Fıtrat – 2

PROF. DR. M. ES’AD COŞAN (RA)’IN SOHBETLERİNDE FITRAT (2)

damlalar

Mâdem ki Dünya üzerinde fıtrata en uygun olan din, İslâm dinidir. Öteki dinlerin hepsi ifratta, tefritte, yanlış yoldadır.[1] Gerçek şudur ki, fıtrattaki tevhid, insanlık için tek çözümdür.[2]

Hz. Âdem (as)’dan beri, Peygamber Efendimiz (sas)’e kadar aynı. Sadece Allah’a inanmak, O’na teslim olmak tebliğ edilmiştir.

Nuh aleyhisselâm diyor ki: “Yâ Rabbi! Ben kavmimi gece gündüz hak yola davet ettim. Şu şu şu putlara tapmayın diye söyledim.”

Hz. İbrahim’in, “Niye böyle ellerinizle yaptığınız putlara taparsınız? Ben bunların hakkından geleceğim, haberiniz olsun. Bunların hiç tapılacak bir tarafı yoktur. Bunlara suikast düzenleyeceğim.” dediğini biliyoruz.[3]

Ve muhitinin put edindiği tüm batılları reddetmiş, akl-ı selîm ve fıtrat-ı mustekîmi ile ma’bud-ı hakikiye ermişti. Arifane ve zarifane bir tarzda putları kırmış, kavmine yanlış yolda olduklarını ispatlamış, ilahlık iddia edenleri sağlam muhakemesi ile kıskıvrak bağlayıp mebhut etmişti.[4]

Hz. Musa’nın Firavun’un, “Ben varken size başka bir rab tanımıyorum. Şu Mısır mülkü, şu Nil nehri benim değil mi? Ancak bana ibadet edeceksiniz. Ben sizin rabbinizim.” demesine karşı çıktığını ve onunla büyük mücadele verdiğini, Allah’ın varlığına, birliğine davet ettiğini biliyoruz.

Hz. İsa: “Yâ Rabbi! Ben sana başka bir şey yapmış olsam malumdur. Sen bana ne emretmişsen ben onlara onu söyledim. Benim ve sizin Rabbiniz olan Allah’a ibadet edin, beni ve anamı tanrı edinin demedim, Ya Rabbi!”buyurduğunu biliyoruz.

İslâm’da en önemli husus mühim olan unsur itikattır, bilimsel temeldir, gerçeğin doğru kavranmasıdır. İnsanoğlu Allah (c.c)’ı doğru tanımakla sorumludur. Ya doğru olarak tanıyacak ya da tanımazsa affolunmayacak. İnsanın en büyük vazifesi Yaradan’ını doğru tanımasıdır.

İslâm’ın ana mantığı budur ve Hz. Âdem (as) atamızdan Peygamber Efendimiz (sas)’e kadar peygamberlerin mücadelesi budur. Bu gerçeği insanoğlu kavramalı. Eliyle yaptığı taşa; havada gördüğü güneşe, aya ve yıldıza tapmayacak. Çünkü onlar gibi kaç tane yıldız olduğunu ilim bugün söylüyor. Kaç tane güneş olduğunu, kaç tane güneş sistemi olduğunu biliyoruz. Yeryüzündeki yere yatırıp boğazını kestiğimiz hayvanlara tapmayacak. Etini kebap, biftek yaptığımız hayvanlara tapmayacak. Yani doğruyu bulacak, saçmalamayacak.

İnsanlar bazen Allah’a tapınmazlar, Allah’a itaat etmezler. Bazıları şeytana itaat eder, şeytanın emrinde ve buyruğundadır. Bazıları da nefsinin emrinde ve buyruğundadır; ona tapınıyor diye bu hususta dikkat çekiliyor. Bunlara tapılmaması, Allah’tan gayrıya tapılmaması, Allah’ın varlığının ve birliğinin anlaşılması ana temel alınıyor. [5]

Biliyoruz ki, akıl hürmet gören bir varlık; dünya üzerinde ne kadar insan varsa her birinin aklı var. Ama her birinin hareketi güzel hareket değil. Onun için büyüklerimiz aklın makbul olanını “akl-ı selîm” diye isimlendirmişlerdir. Her aklı makbul saymıyoruz ve makbul de değil.

