Oruç ve Ramazan

İslamın şartlandan,en büyük erkanından birisi de ramazan orucudur.Ramazan orucu, Peygamberin Hicret’inden bir buçuk sene sonra Şaban ayının onuncu günü farz kılınmıştır.Bizden önceki ümmetlere farz kılındıgı gibi,sayılı günlerde oruc tutmak,bizede farz kılınmıştır.Nitekim ayette “ Ey İman edenler! Sizden önceki (ümmet)lere yazıldığı gibi sizin üzerinize de oruç tutmak yazıldı(farz kılındı). Olur ki bu sayede takvâya erersiniz. “

Oruç söz­lük­te; bir­şey­den uzak­laş­mak, bir­şe­ye kar­şı ken­di­ni tut­mak de­mek­tir. Şer’î bir te­rim ola­rak oruç; tut­ma­ya ehil olan kim­se­le­rin ni­yet ede­rek ikin­ci fe­cir­den iti­ba­ren gü­ne­şin ba­tı­şı­na ka­dar oru­cu bo­zan şey­ler­den ko­run­ma­la­rı­dır. Ya­ni oruç bel­li bir sü­rey­le ye­me, iç­me, ilaç kul­lan­ma ve­ya cin­sel is­tek­ler­den uzak dur­mak­tır.

İmsak ve İftar

Sözlükte “bir şeyi tutmak, sımsıkı sarılmak, alıkoymak; bir şeyden el çekmek, kendini tutmak” gibi mânalara gelen imsâk, terim olarak “ikinci fecrin (fecr-i sâdık) doğuşundan güneşin batışına kadar yeme, içme ve cinsel ilişkiden nefsi alıkoymak” demektir. Bu aynı zamanda savm (oruç) kelimesinin de terim anlamıdır. Bazı fıkıh kitaplarında bu şekilde tanımlanan savm diğer bazılarında soyut olarak “belirli şeylerden belirli bir zamanda (belirli şartlarla) kendini alıkoymak” diye tarif edilmiş ve orucun rüknünün imsak olduğu belirtilmiştir. İmsak daha dar anlamda oruca başlamayı, başlangıç anını, karşıtı olan iftar da geniş anlamda orucu herhangi bir zamanda bozmayı, dar anlamda ise güneşin batışında meşrû şekilde oruca son vermeyi ifade etmektedir. İmsak kelimesi sözlük anlamında çeşitli türevleriyle Kur’ân-ı Kerîm’de ve hadislerde geçmekte, sahur ve imsak vaktiyle ilgili bazı hadislerde ise mâna olarak yer almaktadır (Müslim, “Śıyâm”, 39-44; Ebû Dâvûd, “Śavm”, 18)
Fıkıh âlimlerinin çoğunluğu, imsakin ikinci fecrin doğuşuyla başladığını ve güneşin batışına kadar devam ettiğini kabul etmiştir. Bunlardan fecrin ilk doğuş anını sınır kabul edenler ihtiyatı, aydınlığın biraz yayılıp belirmesini benimseyenler de kolaylığı esas almışlardır (el-Fetâva’l-Hindiyye, I, 51, 194; İbn Âbidîn, II, 371; Çiçek, sy. 7-10 [1989-92], s. 187-188). Zira Hz. Peygamber sahurun mümkün oldukça geciktirilmesini tavsiye etmiş, ashabın uygulaması da bu yönde olmuştur.

ORU­CUN ÇE­ŞİT­LE­Rİ

Oruç; farz, vâcip, nâfile ve mek­ruh çe­şit­le­ri­ne ay­rı­lır.

A –  Farz Oruç:

Bu da iki­ye ay­rı­lır.

  1. Mu­ay­yen farz oruç. Ra­ma­zan oru­cu gi­bi.
  2. Gay­ri mu­ay­yen farz oruç. Ka­za­ya ka­lan ra­ma­zan oru­cu ile kef­fa­ret ola­rak tu­tu­la­cak oruç­lar bi­rer gay­ri mu­ay­yen farz­dır. Ebû Hanîfe’ye gö­re ra­ma­zan oru­cu­nu ka­za­ya bı­ra­kan kim­se bu­nu, is­te­di­ği mü­bah gün­ler­de tu­ta­bi­lir. İmam Şâfii’ye gö­re ise ay­nı yıl içe­ri­sin­de ka­za et­me­si ge­re­kir.

B- Va­cib Oruç:

Bu da iki­ye ay­rı­lır. Adak oruç­la­rı va­cip­tir. Be­lir­li gün­de tu­tul­ma­sı ada­nan oruç mu­ay­yen bir va­cip­tir. Her­han­gi bir gün, haf­ta ve­ya ay gi­bi be­lir­siz bir za­man­da tu­tul­ma­sı ada­nan bir oruç da gay­ri mu­ay­yen bir va­cip­tir. Adak yapılan îtikâf oru­cu da, be­lir­li gün­de tu­tu­la­ca­ğı için mu­ay­yen va­cip sa­yı­lır.

C- Na­fi­le Oruç:

Bu oruç­lar da sün­net, müs­te­hap, men­dup ve­ya ta­tav­vu adı­nı alır­lar.

Na­fi­le oruç­lar şu gün­ler­de tu­tu­lur :

  • Gün aşı­rı tut­mak: Na­fi­le oruç­la­rın en fa­zi­let­li­si gün aşı­rı oruç tut­mak­tır. Rasülûllah (s.a.s.) şöy­le bu­yur­muş­tur : “En fa­zi­let­li oruç Dâvud (a.s) ın tut­tu­ğu oruç­tu. Dâvud (a.s.) bir gün oruç tu­tar, bir gün tut­maz­dı.” Ab­dul­lah b. Ömer (r. an­hü­ma); “Ben da­ha faz­la­sı­nı tu­ta­bi­li­rim” de­yin­ce, Hz. Pey­gam­ber “Bun­dan üs­tü­nü yok­tur” bu­yur­muş­tur.
  • Her ay­dan üç gün oruç tut­mak: Her ayın on üçün­cü, on dör­dün­cü ve on be­şin­ci gü­nü oruç tut­mak müs­te­hap­tır. Bu gün­le­re, “ eyyâmı bıyz ” de­nir. Ebû Zer ( r.a )’ten ri­va­yet edil­di­ği­ne gö­re, Rasülûllah ( s.a.s. ) şöy­le bu­yur­muş­tur: “Her ay­da üç gün oruç tut­tu­ğun za­man, 13, 14 ve 15 nci gün­ler­de tut.” Ai­şe ( r. anhâ ), Hz. Pey­gam­ber   (s.a.s.)’in her ay­dan üç gün oruç tut­tu­ğu­nu bil­dir­miş­tir.
  • Her haf­ta pa­zar­te­si ve per­şem­be gün­le­ri oruç tut­mak: Usâme b. Zeyd ( r.a. )’ten ri­va­yet edil­di­ği­ne gö­re; Hz. Pey­gam­ber ( s.a.s. ) pa­zar­te­si ve per­şem­be gün­le­ri oruç tu­tar­dı. Ken­di­si­ne bu gün­le­ri ter­cih et­me­si­nin se­be­bi so­ru­lun­ca : “İn­san­la­rın âmelleri Al­lah Teâlâ’ya pa­zar­te­si ve per­şem­be gün­le­ri arz olu­nur” bu­yur­du.  Baş­ka bir ri­va­yet­te; “Ben oruç­lu iken ame­li­min yü­ce Rab­bi­me arz olun­ma­sı­nı se­ve­rim.” ila­ve­si var­dır.
  • Ay­rı ay­rı gün­ler­de de ol­sa şev­val ayın­da al­tı gün oruç tut­mak: Fa­kat bun­la­rın bay­ra­mın he­men ar­ka­sın­dan peş­pe­şe tu­tul­ma­sı da­ha fa­zi­let­li­dir. Ka­za, adak, v.b bir oruç da bu gün­ler­de tu­tul­sa ay­nı se­vap el­de edi­lir. Ebû Eyyûb’ un nak­let­ti­ği bir ha­dis­te şöy­le bu­yu­ru­lur: “Her kim Ra­ma­zan’ı oruç­la ge­çi­rir de son­ra bu­na şev­val ayın­dan al­tı gün ila­ve eder­se, bü­tün yı­lı oruç­lu ge­çir­miş gi­bi olur.” Bi­re on kat ecir he­sa­bıy­la Ra­ma­zan oru­cu­nun on aya, al­tı gün şev­val oru­cu­nun da 60 gü­ne kar­şı­lık ol­du­ğu, böy­le­ce bü­tün yı­lın oruç­lu ge­çi­ril­miş sa­yı­la­ca­ğı ri­va­yet edil­miş­tir. Çün­kü Kur’an-ı Ke­rim’de; “Kim iyi bir amel iş­ler­se, ona bu­nun on ka­tı ecir var­dır.” bu­yu­ru­lur.
  • Are­fe gü­nün­de oruç tut­mak: Hac’ da ol­ma­yan­la­rın Zil­hic­ce­nin do­ku­zun­cu gü­nü­nü oruç­la ge­çir­me­si müs­te­hap­tır. Rasülûllah ( s.a.s. ) şöy­le bu­yur­muş­tur; “Are­fe gü­nü tu­tu­lan oru­cun bun­dan ön­ce ve son­ra bi­rer yıl­lık gü­nah­la­rı ör­te­ce­ği Al­lah’tan umu­lur.”  “Are­fe gü­nün­den da­ha çok Al­lah’ın ce­hen­nem ate­şin­den in­san­la­rı azat et­ti­ği bir gün yok­tur.” Müs­lim’in nak­let­ti­ği bu ha­dis­te are­fe gü­nü­nün fa­zi­le­ti­ne işa­ret edil­miş­tir.
  • Mu­har­rem ayı­nın do­ku­zun­cu, onun­cu (aşûre ) ve on bi­rin­ci gün­le­ri oruç tut­mak müs­te­hap ve­ya sün­net­tir. İbn Ab­bas (r.a )’ten ri­va­yet edil­di­ği­ne gö­re, Rasülûllah ( s.a.s. ) Me­di­ne’ye ge­lin­ce Ya­hu­di­le­rin aşûre gü­nün­de oruç tut­tuk­la­rı­nı gör­müş ve : Bu oruç ne­dir ? di­ye sor­muş­tu. Ken­di­si­ne : “ Bu bü­yük bir gün­dür. Al­lah bu gün­de Mu­sa’yı ve İs­ra­i­lo­ğul­la­rı­nı düş­man­la­rın­dan kur­tar­mış, bu yüz­den Mu­sa da bu gün­de oruç tut­muş­tur. ” de­di­ler. Hz. Pey­gam­ber de ( s.a.s. ) ; “Ben Mu­sa’ya siz­den da­ha ya­kı­nım” bu­yur­du ve bu gün­de oruç tu­tul­ma­sı­nı em­ret­ti.
  • Ha­ram ay­lar­da oruç tut­mak: Eş­hü­ru’l – Hu­rum de­ni­len Zil­ka­de, Zil­hic­ce, Mu­har­rem ve Re­cep ay­la­rı­nın per­şem­be cu­ma ve cu­mar­te­si gün­le­ri oruç tut­mak men­dup­tur.
  • Şa­ban ayın­da oruç tut­mak: Hz. Ai­şe ( r. anhâ ) şöy­le de­miş­tir; “ Hz. Pey­gam­ber ( s.a.s. ) şa­ban ayın­dan çok hiç bir ay­da oruç tut­maz­dı, o şa­ban ayı­nın ta­ma­mı­nı oruç­la ge­çi­rir­di.

