Fıtratın Sembolü: Hz.İbrahim (a.s)

kj

Hayat, insanın kendi yaradılışının anlamını bulma sürecidir. Bu sebeple Hz. İbrahim’in (a.s), Rabbini aradığı zaman içerisinde, yaşadığı ve geçirdiği tüm evreler insanoğlunun gelişim süreçleridir. Allah, insanı öyle bir donanımla yaratmıştır ki, o donanım sayesinde kendisini bulsun ister. Vücudun sinyalleri vardır. Acıktığını, uyumak istediğini, ağrısının acısının olduğunu vb. beyne iletir. Kişi bu sinyaller aracılığıyla kendisinin ihtiyaçlarını bilir ve karşılar. Gönül de sinyal gönderir. İçimizde yerleştirilmiş olan doğruyu-gerçeği ayırt edici ve buldurucu bir mekanizma vardır. Bunun adı fıtrattır. İnsanın ömrü boyunca aradığı tek ihtiyacı gerçek sevgidir. Fatır suresi 15. ayet-i kerimede; “Siz Allah’a muhtaçsınız.” buyrulmuştur. İnsan sadece ve sadece Allah’a ulaşmak, O’nu bilmek ve sevmek için gönderilmiştir. Ruhun, gönlün tek bir sorusu vardır. Hz. İbrahim de (a.s) o ilk soruyu sormuştur; “Beni kim yarattı?” Bu soruyu sorduran, gerçek sevgiye ulaşmak isteyen, verilen sözü tutmak isteyen fıtrattır.

Annesi, Hz. İbrahim (a.s)’ı Nemrutun korkusundan dolayı bir mağarada doğurmuştur. Mağaradan 15 aylık olduğunda çıkmıştır. Hz. İbrahim’in (a.s) annesine ve babasına ilk sorusu “Beni kim yarattı?” olmuştur. İlk olarak, bu bilgiye ulaşma sürecini yaşamıştır. Soru sorarak, merak ederek, gözlem yaparak, düşünerek, kıyas yaparak bu sorunun cevabını aramıştır. Mağara ve annenin karnı bir nevi aynı işlevdedir. Nasıl Hz. İbrahim (a.s) mağaradan çıktığı anda ilk olarak Yaratanını sormuştur, çocuğun gelişiminde de bu böyledir. Karanlıklar içinden (mağara ve anne karnı) aydınlığa (kul olduğunu bilme süreci) çıkan insan tek şunu merak eder; beni kim yarattı? Hz. İbrahim’in (a.s) annesine ve babasına sorduğu bu soruyu her çocuk sorar. Bu durum, sanki ruhlar âleminde ki o sözleşmenin gereğidir. Gelişimin ilk basamağı önce bilgiye ulaşmaktır. Bu da doğal bir süreç ve fıtratın icabıdır. Bu anlamda, Efendimiz (sav)’in “Çocuğun ilk söyleyeceği söz Allah olmalıdır” buyruğu içimizdeki bu mekanizmanın harekete geçmesini sağlar. Bu da bir nevi bilinçaltında var olan bilgiyi, bilince çıkarmak için tetikleyici olur

Hz. İbrahim’e (a.s), “kesin bilgi ve imana” erişmesi için, yerlerin ve göklerin melekûtu gösterilmiştir.(6/75) İlk önce yıldıza sonra aya, sonra da güneşe bakarak acaba Rabbim bunlar mı diye düşünmüştür. Vardığı sonuç, bir fark ediştir! Yıldızın kaybolduğunu, ayın battığını, güneşin hiç de büyük olmadığını ve bu varlıkların fani olduğunu fark etmiştir. Çünkü Allah büyüktür, kaybolmaz, fani değildir demiştir. (6/75-78) Eriştiği bu bilgiyi de Hz. Musa’nın düştüğü yanlışa düşmeyip Allaha isnat etmiştir. Kuranı Kerimde yeryüzünün gezip dolaşılması, gökyüzüne bakıp bir çatlak olmadığının fark edilmesi ve kişinin kendi yaratılışına bakması emredilerek hem kâinatın hem de kişinin kendi varoluş sebebini bulması istenmiştir. İbrahim’in (a.s) Allah’ı bulma süreci kavmi için örnektir(6/83) Bütün insanlık için örnektir. O’na doğruyu bulup bilme kabiliyeti verilmiştir.(21/51)