“Zevkler ve renkler tartışılmaz.” diyoruz, ama zevk-i selim var. Olgun bir sanatkârın zevkiyle ilkokuldaki bir çocuğun veya henüz çırak durumundaki bir insanın zevki muhakkak farklıdır. His var, hiss-i selim var. Demek ki inanç var; inancın da kalitesi, güzel olanı, selim olanı önemli.[6]

İslâm kâinatı yaratan Allah-u Teâlâ (c.c)’nun mahzâ lûtfu ve rahmeti sebebiyle bize gönderdiği bir prospektüsdür; hayatı en doğru, en olumlu biçimde yaşamamız için, bize bahşedilen her türlü nimet ve imkânı en uygun ve en verimli tarzda kullanmamız için sunulmuş bir “kullanma talimatnamesidir”. O, fıtrat dinidir, hayat şartlarına uygundur. Ona inanmadan, sımsıkı sarılmadan hayatın manası tam anlaşılamaz; çevre, tabiat ve kâinatta uyum sağlanamaz, bahşedilen fırsatlar iyi değerlendirilemez; ömrün sonunda hem maddeten, hem de mânen pişman ve perişan olunur.

İslâm sadece âhiret saadetinin değil, bir o kadar da, “dünya huzur ve asayişinin; ferdî ve içtimâî, millî ve beynelmilel terakkî ve başarının anahtar ve prensipleri”ni de içerir.[7]

Çok iyi biliyoruz ki; insanoğlu tek başına değil, cemiyet halinde, toplu, beraber, bir arada yaşar. Bu toplu yaşamın ilk halkası ve birinci kademesi “aile”dir. Erkek ve kadın birleşir, evlenir, samimi bir yuva kurar; doğan yavrularına sahip çıkar, sevgiyle bakar, ihtimamla büyütür, hayata hazırlar, evlenirler, neslini devam ettirir. Böylece ailelerden akraba kümeleri, aşiretler, kabileler, kavimler, milletler oluşur. Topluluklar, obalar, köyler, kentler, devletler kurar; yardımlaşarak, iş bölümü yaparak, müşterek çalışarak, beraber savunarak daha düzenli, daha kolay, daha rahat, daha emniyetli, daha güçlü, daha rahat yaşarlar.

Fıtrata uygun, tabii bir din olan İslâm; topluma, cemaate, birlikte yaşamaya, muhabbete, merhamete, idarî adalete, hukukî müsavâta, malî muvasâta, içtimaî muâvenete, teşebbüste müşârekete, halka hizmete, kanuna itaate, nizama riayete çok büyük önem vermiştir.[8]

Hayattan kopmuş, dünyayla, çevreyle, insanlarla, beşerî faaliyetlerle ilgiyi kesmiş, içine kapanmış bir manastır dini değil; aksine hayata, insana, cemiyete, devlete, beynelminele yönelmiş, onlar arasındaki münasebetleri tanzime yönelmiş aktif ve dinamik bir nizamdır; tüm hayatı, Allah’ın istediği tarzda yaşama biçimidir; yüce ve asil ilahî yoldur.

O halde hepimiz her işimizi İslâm’ın belirttiği yüce prensipleri, şeriatın temiz ve adil hükümlerini dikkate alarak, ilahî bir vecd ile ve bir ibadet zevk ve şevkiyle yapalım ki fert ve cemiyet olarak mutluluğa ulaşmamız mümkün olabilsin. [9]

 


[1] Miraç, İslam Fıtrat Dinidir

[2] Muharrem Nureddin Coşan, 25.02.2003 Basın Açıklaması

[3] İskenderpasa.com, Konferanslar, İslamiyet nedir?, 11.02.1992

[4] Baş Makaleler1, İki bayram

[5] İskenderpasa.com, Konferanslar, İslamiyet nedir?, 11.02.1992

[6] İskenderpasa.com, Konferanslar,İslam,11.02.1992

[7] İskenderpasa.com, es’ad coşan hocaefendinin İslam anlayışı

[8] Baş makaleler 3, Nice nurlu, huzurlu, erdemli, mübarek kentlere

[9] Baş mkaleler1, İslam’ın mesajını iyi kavramak,