D – Mek­ruh Oruç­lar:

Mek­ruh oruç­lar iki kı­sım­dır. Tahrîmen mek­ruh ve Tenzîhen mek­ruh.

  1. Tahrîmen mek­ruh oruç­lar: Ra­ma­zan bay­ra­mı­nın bi­rin­ci gü­nün­de, kur­ban bay­ra­mı­nın dört gü­nün­de tu­tu­la­cak oruç­lar tahrîmen mek­ruh­tur. Çün­kü bu gün­ler Cenâb-ı Hakk’ın ziyâfet, ye­me, iç­me ve se­vinç gün­le­ri­dir. An­cak bu gün­ler­de oruç tu­tan bir kim­se günahkâr ol­mak­la bir­lik­te oru­cu ge­çer­li­dir. Sa­de­ce böy­le bir oruç bo­zu­lur­sa ka­za ge­rek­mez. Çün­kü câiz ol­ma­yan bir şey üst­le­nil­miş­tir. Baş­ka bir gö­rü­şe gö­re ka­za­sı ge­re­kir.
  2. Ten­zi­hen mek­ruh: Sa­de­ce aşûre gü­nün­de oruç tut­mak, ba­zı­la­rı­na gö­re yal­nız cu­ma gü­nün­de oruç tut­mak, sa­de­ce cu­mar­te­si oruç tut­mak, Nev­ruz ve Mih­re­can ( ba­har ve son­ba­har bay­ra­mı ) gün­le­rin­de oruç tut­mak ten­zihen mek­ruh­tur. An­cak ki­şi­nin âdeti ol­du­ğu için tut­tu­ğu oruç bu gün­le­re rast­lar­sa, o tak­tir­de bu­nun bir sa­kın­ca­sı bu­lun­maz. Yal­nız cu­ma­yı oru­ca ayır­ma­nın mek­ruh olu­şu şu ha­di­se da­ya­nır. “Ge­ce­ler ara­sın­da sa­de­ce cu­ma ge­ce­si­ni iba­de­te ayır­ma­yın. An­cak siz­den bi­ri âdeti olan bir oru­cu tu­tu­yor­sa bu müstesnâdır.”

Ge­ce­le­yin if­tar edil­me­yip iki üç gün peş­pe­şe oruç tu­tul­ma­sı da mek­ruh­tur. Bu­na “visâl oru­cu de­nir ” . Hz. Ai­şe’den şöy­le de­di­ği nak­le­dil­miş­tir : “Hz. Pey­gam­ber ( s.a.s. ), müs­lü­man­la­ra acı­dı­ğı için, on­la­ra if­tar et­mek­si­zin de­vam­lı oruç tut­ma­yı ( visâl oru­cu ) ya­sak­la­mış­tır. Ken­di­si­ne : Sen peş­pe­şe sü­rek­li oruç tu­tu­yor­sun, de­ni­lin­ce Hz. Pey­gam­ber ( s.a.s. ) şöy­le ce­vap ver­miş­tir : Ben siz­ler gi­bi de­ği­lim. Çün­kü be­ni Rab­bim ye­di­rir ve içi­rir.

Şek gü­nü oruç tut­mak mek­ruh­tur. Şa­ban ayı­nın otu­zun­cu gü­nü­nün Ra­ma­zan’dan mı, yok­sa Şa­ban ayın­dan mı ol­du­ğu ko­nu­sun­da ha­va­nın bu­lut­lu ol­ma­sı yü­zün­den şüp­he mey­da­na ge­lir­se, bu gü­ne “ şek gü­nü (şüp­he­li gün )  de­ni­lir. Eğer ha­va açık olur ve hilâl gö­rül­mez­se bu gün şek gü­nü sa­yıl­maz.

Şek gü­nün­de ra­ma­zan ve­ya baş­ka bir vâcibe ni­yet edi­le­rek tu­tu­lan oruç mek­ruh olur. Hat­ta Ra­ma­zan­dan ön­ce bir ve­ya iki gün oruç tut­mak da mek­ruh­tur. Rasûlullah ( s.a.s. ) şöy­le bu­yur­muş­tur : “Ra­ma­zan’ı bir ve­ya iki gün ön­ce oruç­la kar­şı­la­ma­yın. An­cak bir kim­se eğer âdeti ol­du­ğu için bu gün­le­ri oruç­la ge­çi­ri­yor­sa tut­sun.”  Bu kerâhetin se­be­bi Ra­ma­zan oru­cu­na ila­ve ya­pıl­ma­sı kor­ku­su­dur. Baş­ka bir oruç ile il­gi­si ol­mak­sı­zın na­fi­le ni­ye­tiy­le şek gü­nü oruç tu­tul­ma­sın­da bir kerâhet bu­lun­maz. Çün­kü eğer şek gü­nü Ra­ma­zan’a da­hil­se bu oruç ra­ma­zan oru­cu sa­yı­lır. Ak­si hal­de nâfile ola­rak ka­lır.

Şek gü­nün­de ; “Ra­ma­zan ise oruç tut­ma­ya, de­ğil­se oruç­suz sa­yıl­ma­ya ”ni­yet edil­se, bu­nun­la oruç tu­tul­muş ol­maz. Çün­kü oru­ca ni­ye­tin ke­sin ol­ma­sı ge­re­kir.

Mek­ruh ol­mak­la bir­lik­te, şek gü­nün­de Ra­ma­zan oru­cu­na ni­yet edil­se, son­ra­dan Ra­ma­zan ol­du­ğu an­la­şıl­sa bu oruç Ra­ma­zan oru­cu sa­yı­lır. Ak­si hal­de nâfile olur. Fa­kat bir vâcibe ni­yet edil­miş­se oruç, bu vâcib adı­na ge­çer­li olur. An­cak gün şüp­he­li ka­lır­sa, ni­yet edi­len vâcib oruç, o vâcib adı­na ge­çer­li ol­maz. Çün­kü o gü­nün Ra­ma­zan’dan ol­ma ihtimâli var­dır.

Şek gü­nün­de yu­ka­rı­da­ki hü­küm­le­ri ayır­de­de­bi­len müs­lü­man­la­rın çevre­ye yay­ma­dan oruç tut­ma­sı, di­ğer hal­kın ise, du­ru­mun açık­lı­ğa ka­vuş­ma­sı ih­ti­ma­li se­be­biy­le ze­val vak­ti­ne ka­dar oru­cu bo­zan hal­ler­den sa­kın­ma­sı da­ha fa­zi­let­li­dir.

Şa­ban ayı­nı oruç­la ge­çi­ren ve­ya son üç gü­nün­de oruç­lu bu­lu­nan kim­se için de şek gü­nün­de oruç tut­mak da­ha fa­zi­let­li­dir.