Günümüzde yaşanılan “anlam boşluğu” insanoğlunun varoluş sebebine ulaşamamasından kaynaklanmaktadır. İç âleminden gelen sinyalleri dinlememesinden ileri gelmektedir. Ya da bu sinyalleri duyacak kulağın, görecek gözün, düşünecek kalbin mühürlenmesinden dolayı mekanizma bozulmuştur. Yanlış sinyaller vermektedir. Fıtrat bozulmuştur.  Fıtrat, Allah’ı bulma mekanizmasıdır. Bu mekanizma doğru çalışmazsa ilk gideceği yanlış istikamet sahte tanrılardır. Bu sebeple Hz. İbrahim (a.s), “müşriklerden değilim” demiş ve putların temizliğine koyulmuştur. Günümüz insanı “Anlam boşluğunu” doldurmak için sahte tanrıların peşinde koşmaktadır. Bu sebepten dolayı mutsuzdur, huzursuzdur. Fakat öyle bir tecelli var ki insanoğlunda, sadece ve sadece Allah’a ulaştıracak şekilde ayarlanmıştır. Hz. İbrahim’in (a.s) sürecinde de görüldüğü üzere ilk önce gerçek bilgiye ulaşmak sonra fark etmek gerekmektedir(kendini ve âlemi fark etmek.)

İnsan, bedeniyle, nefsiyle ve dünyayla tanışmadan evvel ruhlar âleminde öyle bir tanışıklık yaşamıştır ki, hep onu arar. Orda gördüklerini, ruhunun temas ettiğini arar. Çünkü gerçek sevgiyle ruhlar âleminde karşılaşmıştır. Tadına vardığı gerçek sevginin, herkes tarafından tadılmasını ister. Tıpkı Hz. İbrahim (a.s) gibi! Öyle yüce bir gönüldür ki herkesi karşısına alıp, tek başına ümmet olmuştur.(16/120) Neden? Allah’ı bulma heyecanı, coşkusu ve huzuruyla herkes O’na inansın, O’nu bulsun, O’nu sevsin ister. Kendini hiç zorlamadan, gönülden yapar. Sorumludur kavminden zira. Bu hak ve sorumluluk algısıyla kavmini Allah’a davet eder. Bu bir bakıma fıtratın çalışmasına davettir. Bozulan fıtratın neticesinde kavmi müşriklerden olmuştur. Canını ortaya koyar, kendisinin bulduğunu herkes bulsun ister. Buradan anlıyoruz ki, sorumluluk fıtratın gerektirdiği bir şeydir. Umursamak, dert edinmek insan olmanın gereğidir. Günümüz insanının hastalığı ise umursamazlıktır. Bozulan o yüce donanımın yerine yanlış sinyaller gönderen başka yazılımlar yerleştirilmiştir. Yanlış beslenen bir hasta vücudunun sinyallerinden, çalan alarmdan uzaklaşmıştır. Aynı bunun gibidir, insanoğlunun düştüğü durum. Kendini arayan kaybolmuşların, fıtrata dönüş yapmaları gerekmektedir. Bunu ruh ister. Öyle ister ki, hiç bitip tükenmek bilmeyen bir motivasyonu ve enerjisi vardır. Aynı İbrahim (a.s)da olduğu gibi! Ateşe atılmıştır, yurdundan çıkarılmıştır, eşinden ayrı kalmıştır, evladıyla imtihan yaşamıştır. Ama öyle bir süreç geçirmiştir ki, otomatikte oluşan iç âlemini ve dış âlemi bilme-fark etme olgusuyla, bulunduğu o doğal süreci hiç bozmamıştır. Her defasında yükselmiştir, her defasında kul olduğunun idrakinde olarak kendi sınırını çok güzel çizmiştir. ”Ben müşriklerden değilim” ve “Hasbünallahi ve ni’mel vekil” demiştir. Uyum içerisindedir yaşadıklarıyla. Ateşte açan çiçek, çölde fışkıran su olmuştur. Neden? Allah’la arasındaki her engeli kaldırmıştır. Hz. İbrahim (a.s) fıtratını yaşamıştır. Kendisini Allah’a vermiştir.(11/75) Allah da O’nu dost edinmiştir.(4/125) Beytullah’ı inşa etme vazifesini vermiştir. Hz. İbrahim (a.s) Allah’ın emriyle bir davette bulunur. Bu davet Kâbe’ye davettir, gönüllere davettir, kendini bulmaya davettir, gönüllerdeki sahte sevgilerden kurtuluşa davettir! Fıtrata davettir. Fıtrata uygun yaşayan her insan ateşte açan çiçek olur, dost olur.

Kaynak: M. Asım Köksal; Peygamberler Tarihi

Saliha Yılmaz