Fıtrat Ve Estetik

İnsanı en güzel bir biçimde yaratan Rabbimiz; din duygusu gibi, estetik ve güzellik duygusunu da onun fıtratına yerleştirmiştir. Bütün peygamberler, aslında insanlığa güzeli ve güzelliği öğretmek için görevlendirilmişlerdir. Âlemlere rahmet olarak gönderilen sevgili Peygamber Efendimiz (s.a.v) in hayatı; güzelliğin, zarafetin, ahengin ve estetiğin  en güzel örnekleriyle doludur.
Tarih boyunca Müslümanların sanat ve estetik anlayışını, tevhit inancı şekillendirmiş. Kaynağını Allah’tan ve O’nun Resul’ünden ( s.a.v ) alan İslam sanat ve estetiği; ihsan prensibine, yani her şeyi güzel yapma ve her daim güzel davranma ilkelerine dayanmaktadır. İhsan, maddi ve manevi güzelliği ifade ettiği gibi ruhi ve fiziki estetiği de içermektedir.

İslam’ın  eşyaya, varlık âlemine bakışını sevgili Peygamberimiz, şöyle anlatıyor: “ Allah güzeldir, güzeli sever; merhametlidir, merhameti sever; cömerttir, cömertliği sever; temizdir, temizliği sever.” ( Tirmizi edep 41)

Estetik kelimesinin terim anlamı güzelliktir, zarafettir, uyumdur. Vaktiyle, evlenecek olan bir delikanlıya genç kız  “Neyi seversiniz? ”diye bir soru yöneltmiş. Delikanlı, bilinçli bir şekilde, çok hoşuma giden şu sözle cevap vermiş: “Güzel olan her şeyi severim.”
Rabbim İslam’ın güzellik ve estetiğini herkese nasip ve müyesser eylesin. Sevgili, saygı değer, merhum M. Es’ad Coşan(r.h.a.)’ın da “Her yaptığınız işi, en güzel şekilde yapın.” sözü, hayatımıza güzel bir yön veriyor.

Estetiğin konusu tek kelime ile güzelliktir. Mesela sanatçı, ruhunun güzelliğini yansıtır eserine. Sanatsal duyuş, seziş insana özgü bir durum olup kişinin estetik zevkinden başkası değildir. Hiçbir şey yozlaşan insan kadar çirkin değildir. İnsan, güzel olabildiği ve öyle kalabildiği oranda yücelir. Kur’an; insan ve tabiatın, manevi ve ahlaki güzelliklerine, güzellik demektedir. İnsanın güzelliğe meyilli olması, güzel eserler ortaya koyabilmesine yol açar. Hz. Davud’un sesini en güzel kılan, Hz. Yusuf’u ve Hz. Muhammed’i insanların en güzeli yapan iksir işte budur.

Türlü türlü çilelerle, hasta bir vücudu andıran İslam dünyası, en bedbaht devirlerinden birini yaşıyor. Her İslam memleketinde ruhlar birbirinden ayrılmış, birbirlerine saldırıyorlar. Her sene yüz binlerce ziyaretçi ile dolan Kâbe’nin  etrafında ruh birliği ve beraberliği meydana gelemiyor. Bunun sebebi; esasında, ne iktisadi ne ilmi ne fikridir. Bu halin sebebi, İslam’ın temeli ve Kur’an’ın özü olan ahlakın kaybedilmiş olmasıdır.

Dünyamız sonsuz güzelliklerle doludur. Yeryüzünde sanatkârlar bunca güzel eserler ortaya koymuşlardır. İnsan, bu güzelliklere meftun olan bir yaradılışa sahiptir. En büyük saadet,  bu güzellikleri kabil olduğu kadar yakından  duyup  yaşayabilmektir. Hâlbuki  çoğumuzun ruhu, menfaat  ve  ihtiraslarla  yıpranarak bu sonsuz güzellik âleminin duygusunu kaybetmiştir. Ruhumuzu güzelliklere açabilmemizin sırrı, ruhsal yaşayışın ona götüren yollarını bilmekle elde edilir. İç hayatımızın nerelerinde bozukluk bulunduğu ve bunun giderilmesi için yaşamımızda  ne gibi değişiklikler yapmak lazım geldiği anlaşıldıktan sonra güzellik duygusu sonsuz bir şekilde yaşanabilir.

Güzellik ve estetik açısından Müslümanlar asırlarca ortaya koydukları eserlerle güzelliği zirvede temsil etmişlerdir. Bilhassa Osmanlının yaptığı eşi benzeri olmayan muhteşem camiler, saraylar, çeşitli süslü mezar taşları bu güzellik ve estetiği sergiliyor. Bugün İslam’ın güzellik ve estetik anlayışını hep tarihte sergilenmiş sanat dallarının ürünleriyle tanıtmak yeterli değildir. Bu anlayışı yeni zamanlarda tekrar tüm çeşidiyle ortaya koymak ve bütün insanlığın beğenisine sunmak, zarafetin timsali Habibullah’ın yanında Allah’ın cemaliyle müşerref olmak isteyen bütün müminlerin üzerine düşen bir vazifedir.

Ayşe Rabia

Kaynak: M. Es’ad Coşan (Rh.A.) Külliyatı