Bir ka­dın için ko­ca­sı­nın iz­ni ol­mak­sı­zın nâfile oruç tut­mak mek­ruh­tur. Ko­ca­sı da bu oru­cu boz­du­ra­bi­lir. Ka­dın da­ha son­ra ko­ca­sı izin ve­rin­ce ve­ya ko­ca­sın­dan ay­rı dü­şün­ce bu­nu ka­za eder. Hz. Pey­gam­ber ( s.a.v. ) şöy­le bu­yur­muş­tur : “Ko­ca­sı ya­nın­da bu­lun­du­ğu hal­de, onun iz­ni ol­mak­si­zin ka­dı­nın nâfile oruç tut­ma­sı helâl ol­maz.”

An­cak, ko­ca­sı­nın ka­dı­na ih­ti­ya­cı yok­sa, ka­dı­nın nâfile oruç tut­ma­sı ca­iz olur. Ko­ca, ka­dı­nın bu­lun­du­ğu yer­den uzak olur ve­ya hac ya­hut um­re için ihrâma gir­miş bu­lu­nur­sa ka­rı­sı­nı nâfile oruç­tan me­ne­de­mez. Çün­kü bu du­rum­lar­da eşi­nin cin­sel yön­le­rin­den ya­rar­lan­ma imkânı bu­lun­maz.

Ma­aş ve­ya üc­ret kar­şı­lı­ğı ça­lı­şan kim­se, eğer işi­ne en­gel ola­cak­sa, iş­ve­re­nin iz­ni ol­ma­dan nâfile oruç tu­ta­maz. Fa­kat böy­le bir za­rar söz­ko­nu­su de­ğil­se iş­ve­re­nin iz­ni­ne bak­mak­sı­zın oruç tu­ta­bi­lir.

Üze­rin­de Ra­ma­zan’a âit ka­za oruç bor­cu bu­lu­nan kim­se­nin nâfile oruç tut­ma­sı câizdir.

Ha­cı­lar için za­yıf dü­şü­re­ce­ği tak­tir­de “Ter­vi­ye ” ve “ are­fe ” gün­le­rin­de oruç tut­mak mek­ruh­tur. Çün­kü bu du­rum hac ibâdetini ye­ri­ne ge­tir­me­de zor­luk do­ğu­ra­bi­lir.

Ha­yız ve­ya ni­fas ha­lin­de­ki ka­dı­nın oruç tut­ma­sı ha­ram olup, tut­tu­ğu oruç ge­çer­li de­ğil­dir. Bu du­rum­da­ki ka­dın­lar, tu­ta­ma­dık­la­rı oruç­la­rı te­miz gün­le­rin­de ka­za eder­ler. Na­maz­la­rı ise ka­za et­me­le­ri ge­rek­mez.

ORU­CUN FARZ OLU­ŞU­NUN DE­LİL­LE­Rİ

Ra­ma­zan oru­cu İslâm’ın beş şar­tın­dan bir farz­dır. Da­yan­dı­ğı de­lil­ler Kur’an, Sün­net ve İcmâ’dır.

Al­lah Teâlâ şöy­le bu­yu­rur: “ (O sayılı günler) Ramazan ayıdır ki Kur’an; insanlara hidayet (doğru yol) rehberi, doğru yolun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak onda(ki Kadir gecesinde) indirildi. Sizden kim (mazereti olmaksızın) bu ay(ın ilk hilalin)e erişirse/görürse hemen orucunu tutsun, kim de hasta veya sefer de (olup da yer) ise tutmadığı günler sayısınca (caiz olan) başka günlerde (orucunu kaza etsin). Allah sizin hakkınızda kolaylık ister, zorluk istemez. Bu da, o sayıyı (kaza ile) tamamlamanız ve size yol göstermesine karşılık Allah’ın yüceliğini tanımanız içindir. Olur ki (düşünür de) şükredersiniz.”

Sün­net­ten de­lil Hz. Pey­gam­be­rin şu ha­di­si­dir : “İs­lam beş esas üze­rine ku­rul­muş­tur : Al­lah’tan baş­ka bir ilâh bu­lun­ma­dı­ğı­na ve Mu­ham­med’in Al­lah’ın ku­lu ve el­çi­si bu­lun­du­ğu­na şa­hit­lik et­mek, na­ma­zı kıl­mak, ze­kat ver­mek, Ra­ma­zan oru­cu tut­mak, gü­cü ye­ten­ler için Beytullâh’ı ziyâret et­mek.”  Tal­ha b. Ubey­dil­lah ( r.a )’ten rivâyet edil­di­ği­ne gö­re ; “Sa­çı ba­şı da­ğı­nık bir adam Hz. Pey­gam­ber’e ge­le­rek: “Ya Rasûlallah ! Al­lah’ın be­nim üze­ri­me oruç­tan ne­yi farz kıl­dı­ğı­nı ha­ber ver. ” de­di. Hz. Pey­gam­ber şöy­le bu­yur­du: “Ra­ma­zan ayı­nı farz kıl­dı.” Adam: “ Be­nim üze­rim­de bun­dan baş­ka bir borç var mı­dır? ” di­ye so­run­ca Hz Pey­gam­ber: “Ha­yır, an­cak ken­di­li­ğin­den nâfile ya­par­san bu müs­tes­na.” bu­yur­du. Bun­dan son­ra so­ru­la­rı­na de­vam ede­rek : “ Al­lah’ın ba­na farz kıl­dı­ğı zekâttan ha­ber ver? ” de­di. Hz. Pey­gam­ber ona zekâtı ve İslâm’ın di­ğer şart­la­rı­nı an­lat­tı. Bun­dan son­ra adam şöy­le de­di : “Sa­na ik­ram­da bu­lu­nan Al­lah’a ye­min ol­sun ki, bu söy­le­nen­ler­den faz­la bir­şey de yap­mam ek­sik de bı­rak­mam.” Bu­nun üze­ri­ne Al­lah el­çi­si şöy­le bu­yur­du: “Eğer doğ­ru söy­lü­yor­sa bu adam kur­tul­muş­tur, ya­hut cen­ne­te gi­re­cek­tir. ”

Ra­ma­zan­da oruç tut­ma­nın farz olu­şu üze­rin­de müs­lü­man­lar gö­rüş bir­li­ği için­de­dir.

ORU­CUN ŞART­LA­RI

A- Oru­cun Farz Ol­ma­sı­nın Şart­la­rı:

  • Müs­lü­man Ol­mak
  • Er­gin­lik Ça­ğın­da ve Akıl­lı Ol­mak
  • Oruç tut­ma­ya gü­cü yet­mek ve mu­kim ol­mak

B- Oru­cun Sıh­ha­ti­nin Şart­la­rı:

  • Ha­yız ve ni­fas­tan te­miz­len­mek
  • Oruca Ni­yet

 

Oruca Niyet Şekli:

Ra­ma­zan, be­lir­li adak ve­ya her­han­gi bir nâfile oruç için mut­lak ni­yet ye­ter­li­dir. Meselâ; “Ya­rın oruç tut­ma­ya; ve­ya: Ya­rın­ki gü­nün oru­cu­nu tut­ma­ya; Ya­hut: Ya­rın nâfile oruç tutmaya ” di­ye ni­yet edi­le­bi­lir. Bu­nun­la bir­lik­te bun­lar için ge­ce­le­yin ni­yet edil­me­si ve bu oruç­la­rın ta­yin edil­me­si, meselâ; “ Ya­rın­ki Ra­ma­zan oru­cu­nu tut­ma­ya ni­yet et­tim.” de­nil­me­si da­ha fa­zi­let­li­dir.

Fa­kih­le­rin ço­ğun­lu­ğu­na gö­re Ra­ma­zan’ın her gü­nü için ay­rı ay­rı ni­yet et­mek şart­tır. Çün­kü her bir gü­nün oru­cu ken­di ba­şı­na bir iba­det­tir, baş­ka bir gü­ne bağ­lı de­ğil­dir. Da­yan­dık­la­rı de­lil, bir gü­nün oru­cu­nu bo­zan şe­yin di­ğer gün­le­rin oru­cu­nu boz­ma­ma­sı­dır.

Bir ka­za oru­cu­na ikin­ci fec­rin doğ­ma­sın­dan son­ra ni­yet edil­se, bu­nun­la ka­za ge­çer­li ol­ma­ya­ca­ğı için, oruç nâfileye dö­nü­şür. Eğer bu oruç bo­zu­la­cak ol­sa ka­za­sı ge­re­kir. Çün­kü baş­la­nıl­mış olan bir iba­de­ti ya­rı­da bı­rak­mak ca­iz de­ğil­dir.

Bir kim­se da­ha gü­neş bat­ma­dan “ Ya­rın oruç tu­ta­yım ” di­ye ni­yet et­se, er­te­si ze­val vak­tin­den ön­ce­ye ka­dar bu­nu te­yit et­me­dik­çe oruç tut­muş olmaz. An­cak gü­neş bat­tık­tan son­ra ya­pı­la­cak böy­le bir ni­yet ye­ter­li olur.

