, tefekkürü mevt ile ölmeden ölüme hazırlanmalı ve ahirette hüsrana uğrayanlar arasında olmamanın yollarını öğrenmeliyiz.

Her bir fert fani dünyadaki yolculuğunda, imtihan sırrını hatırından çıkarmadan, Allah Teâlâ Hazretlerine (C.C.) seyri sülûkuna dikkat etmeli, önce kendisini yetiştirmeli, sonrasında çevresine de tebliğ ederek onlarında bu bilincinin uyanmasına vesile olmalıdırlar.

Fıtratımız evliliğe çocuk sahibi olmaya meyillidir. Bize Allah Teâlâ Hazretlerinin (C.C.) emaneti olan evlatlarımızı tertemiz fıtratlarına uygun yetiştirmeli, buna azami derece de gayret göstermeliyiz. Bizim ihmal ettiğimiz evlatları başkaları ele geçirecek ruhlarını yanlış itikatlarla dolduracaklar, ateist, satanist, maddeperest, putperest yapmak için sinsice çalışacaklardır. Mevlam muhafaza etsin.

Gençler;  dış tesirler, arkadaş ortamı, internetin kötüye kullanımı, medyanın yanlış yönlendirmesi, insi ve cinni vesveselerin etkisiyle, kalplerinde ve sırat-ı müstakimde şaşırma yaşayabilirler. Anne ve babaların İslami şuuru ve yaşantısı ne kadar kuvvetliyse evlatlarının mizacını da aynı derece de etkileyecektir. Ebeveynler bir an önce gaflet uykusundan uyanmalı, kâl ehli değil hâl ehli olmaya özen göstermelidir. Konuşan değil yaşayan, örnek olan, şuurlu Müslümanlardan olmak için gayret etmelidirler. Allah dostları, İslamı şuurlu yaşayan anne babalar, aile ortamı, arkadaş çevresi, eğitim birimleri, katıldığımız sohbetler, fıtraten yaratıldığımız saf öze dönmemize vesile olacaklardır.

İnsan tabiatı itibarıyla güzel ahlakı sever, kötü ahlaktan uzaklaşır. Bize verilen cüz-i irademizi hayır tarafına kullanırsak hidayet vuku bulacak ve bunun sonucunda da nice hayırlı salih amellere imzalarımızı atmış olacağız.

 “İslâm tabiat dini olduğu için, yâni hilkate ve fıtrata ve tabiata uygun olduğu için, toplum içinde olmayı tercih ediyor. Bir kenara çekilip kendi başına, ibadet hazları içinde, memnun yaşamaktansa; toplumun içine girip toplumun fertlerinin kendisine ezâ ve cefâ ve zulmüne tahammül etmek, daha sevaplı olarak gösteriliyor.” O yüzden Müslüman’ın da iyi yetişmiş ve sosyal olanı makbuldür.’’2

Sosyal organizasyonlarının hizmet binalarının vakıf ve derneklerin cemaati sağlam ve güçlü tutması bundandır. Yalnızlığa çekilen fertler imanları güçlü değilse, akarsudan ayrılan su damlaları misali, kendi oluşturdukları göletlerinde; yosunlaşmaya, bulanmaya, bozulmaya, sekteye uğrayacaklar ve enerjilerini kaybedeceklerdir.

‘’İlahi ente maksudi ve rızake matlubi’’ niyetimizi devamlı aynı ayarda tutmalıyız.

Ölmeden ölmeyi başarabilmeli nefsimizin tasallutundan sıyrılabilmeli, ruhumuzun beden ülkemizdeki sultanlığına izin vermeliyiz. Ebedi kalacağımız cennet yurduna hazırlanmalı, Cemalullahı seyran eden bahtiyarlardan olabilmeliyiz. Aksi takdirde esfeli safiline kayabilir ve ebedi ızdırap yurduna kendimizi hazırlamış oluruz. Ruhumuz bedenimize esir düşerse,  fıtratımıza zıt bir durum vaki olacaktır. Buhran, hüsran kaybedilmişlik kapımızı çalacaktır. Allah Teâlâ Hazretleri (C.C.) muhafaza etsin.

Hidayete ermelerde vesilelere bağlanmak yerine sıratı müstakim üzere istikameti muhafaza etmeli, nihai hedef olarak Allah Teâlâ Hazretlerine (C.C.) ermeye, ulaşmaya azmetmelidir. Vesile olanlar kendilerinden benlik görmemeli, kalplerinin ayarını devamlı kontrol etmeli, Hakkın kapısında hadimlik nimetini bahşettiği için Mevla’ya devamlı şükür halinde olmalıdır.

‘’Bir adam suda bata çıka ilerlemeye çalışan bir akrep görür.

Onu kurtarmaya karar verir, parmağını uzatır ama akrep onu sokar. Bu adam tekrar akrebi sudan kurtarmaya çalışır ama akrep onu tekrar sokar. Yakınlardaki başka birisi ona, onu sürekli sokmaya çalışan akrebi kurtarmaya çalışmaktan vazgeçmesini söyler.

Buna karşılık akrebin soktuğu adam söyle der : “Sokmak akrebin fıtratında vardır. Benim fıtratımda ise sevmek var. Neden sokmak akrebin fıtratında var diye kendi fıtratımda olan sevmekten vazgeçeyim?’’

Bizim görevimiz tebliğdir. Bunu yaparken sevgi eksenli olmalı zorlayarak değil sevgi metodu kullanmalıyız. Örnek halimizle duruşumuzla, yaşam tarzımızla, hayırlı vesilelerden olmalıyız. Halis niyet ile başladığımız bu güzel yolculukta, faydalı ilim tahsili ile irademizi güçlü tutarak, kulluk vazifelerimizde ve hizmetlerde azami gayret göstererek, başarıya ulaşmak elbet zor olmayacaktır. ‘’2

‘’Allah-u Teàlâ Hazretleri iki cihanda cümlenizi aziz ve bahtiyar eylesin… Cennetiyle cemâliyle müşerref eylesin… Rıdvân-ı ekberine vâsıl eylesin…’’3

1.(Prof. Dr. M. Esad COŞAN (Rha)
2.Alıntı hikaye
3.(Prof. Dr. M. Esad COŞAN (Rha) Duası


Mihrican Ulupınar