Bir kim­se ge­ce­le­yin her­han­gi bir oru­ca ni­yet­len­dik­ten son­ra, ikin­ci fec­rin do­ğu­şun­dan ön­ce bu ni­ye­tin­den dön­se bu dön­me­si ge­çer­li olur. Oru­cu­nu boz­ma­ya ni­yet et­ti­ği hal­de boz­maz­sa, mü­cer­ret bu ni­yet­le oru­cu bo­zul­muş ol­maz.

Bir kim­se Ra­ma­zan ayı­nın gir­di­ği­ni bil­di­ği hal­de ne oruç tut­ma­ya ne de tut­ma­ma­ya ni­yet et­me­miş bu­lun­sa – açık olan rivâyete gö­re – oruç­lu bu­lun­muş ol­maz.

Ni­ye­tin te­red­düt­lü ve şart­lı ol­ma­ma­sı ge­re­kir. Meselâ; “ Ya­rın da­ve­te çağ­rı­lır­sam if­tar et­me­ye, çağ­rıl­maz­sam oruç tut­ma­ya ni­yet et­tim. ” di­ye ya­pı­la­cak bir ni­yet ge­çer­li de­ğil­dir. Böy­le­ce te­red­düt­lü bir ni­yet­le oruç tu­tul­muş ol­maz. An­cak “ İnşâallah ya­rın tut­ma­ya ni­yet et­tim. ” di­ye ya­pı­lan bir ni­yet ge­çer­li­dir.

İs­ti­va za­ma­nı­na ka­dar ni­yet edil­me­si ca­iz olan oruç­lar­da, gün­düz ni­yet edil­di­ği tak­tir­de, ni­ye­tin o gü­nün baş­lan­gı­cın­dan iti­ba­ren oruç­lu bu­lun­ma­yı kap­sa­ma­sı ge­re­kir. Yok­sa ni­yet edil­di­ği an­dan iti­ba­ren oruç tut­ma­ya ni­yet edi­le­cek ol­sa bu­nun­la oruç tu­tul­muş ol­maz.

Ra­ma­zan ge­ce­sin­de ve­ya gün­dü­zün­de ba­yı­lan ve­ya akıl has­ta­lı­ğı­na ya­ka­la­nan kim­se, is­ti­va za­ma­nın­dan ön­ce ayı­lıp, oru­ca ni­yet et­se oruç­lu bulun­muş olur.

Bir kim­se Ra­ma­zan­da baş­ka bir va­cib oru­ca ni­yet ede­cek ol­sa bu, Ra­ma­zan oru­cu­na ni­yet et­miş sa­yı­lır. Ebû Yu­suf ile İmam Mu­ham­med’e gö­re bu ko­nu­da mu­kim ile yol­cu ara­sın­da fark yok­tur. Ebû Ha­ni­fe’ye gö­re ise bu du­rum­da yol­cu ni­yet et­ti­ği vâcip oruç için oruç­lu bu­lun­muş olur. Çün­kü onun Ra­ma­zan oru­cu­nu tut­ma zo­run­lu­lu­ğu yok­tur.

Nâfileye ni­yet edi­le­cek ol­sa, da­ha sağ­lam gö­rü­şe gö­re, Ra­ma­zan oru­cu­na ni­yet edil­miş olur. Has­ta­nın bu şe­kil­de­ki ni­yet­le­ri de – sağ­lam gö­rü­şe gö­re- Ra­ma­zan adı­na ya­pıl­mış olur.

Yol­cu ile has­ta­nın mut­lak ola­rak ya­pa­cak­la­rı ni­yet­ler de Ra­ma­zan oru­cu için ya­pıl­mış olur.

Be­lir­li bir adak oru­cu gü­nün­de keffâret ve­ya Ra­ma­zan oru­cu­nu ka­za gi­bi baş­ka bir vâcibe ni­yet edi­le­rek oruç tu­tul­muş ol­sa, bu oruç -sağ­lam gö­rü­şe gö­re – o vâcip için sa­yı­lır, be­lir­li adak oru­cu­nun ise ka­za­sı ge­re­kir.

Bir oruç ile hem keffârete hem de nâfileye ni­yet edil­se keffâret ola­rak ca­iz olur. Fa­kat bir oruç ile hem ka­za­ya hem de ye­min keffâretine ni­yet edil­se hiç bi­ri­si ge­çer­li ol­maz. Çün­kü bu iki oruç ara­sın­da te­a­ruz yok­tur. Böy­le bir oruç nâfileye dö­nü­şür.

Bir ve­ya da­ha çok Ra­ma­zan’lar­dan ka­lan oruç­la­rı ka­za eder­ken; “ üze­ri­ne ka­za­sı ilk ge­rek­li olan oru­ca ” di­ye ni­yet edil­me­si da­ha uy­gun­dur. Bu­nun­la bir­lik­te, ta­yin et­mek­si­zin yal­nız ka­za­ya ni­yet edil­me­si de ye­ter­li­dir.

Bir ka­dın he­nüz âdet ha­lin­de iken ge­ce­le­yin oru­ca ni­yet et­se, ikin­ci fe­cir­den ön­ce te­miz­len­miş olur­sa oru­cu sa­hih olur.

Esir olan ve­ya ha­pis­te bu­lu­nan kim­se­ler, Ra­ma­zan ayı­nın gi­rip gir­me­di­ği hu­su­sun­da şüp­he­ye düş­se­ler araş­tı­rıp ic­ti­hat ede­rek bir ay oruç tu­tar­lar. Bu, kıb­le ve na­maz vak­ti­ni araş­tır­ma­ya ben­zer. Tu­tu­lan bu oruç­lar Ra­ma­zan’a rast­la­mış olur ve­ya Ra­ma­zan’dan ya­hut oruç tu­tu­la­ma­yan bay­ram gün­le­rin­den son­ra ge­ce­le­yin ni­yet ede­rek tu­tul­muş bu­lu­nur­sa Ra­ma­zan adı­na ca­iz olur. Ra­ma­zan gün­le­rin­den ek­sik tu­tul­muş­sa, ek­sik ka­lan gün­ler ka­za edi­lir. Fa­kat Ra­ma­zan’dan ön­ce­ye rast­la­mış olur­sa ca­iz ol­maz, yal­nız na­fi­le oruç tu­tul­muş olur.

Oru­ca gü­neş bat­tık­tan son­ra ni­yet edil­me­si ha­lin­de, ikin­ci fec­re ka­dar ye­me iç­me ve cin­sel iliş­ki­de bu­lun­ma oru­ca za­rar ver­mez. Çün­kü ge­ce­den ya­pı­lan ni­yet ikin­ci fe­cir­den iti­ba­ren baş­la­ya­cak olan oruç iba­de­ti için ya­pılmış olur. Ni­te­kim, ikin­ci fe­cir­den ön­ce­ye ka­dar bu ni­yet­ten dö­nül­me­si de müm­kün­dür.

ORUÇ­LU İÇİN MÜS­TE­HAP OLAN ŞEY­LER

  1. Bir yu­dum su iç­mek gi­bi az da ol­sa bir şey ye­mek ve sa­hu­ru ge­ce­nin son vak­ti­ne ge­cik­tir­mek.
  2. İf­ta­rı ak­şam na­ma­zın­dan ön­ce ace­le yap­mak
  3. İf­tar sı­ra­sın­da şu du­a­nın okun­ma­sı sün­net­tir:
    “Al­la­hım! Se­nin rı­zan için oruç tut­tum, se­nin ver­di­ğin rı­zık­la oru­cu­mu aç­tım. Sa­na gü­ven­dim, sa­na iman et­tim. Su­suz­luk git­ti, da­mar­lar ıs­lan­dı. İnşâallah ecir ve se­vap mey­da­na gel­di. Ey fazl u ke­re­mi ge­niş olan Rab­bim, be­ni ba­ğış­la. Ham­dol­sun Al­lah’a ki, o ba­na yar­dım et­ti de oruç tut­tum, rı­zık ver­di de oru­cu­mu aç­tım”
  4. Oruç­lu kim­se­le­re, yok­sul­la­ra ih­san ve ik­ram­da bu­lun­mak müs­te­hap­tır.
  5. Sa­bah vak­ti gir­me­den cü­nüp­lük, ha­yız ve ni­fas­tan te­miz­len­mek
  6. Oruç­lu­nun di­li­ni ge­rek­siz ve boş söz­ler­den ko­ru­ma­sı müs­te­hap­tır
  7. Oruç­lu­nun ilim ve Kur’ân-ı Kerîm oku­mak­la, zi­kir ve sa­la­vat-ı Şe­ri­fe ge­tir­mek­le meş­gul ol­ma­sı müs­te­hap­tır
  8. Özel­lik­le Ra­ma­zan’ın son on gü­nün­de oruç­lu­nun itikâfa gir­me­si müs­te­hap­tır

ORU­CUN BO­ZUL­MA­SI

A- Oruç Tut­ma­ma­yı Mü­bah Kı­lan Özür­ler:

  1. Se­fer-Yol­cu­luk:
  2. Has­ta­lık:
  3. Ge­be­lik ve ço­cuk em­zir­mek
  4. Yaş­lı­lık
  5. Düş­man­la ci­had
  6. İk­rah ve teh­dit al­tın­da kal­mak
  7. Şid­det­li aç­lık ve su­suz­luk
  8. Zi­ya­fet: Zi­ya­fet ver­mek ve­ya zi­ya­fe­te da­vet olun­mak yal­nız nâfile oru­cu aç­mak için bir özür sa­yı­la­bi­lir
  9. Ha­yız ve ni­fas ha­li
  10. Zor iş­ler­de ça­lış­mak

Oru­cu Boz­du­ğu Hal­de Yal­nız Ka­za­yı Ge­rek­ti­ren

  1. Bes­len­me ve­ya te­da­vi ol­ma, ama­cı ta­şı­ma­yan bir şe­yi vü­cu­da gir­dir­mek oru­cu bo­zar ve yal­nız ka­za­yı ge­rek­ti­rir.
  2. Oruç­lu kim­se­nin bir gı­da mad­de­si­ni ve­ya bir ilâcı şer’î özür se­be­biy­le al­ma­sı yal­nız ka­za­yı ge­rek­ti­rir.
  3. Oruç­lu kim­se­nin şeh­ve­ti­ni meş­ru ol­ma­yan yol­lar­la tat­min et­me­si ka­za­yı ge­rek­ti­rir, keffâret ge­rek­mez.

C) Oru­cu Bo­zup Hem Ka­za Hem Keffâret Ge­rek­ti­ren Du­rum­lar :

  • Şer’î bir özür ol­mak­sı­zın gı­da ve­ya gı­da özel­li­ği ta­şı­yan her tür­lü mad­de­yi bi­le­rek al­mak.
  • Cin­sel ar­zu­yu tam ola­rak tat­min et­mek.

 

D) Oru­cu Boz­ma­yan Du­rum­lar :

  1. Unu­ta­rak ye­mek, iç­mek ve­ya cin­sel te­mas­ta bu­lun­mak.
  2. Bak­mak ve­ya dü­şün­mek su­re­tiy­le bo­şal­mak, bak­ma­ya ve dü­şün­me­ye de­vam edil­se de oru­cu boz­maz.
  3. Er­kek­lik or­ga­nın­dan içe­ri­ye (ih­li­li­ne) su, yağ ve ben­ze­ri sı­vı mad­de­ler akıt­mak, ya­hut neh­re ve­ya su­ya dal­mak su­re­tiy­le su gir­mek, ya­hut ku­la­ğa bir çöp ve­ya kür­dan sok­mak su­re­tiy­le ku­lak kir­le­ri­ni çı­kar­mak oru­cu boz­maz.
  4. Bir kim­se cü­nüp ola­rak sa­bah­la­sa ve cü­nüp­lük gün bo­yun­ca de­vam et­se de oru­cu boz­maz
  5. Gö­ze ilâç dam­lat­mak ve­ya sür­me çek­mek oru­cu boz­maz.
  6. Kan al­dır­mak ve­ya ha­ca­mat yap­tır­mak oru­cu boz­maz.
  7. Su ile ıs­la­tıl­mış ol­sa bi­le oruç­lu iken mis­vak kul­lan­mak oru­cu bozmaz.
  8. Ağı­za ve bu­ru­na su ve­re­rek çal­ka­la­mak ve süm­kür­mek oru­cu bozmaz.
  9. Se­rin­le­mek için yı­kan­mak, yüz­mek ve­ya yaş bir el­bi­se ile se­rin­le­mek oru­cu boz­maz.
  10. De­di­ko­du yap­mak, ya­lan söy­le­mek ve­ya baş­ka bir ha­ra­mı iş­le­mek oru­cu boz­maz. (Günahkar olur)
  11. Bo­ğa­za du­man ve­ya un, top­rak ya­hut kum toz­la­rı, si­nek ve­ya ilâçların ta­dı­nın gir­me­si, eğer oruç­lu­nun ken­di is­te­ği ve zor­la­ma­sı ile ol­ma­mış­sa oru­cu boz­maz.
  12. Diş çek­tir­mek de oru­cu boz­maz. An­cak kan ve­ya ilaç­tan hiç bir şe­yi yut­ma­mak ge­re­kir.
  13. Ağız­da­ki tük­rü­ğü ve­ya bu­run­da­ki sü­mü­ğü çe­kip yut­mak oru­cu boz­maz. An­cak sü­mü­ğü dı­şa­rı at­mak te­miz­lik ba­kı­mın­dan da­ha iyi­dir
  14. Ken­di ken­di­ne ge­len kus­muk ya­hut ağız do­lu­su bi­le ol­sa bu kus­ma ken­di­li­ğin­den içe­ri gi­der­se, sağ­lam olan gö­rü­şe gö­re (oru­cu boz­maz. Kas­den ağız do­lu­sun­dan az bir kus­ma da sağ­lam olan gö­rü­şe gö­re böy­le­dir. Fa­kat bir kim­se kus­tu­ğu­nu ve­ya no­hut mik­ta­rı ka­da­rı­nı yu­tar­sa ve ku­sun­tu­nun as­lı da ağız do­lu­su olur­sa Hanefîlere gö­re it­ti­fak­la oruç bo­zu­lur.
  15. Diş­ler ara­sın­da ka­lan no­hut ta­ne­sin­den az olan ye­mek ka­lın­tı­la­rı­nı ye­mek de oru­cu boz­maz.
  16. De­ri al­tı­na, kas­la­ra ve­ya da­ma­ra iğ­ne yap­mak Ebû Yu­suf ve İmam Mu­ham­med’e gö­re oru­cu boz­maz. An­cak Ebû Hanîfe’nin ak­si gö­rüş­te ol­du­ğu­nu da dik­ka­te ala­rak, müm­kün olur­sa iğ­ne­yi if­tar­dan son­ra­ya ge­cik­tir­mek ih­ti­yat ba­kı­mın­dan da­ha uy­gun­dur. Ma­kat­tan ya­pı­lan şı­rın­ga oru­cu bo­zar.
  17. Gül, çi­çek, esans, misk gi­bi gü­zel ko­ku­la­rı kok­la­mak oru­cu boz­maz.

Oru­cun Vak­ti:

Oru­cun vak­ti, ikin­ci fe­cir­den gü­ne­şin bat­ma­sı­na ka­dar olan sü­re­dir. Ba­zı fa­kih­le­re gö­re, baş­lan­gıç için fecr-i sâdık’ın ilk do­ğuş anı­na iti­bar edi­lir . İhtiyâtta bu­nu ge­rek­ti­rir. Di­ğer ba­zı­la­rı­na gö­re ise ışı­ğın bi­raz uza­yıp da­ğıl­ma­ya baş­la­dı­ğı za­man mûteberdir. Oruç tu­ta­cak­lar için bu da­ha uy­gun­dur. Kı­sa­ca bi­rin­ci gö­rü­şe gö­re fecr-i sâdık’ın ilk do­ğu­şun­dan, ikin­ci gö­rü­şe gö­re fec­rin doğ­ma­sıy­la ışı­ğın da­ğıl­ma­ya baş­la­ma­sın­dan iti­ba­ren oru­ca baş­la­mak ge­re­kir.

Fec­rin do­ğu­şun­da şüp­he eden kim­se­nin yi­yip iç­me­yi bı­rak­ma­sı da­ha fa­zi­let­li­dir. An­cak yi­yip iç­me­ye de­vam et­se oru­cu yi­ne ta­mam­dır. Fe­cir­den son­ra yi­yip iç­ti­ği da­ha son­ra an­la­şıl­sa o gü­nün oru­cu­nu ka­za et­me­si ge­re­kir.

Ra­ma­zan oru­cu, ha­va açık olun­ca hilâli gör­mek­le, bu­lut­lu olun­ca Şa­ban ayı­nı otuz gü­ne ta­mam­la­mak­la farz olur. Çün­kü Al­lah Teâlâ; “Siz­den her kim Ra­ma­zan ayı­na ye­ti­şir­se oruç tut­sun.”  bu­yur­muş­tur. Hz. Pey­gam­ber de bir ha­dis-i şe­ri­fin­de; “Hilâli gö­rün­ce oruç tu­tun, hilâli gö­rün­ce oruç bo­zun. Eğer ha­va bu­lut­lu olur­sa şa­ban ayı­nı otu­za ta­mam­la­yın”  bu­yur­muş­tur. Buhârinin bir rivâyetinde ; “Ay yir­mi do­kuz gün­dür. Ayı gör­me­dik­çe oruç tut­ma­yın. Eğer ha­va bu­lut­lu olur­sa, Şa­ban ayı­nı otu­za ta­mam­la­yın” de­ni­lir. Müs­lim’in bir ifâdesi ise şöy­le­dir: “Hz. Pey­gam­ber Ra­ma­zan’dan söz ederken iki eli­ni bir­bi­ri­ne bi­tiş­ti­re­rek yap­tı­ğı üç ha­re­ket­le ayın otuz gün ol­du­ğu­nu gös­ter­miş­tir.Son­ra baş­par­ma­ğı­nı işa­ret par­ma­ğıy­la bü­ke­rek; “Ayı gör­dü­ğü­nüz za­man oruç tu­tun, ayı gör­dü­gü­nüz za­man if­tar edin. Eğer üze­ri­ni­ze bu­lut ge­lir­se, Şa­ban’ı otu­za ta­mam­la­yın.” bu­yur­muş­tur. Kamerî ay­lar, yıl bo­yun­ca iki, üç  ve­ya dört ay sü­re­sin­ce yir­mi do­kuz gün ola­bi­lir.

Oruç­lu kim­se, gü­ne­şin ba­tıp bat­ma­dı­ğın­da şüp­he et­se if­tar et­me­si ca­iz ol­maz.Oru­cu­nu boz­duk­tan son­ra işin ger­çe­ği­ni an­la­mak müm­kün ol­maz­sa ka­za et­me­si ge­re­kir. Gü­neş bat­maz­dan ön­ce­si oru­cu­nu boz­du­ğu an­la­şı­lır­sa üze­ri­ne keffâret de ge­re­kir.

Oruç tu­ta­cak kim­se­nin araş­tır­ma ile sa­hur ve if­tar et­me­si ca­iz­dir. Böy­le bir kim­se, baş­ka bir va­sı­ta bu­la­maz­sa ga­lip zan­nı­na gö­re sa­hur ye­me­ği yer ve fec­rin do­ğu­şu­na ka­na­at ge­ti­rin­ce oru­ca baş­lar ve gü­ne­şin ba­tı­şı­nı araş­tı­ra­rak yi­ne ga­lip zan­nı­na gö­re oru­cu­nu aça­bi­lir. Bu­nun­la bir­lik­te fec­rin do­ğup doğ­ma­dı­ğı­nı iyi­ce kes­ti­re­me­yen kim­se­nin bir an ön­ce oru­ca baş­la­ma­sı ve gü­ne­şin ba­tıp bat­ma­dı­ğı­nı kes­ti­re­me­yen kim­se­nin de he­men oru­cu­nu boz­ma­ma­sı ihtiyât ge­re­ği­dir.

Top ve­ya da­vul se­siy­le ya­hut kan­dil­le­rin ya­kıl­ma­sıy­le oru­ca baş­la­mak ve­ya oruç­tan çı­ka­bil­mek için bun­la­rın gü­ve­ni­le­bi­lir bir şe­kil­de dü­zen­li ol­ma­sı­na ve her ta­raf­tan gö­rü­lüp işi­ti­le­bil­me­si­ne özen gös­te­ril­me­li­dir. Oru­cun baş­lan­gı­cı ( im­sak ) sa­bah eza­nı ile olan yer­ler­de, eza­nın vak­tin­de okun­ma­sı da ge­rek­li­dir. Eza­nın ge­ci­ke­bi­le­ce­ği­ni dik­ka­te ala­rak sü­re­ler, gü­ve­ni­lir tak­vim ve sa­at­le de kont­rol edil­me­li­dir.

Ra­ma­zan Hilâlinin Tes­pi­ti

Şa­ban ayı­nın yir­mi do­ku­zun­cu gü­nün­den iti­ba­ren hilâli gör­me araş­tır­ma­la­rı ya­pıl­ma­sı va­cip­tir. Sü­re­nin ta­mam­lan­ma­sı için yi­ne şev­val ayı­nın hilâlini gö­zet­le­me ça­lış­ma­la­rı yap­mak da vâciptir. Eğer Ra­ma­zan hilâli gö­rü­lür­se, er­te­si gün Ra­ma­zan oru­cu baş­lar, ha­va bu­lut­lu olur­sa Şa­ban’ın gün­le­ri otu­za ta­mam­la­nır. Son­ra oruç tu­tu­lur. Ra­ma­zan’ın yir­mi do­ku­zun­cu gü­nü de Şev­val hilâli gö­zet­le­nir. Ay gö­rü­lür­se er­te­si gün Ra­ma­zan bay­ra­mı baş­lar. Gö­rül­mez­se, Ra­ma­zan otuz gün tu­tu­lur.

Her ka­me­ri ayın baş­lan­gı­cı ya hilâli gör­mek­le ve­ya bir ön­ce­ki ayın gün­le­ri­ni otu­za ta­mam­la­mak­la sa­bit olur.

Hilâli gö­ren kim­se üç ke­re tek­bir ge­tir­me­li­dir. İbn Ömer ( r.a )’ten rivâyet edil­di­ği­ne gö­re, şöy­le de­miş­tir ; “ Hz. Pey­gam­ber ( s.a.s.) hilâli gör­dü­ğü za­man şöy­le dua eder­di :

“Al­la­hım ! Bu hilâli hak­kı­mız­da be­re­ket, iman, em­ni­yet ve hu­zur ve­si­le­si kıl. Ey hilâl, be­nim ve se­nin Rab­bin Al­lah’tır.”

Hilâlin, gü­ne­şin bat­ma­sın­dan son­ra gö­rül­me­si ge­çer­li­dir. Ebû Ha­ni­fe ve İmam Mu­ham­med’e gö­re, ze­val vak­tin­den ön­ce ve­ya son­ra gö­rü­le­cek hilâl ile o gün ne oru­ca baş­la­nır, ne de oruç­tan çı­kı­lır. Bel­ki bu hilâl bir son­ra­ki ge­ce­ye ait bu­lun­muş olur. Ebû Yu­suf’a gö­re ise ze­val­den son­ra gö­rü­le­cek hilâl son­ra­ki ge­ce­ye, ze­val­den ön­ce gö­rü­le­cek hilâl ise ön­ce­ki ge­ce­ye ait bu­lu­nur. Bu yüz­den bu­nun­la Ra­ma­zan ve­ya bay­ram be­lir­li ha­le ge­lir. Çün­kü bir hilâl iki ge­ce­lik ol­ma­dık­ça âdetlere gö­re ze­val­den ön­ce gö­rü­le­mez.

Oru­cun Ka­za­sı

Ra­ma­zan’dan bir ve­ya da­ha faz­la gün oruç tut­ma­yan kim­se­le­rin bun­la­rı ka­za et­me­le­ri ge­rek­ti­ğin­de gö­rüş bir­li­ği var­dır. Ra­ma­zan’da özür­süz ola­rak oruç tut­ma­yan kim­se günahkârdır. Çün­kü Rasûlullah (s.a.s) şöy­le bu­yur­muş­tur: “Ruh­sat­sız (özür­süz) ola­rak ve­ya has­ta­lık du­ru­mu ol­mak­sı­zın Ra­ma­zan’dan bir gü­nü oruç tut­ma­yan kim­se, baş­ka gün­ler­de ömür bo­yu oruç tut­sa da o gü­nün bor­cu­nu ger­çek­ten öde­miş ol­maz.” Ra­ma­zan oru­cu­nun ka­za­sı, özür bu­lun­sun ve­ya bu­lun­ma­sın ömür bo­yu müm­kün­dür. Ra­ma­zan oru­cu­nun ka­za­sın­da peş­pe­şe ol­ma ve ace­le edil­me şar­tı yok­tur. Ki­şi ka­za oruç­la­rı­nı di­ler­se ay­rı ay­rı ve­ya peş­pe­şe tu­tar. Çün­kü oruçla­rın ka­za­sı­nı bil­di­ren âyet mut­lak­tır.

Ölü­nün ka­za oru­cu­nu ve­li­si­nin tut­ma­sı câiz mi­dir ?

Üze­rin­de Ra­ma­zan’a ait oruç bor­cu olan kim­se için iki du­rum söz­ko­nu­su­dur:

  1. Va­kit dar­lı­ğı, has­ta­lık, yol­cu­luk, aşı­rı yaş­lı­lık ve sü­rek­li has­ta­lık gi­bi özür­ler yü­zün­den oruç tut­ma imkânını bu­la­ma­dan öl­müş olan kim­se­le­re âlimlerin bü­yük ço­ğun­lu­ğu­na gö­re bu imkânsızlığın or­ta­ya çık­ma­sın­da ken­di­le­ri­nin bir ku­su­ru ol­ma­dı­ğı için bir şey yap­mak ge­rek­mez. Bu oruç­lar Hac’da ol­du­ğu gi­bi be­del­siz ola­rak düş­müş­tür. Ka­za edil­me­le­ri de ge­rek­mez. Çün­kü bun­la­rı ye­ri­ne ge­ti­re­cek za­man ve imkân ol­ma­mış­tır.
  2. Oruç bor­cu olan ki­şi oruç­la­rı­nın ka­za­sı­nı yap­ma imkânını el­de et­tik­ten son­ra öl­müş­se ve­li­si onun için oruç tu­ta­maz. Ge­rek sağ­lı­ğın­da ve ge­rek­se öl­dük­ten son­ra bun­da vekâlet ve ni­ya­bet de câiz ol­maz: Bir ha­dis-i şe­rif­te şöy­le bu­yu­rul­muş­tur: “Hiç kim­se baş­ka bi­ri­si adı­na na­maz kı­la­maz, oruç tu­ta­maz. Fa­kat onun adı­na her gü­ne kar­şı­lık bir öl­çek buğ­da­yı fa­kir­le­re ye­di­rir.”

Oru­cun Keffâreti

Keffâret oru­cu­nun hük­mü, sa­de­ce Ra­ma­zan’da baş­lan­mış bir oru­cu bi­le­rek boz­mak­tan ötü­rü vâciptir. Ra­ma­zan dı­şın­da­ki her­han­gi bir oru­cu boz­mak­tan do­la­yı keffâret ge­rek­mez, yal­nız ka­za ge­re­kir.

Keffâretin se­be­bi Ra­ma­zan’ın hür­me­ti­ni çiğ­ne­mek, ihlâl et­mek ve ona al­dır­ma­mak­tır.An­cak unu­ta­rak, bil­me­ye­rek ve­ya zan­na da­ya­na­rak oruç bo­zan kim­se­ye keffâret ge­rek­mez. Ha­ne­fi ve Ma­li­ki­le­re gö­re keffâreti ge­rek­ti­ren oruç boz­ma Ra­ma­zan’da cin­sel iliş­ki ve yi­yip iç­mek gi­bi ha­re­ket­ler­le olur.

Keffâret oru­cu­nun da­yan­dı­ğı de­lil, Ebû Hu­rey­re ( r.a. ) ‘den nak­le­di­len şu ha­dis­tir: “Bir adam Rasûlullah (s.a.s.) a ge­le­rek : Mahv ol­dum” de­di. Hz. Pey­gam­ser: “Se­ni mah­ve­den şey ne­dir?” bu­yur­du. Adam: “Ra­ma­zan’da eşim­le iliş­ki­de bu­lun­dum. ” de­di. Bu­nun üze­ri­ne Hz. Pey­gam­ber şöy­le bu­yur­du : “Kö­le azat ede­cek ka­dar mal bu­la­bi­lir mi­sin?”, Adam: “Ha­yır” de­di. Hz. Pey­gam­ber: “Peş­pe­şe iki ay oruç tu­ta­bi­lir mi­sin?” bu­yur­du. Adam: “Ha­yır” de­di. Hz. Pey­gam­ber : “Alt­mış fa­ki­ri do­yu­ra­cak ka­dar mal bu­la­bi­lir mi­sin?” bu­yur­du. Adam yi­ne: “Ha­yır” de­di. Bu sı­ra­da Al­lah el­çi­si­ne bir zen­bil (on beş sa’lık bir öl­çek) için­de hur­ma ge­ti­ril­di. Hz. Pey­gam­ber bun­la­rı o ada­ma ve­re­rek yok­sul­la­ra da­ğıt­ma­sı­nı bil­dir­di. Adam: “Biz­den da­ha muh­taç olan mı var­dır?” de­yin­ce, Hz. Pey­gam­ber diş­le­ri gö­rü­nün­ce­ye ka­dar gü­lüm­se­di ve şöy­le bu­yur­du: “Git bun­la­rı ai­le­ne ye­dir.”

Bu ha­dis-i şe­ri­fe gö­re oru­cun keffâreti üç­tür: Kö­le azat et­mek, oruç tut­mak, ye­mek ye­dir­mek. Sı­ra ba­kı­mın­dan zı­har keffâreti ile yan­lış­lık­la adam öl­dür­me­nin keffâretine ben­zer. Bir kim­se kö­le azat ede­cek imkânı bu­la­maz­sa peş­pe­şe iki ay oruç tut­ma­sı ge­re­kir. Eğer peş­pe­şe iki ay oruç tut­mak­tan aciz ise o tak­dir­de alt­mış yok­su­lu do­yu­ra­cak­tır.

Keffâret oru­cu ha­yız, ni­fas, ara­ya bay­ra­mın gir­me­si gi­bi bir özür­le ke­si­lir­se ye­ni baş­tan tu­tul­ma­sı ge­rek­mez kal­dı­ğı yer­den de­vam edi­lir.

Cin­si iliş­ki­den ve­ya kas­ten oruç boz­mak­tan ötü­rü da­ha keffâret öden­me­den de­ği­şik gün­ler­de­ki oruç­la­rın bo­zul­ma­sın­dan do­la­yı tek bir keffâret öde­mek ye­ter­li­dir. Bu du­rum iki ay­rı Ra­ma­zan’da ol­sa bi­le, sağ­lam olan gö­rü­şe gö­re hü­küm böy­le­dir. Eğer ara­ya bir keffâret öde­me­si gir­miş­se sağ­lam olan bir ri­va­ye­te gö­re tek bir keffâret ye­ter­li de­ğil­dir.

Keffâret öde­mek­ten aciz olan kim­se­nin üze­rin­den keffâret bor­cu düş­mez. Han­gi öde­me şek­li­ne gü­cü ye­ter­se onu ya­par.

Ha­yız, ni­fas, ve­ya oru­cun bo­zul­du­ğu gün­de oru­cu boz­ma­yı mü­bah kı­lan has­ta­lık gi­bi bir özür se­be­biy­le keffâret dü­şer. Çün­kü bir gün keffâret için hem sa­bit ol­ma hem de sa­kıt ol­ma ba­kı­mın­dan par­ça­lan­maz.

Oruç Fid­ye­si

Hiç bir şe­kil­de oruç tut­ma­ya gü­cü yet­me­yen­le­re fid­ye ver­mek va­cip olur. Bun­lar­da çok yaş­lı er­kek­ler­le yaş­lı ka­dın­lar­dır. Bu gi­bi kim­se­ler oruç tut­ma­ya­rak her gün için bir yok­su­lu do­yu­rur­lar ve­ya fid­ye­yi na­kit pa­ra ya­hut mal ola­rak ve­re­bi­lir­ler. Ha­ne­fi­le­re gö­re fid­ye buğ­day­dan ya­rım sa’; ar­pa, hur­ma ve­ya ku­ru üzüm­den bir sa’ dır.  Bir yok­su­lu alt­mış gün sa­bah, ak­şam do­yur­mak ve­ya yüz yir­mi fa­ki­re yal­nız sa­bah ve­ya yal­nız ak­şam ye­dir­mek­te ye­ter­li­dir. Fa­kih­le­rin ço­ğun­lu­ğu­na gö­re fid­ye­nin öl­çü­sü bir bel­de­nin ge­nel ola­rak ye­dik­le­ri yi­ye­cek mad­de­le­rin­den bir müd’dür.

Al­lah Teâlâ şöy­le bu­yu­rur: “Oru­ca gü­cü yet­me­yen­le­rin bir fa­ki­ri do­yura­cak ka­dar fid­ye ver­me­le­ri ge­re­kir.” İbn Ab­bas ( r. an­hü­ma ) şöy­le de­miş­tir: “Ayet, yaş­lı kim­se­ler için ruh­sat ola­rak in­miş­tir. Oru­cu eda et­mek ise farz­dır. Ka­za­da ol­du­ğu gi­bi, eda­nın keffâretle düş­me­si câizdir.”

Bir kim­se eğer fa­kir­le­re ye­mek ye­dir­mek­ten de aciz ka­lır­sa Al­lah’a is­tiğ­far eder ve bir em­re uya­ma­mak­tan do­la­yı on­dan af di­ler. Çün­kü Yü­ce Al­lah hiç bir kim­se­ye gü­cü­nün yet­me­ye­ce­ği yü­kü yük­le­mez.

iyi­liş­me­si umul­ma­yan sü­rek­li has­ta­ya da fid­ye­nin va­cip ol­du­ğu ko­nu­sun­da gö­rüş bir­li­ği var­dır. Çün­kü böy­le bir has­ta­ya oruç tut­mak farz de­ğil­dir. İyi­leş­me ümi­di bu­lun­ma­yın­ca oru­cu ka­za et­mek­ten sü­rek­li ola­rak aciz sa­yı­lır. Bu yüz­den du­ru­mu çok yaş­lı ve güç­süz­le­re ben­zer. Bu­nun de­li­li şu âyet-i ke­ri­me’dir: “ Al­lah si­zin için din­de bir güç­lük ya­rat­ma­mış­tır.”

Ha­ne­fi­ler dı­şın­da­ki fa­kih­le­rin ço­ğun­lu­ğu­na gö­re, Ra­ma­zan oru­cu­nu ge­le­cek Ra­ma­zan ayı­na ka­dar ka­za et­me­ye­rek ih­mal gös­te­ren kim­se­le­re fid­ye ile bir­lik­te ka­za lâzım ge­lir. Bu­ra­da, ka­sıt­lı ola­rak oru­cu­nu bo­zan kim­se­ye kı­yas ya­pıl­mış­tır. Çün­kü bun­la­rın her iki­si de oru­cun hür­me­ti­ni ha­fi­fe al­mış­tır. Has­ta­lık, yol­cu­luk, akıl has­ta­lı­ğı, ha­yız ve ni­fas gi­bi özür­le­re da­ya­lı ola­rak oru­cun ka­za­sı­nı ge­le­cek Ra­ma­zan ayın­dan son­ra­ya bı­ra­kan­la­ra ise fid­ye ver­mek ge­rek­mez.

İTİKÂF

İtikâf; bir yer­de dur­ma, bek­le­me ve ken­di­ni ora­da hap­set­me de­mek­tir. Bir fı­kıh te­ri­mi ola­rak; bir mes­cit­te ve­ya o hü­küm­de­ki bir yer­de itikâf ni­ye­tiy­le bir sü­re dur­mak­tan iba­ret­tir.

İtikâf va­cip, mü­ek­ked, sün­net ve müs­te­hap ol­mak üze­re üçe ay­rı­lır. Ada­nan bir itikâf va­cip, Ra­ma­zan’ın son on gü­nün­de itikâf kifâye yo­luy­la mü­ek­ked sün­net ve baş­ka bir za­man­da iba­det ni­ye­tiy­le bir mes­cit­te bir sü­re ya­pı­lan itikâf da müs­te­hap­tır

İtikâfın Şart­la­rı:

Bir itikâfın ge­çer­li ol­ma­sı şu şart­la­rın bu­lun­ma­sı­na bağ­lı­dır:

  1. İtikâfta bu­lu­nan kim­se müs­lü­man, akıl­lı ve te­miz ol­ma­lı­dır.
    Gay­ri müs­li­min, akıl has­ta­sı­nın, cü­nü­bün, ha­yız ve­ya ni­fas­tan te­miz­len­me­miş kim­se­nin itikâfı ca­iz de­ğil­dir. Çün­kü gay­ri müs­lim iba­de­te ve akıl has­ta­sı ni­ye­te ehil de­ğil­dir. Te­miz ol­ma­yan­lar ise mes­ci­de gir­mek­ten me­ne­dil­miş­tir.
    İtikâfa gi­ren, mes­cit için­de iken ih­ti­lam olur­sa, dı­şa­rı çı­ka­rak gu­sül ab­des­ti alır ve ye­ni­den itikâfa de­vam eder. İtikâfta er­gin­lik ça­ğı­na gel­miş ol­mak şart de­ğil­dir. Bu yüz­den mü­mey­yiz bir ço­cu­ğun itikâfı da ge­çer­li­dir.
  2. İtikâfa ni­yet edil­miş ol­ma­lı­dır. Ni­yet­siz ola­rak ya­pı­lan bir itikâf ge­çer­li de­ğil­dir. Ada­nan bir itikâfta ay­rı­ca ni­ye­tin dil ile de ifa­de edil­me­si ge­re­kir.
  3. İtikâf mes­cit­te ve­ya mes­cit hük­mün­de­ki bir yer­de ya­pıl­ma­lı­dır. İçin­de ce­ma­at­le na­maz kı­lı­nan her han­gi bir mes­cit­te itikâf ya­pı­la­bi­lir. Bü­yük ca­mi­ler­de ya­pıl­ma­sı da­ha fa­zi­let­li­dir. Ab­dul­lah b. Mes’ud (r. anhümâ) şöy­le de­miş­tir: “İtikâf an­cak ca­ma­at­le na­maz kı­lı­nan yer­de ya­pı­lır.”

Ka­dın­lar ise ken­di ev­le­rin­de mes­cit edi­ne­cek­le­ri bir oda­da itikâfta bu­lu­nur­lar. Bu­ra­lar on­lar için bi­rer mes­cit sa­yı­lır. Ka­dın­la­rın dı­şar­da­ki mes­cit­ler­de itikâf et­me­le­ri ca­iz ise de ke­ra­het­ten ha­li de­ğil­dir. Ka­dın­la­rın ken­di ev­le­rin­de na­maz kıl­ma­la­rı mes­cit­ler­de na­maz kıl­ma­la­rın­dan da­ha fa­zi­let­li ol­du­ğu gi­bi,  ev­de itikâfları, mes­cit­te itikâftan da­ha fa­zi­let­li­dir.

İtikâfın Âdâbı:

  1. İtikâf Ra­ma­za­nın son on gü­nün­de ve en fa­zi­let­li mes­cit­te ya­pıl­ma­lı­dır.
  2. İtikâf sı­ra­sın­da kö­tü ve çir­kin söz söy­le­me­me­li, ha­yır ko­nuş­ma­lı­dır. Gü­na­hı ge­rek­tir­me­ye­cek söz­ler ko­nu­şul­ma­sın­da bir sa­kın­ca yok­tur. Bir iba­det inan­cıy­la sus­mak ise mek­ruh­tur.
  3. İtikâf sı­ra­sın­da Kur’an, ha­dis, Al­lah’ı zi­kir ve iba­det­le meş­gul ol­ma­lı, te­miz el­bi­se gi­yip gü­zel ko­ku­lar sü­rün­me­li­dir

İtikâfı Bo­zan Şey­ler:

  1. Cin­sel iliş­ki­de bu­lun­mak: Kur’an-ı Ke­rim’de; “Mes­cit­ler­de itikâfa çe­kil­di­ği­niz­de ka­dın­la­rı­nı­za yak­laş­ma­yın”143 bu­yu­ru­lur. Öp­mek ve ku­cak­la­mak gi­bi şey­ler­den do­la­yı bo­şal­ma olur­sa yi­ne itikâf bo­zu­lur. An­cak bak­ma ve­ya dü­şün­me so­nu­cu bo­şal­ma itikâfı boz­maz.
  2. İtikâflının mes­cid­den özür­süz ola­rak çık­ma­sı itikâfını bo­zar. Bir itikâflı ge­ce ve­ya gün­düz mes­cit­ten özür­süz bir şe­kil­de bi­le­rek ve­ya yan­lış­lık­la çı­ka­cak ol­sa itikâfı bo­zul­muş olur. Bu sü­re Ebu Yu­suf ve İmam Mu­ham­med’e gö­re bir gü­nün ya­rı­sın­dan faz­la bir sü­re­dir. Bir gö­rü­şe gö­re ise bir gü­nün bir cü­zün­den iba­ret­tir. Ka­dın da itikâf yap­tı­ğı oda­dan özür­süz ye­re evin di­ğer kı­sım­la­rı­na çık­sa itikâfı bo­zul­muş olur.
    Has­ta zi­ya­re­ti, ce­na­ze, ce­na­ze na­ma­zı ve­ya şa­hit­lik yap­mak için dı­şa­rı­ya çı­kıl­ma­sı da itikâfa en­gel­dir. Has­ta­lık­tan do­la­yı bir sa­at ka­dar dı­şa­rı çı­kıl­ma­sı da itikâfı bo­zar. An­cak adak itikâfta, has­ta zi­ya­re­ti ve­ya ce­na­ze na­ma­zı için mes­cit dı­şı­na çık­mak şart ko­şul­muş olur­sa bun­lar için çı­kıl­ma­sı itikâfı boz­maz.
  3. İtikâflıya, itikâfı sı­ra­sın­da bir­kaç gün bay­gın­lık ve­ya akıl has­ta­lı­ğı gel­se itikâfı bo­zul­muş olur. İyi­le­şin­ce ye­ni­den itikâfa baş­lar.
    An­cak itikâflı mes­cit­ten şer’i, za­ru­ri ve­ya ta­bii ih­ti­yaç­la­rı için çı­ka­bi­lir.

İtikâfın Meşrû Olu­şu­nun De­lil­le­ri

İtikâf ki­tap, sün­net ve ic­ma’a da­ya­nır.

Ki­tap­tan de­lil Cenâb-ı Hakk’ın şu ayet­le­ri­dir: “Siz­ler mes­cit­ler­de itikâfta iken ha­nım­la­rı­nı­za yak­laş­ma­yın.” “Be­nim Bey­ti­mi, ta­vaf eden­ler ve itikâfta bu­lu­nan­lar için te­miz­le­yi­niz.”İlk ayet­te itikâf iba­det­le­re mah­sus olan mes­cit­le­re nis­bet edil­miş­tir. Di­ğer yan­dan itikâf için, mü­bah olan cin­sel iliş­ki­yi ter­ket­mek, onun bir iba­det ol­du­ğu­nu gös­te­rir.

Sün­net­ten de­lil, İbn Ömer, Enes ve Hz. Ai­şe (r. an­hüm)’ün ri­va­yet et­tik­le­ri şu ha­dis­tir: “Hz. Pey­gam­ber Me­di­ne’ye gel­dik­ten son­ra ve­fa­tı­na ka­dar Ra­ma­zan’ın son on gü­nün­de itikâfa gi­rer­di.”

İtikâfın ama­cı: İhlâsla ya­pı­la­cak itikâf şe­ref­li bir iba­det­tir. Bu­nun­la Al­lah’a yö­nel­mek, boş va­kit­le­ri iba­de­te ayır­mak, iba­det için ken­di­ni dış dün­ya­dan tec­rit et­mek, Yü­ce Al­lah’ın ka­pı­sın­dan af­fe­di­lin­ce­ye ka­dar ay­rıl­ma­mak kas­te­di­lir.

 


Kaynak

  • Hamdi Döndüren, İslam İlmihali, Oruç (Erkam Yayınevi)
  • Diyanet İslam Ansiklopedisi, cilt:22 sayfa 238
  • Feyzü’l Furkan Kur’an-ı Kerim Meâli
  • Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslam İlmihali (Bilmen Basım ve Yayınevi)